13/01/2022 | Yazar: Yasemin Bahar

Bizim kendimizi tanımak ve yaşamak için, hayatımızda bir anlam bulmak için, aile kurumuna ihtiyacımız yok. Atanmış ailelerle aynı bağlara sahip olmadan da, evlenmeden de, çocuk ‘yapmadan’ da biz anlamlı bir hayat yaşayabiliriz.

Bir ömre ne sığar?: İkinci ergenlik Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Psikologlar demiş ki ergenlik dönemi kimlik keşfetme dönemidir (bknz. Erikson falan). Kimlik “keşfetmek” ne demek tam emin olamamakla beraber, son zamanlarda bu sürecin kuirler için o kadar da kolay olmadığını anlamaya başlıyorum.

--

Bir ömre ne sığar? Doğarsın, ailen maddi durumu varsa çeyizini dizmeye başlar, okursun, o arada belki ilk sevgilin olur, erkeksen askere gidersin ve dönüp iş bulursun, işgücüne katılırsın, e sonra nişan, evlilik, ilk seks, çocuk(lar), emeklilik, torun, ölüm… Kültürlerarası değişkenlik gösterse ve bazen ufak ‘güncellemeler’ gelse de, genel olarak böyle bir zaman çarkı var. Bu düzene -eleştirel bakanlar tarafından- verilen isim de krononormativite (ing. chrononormativity).

Krononormativiteye uymak, gördüğünüz gibi her “yiğidin” harcı değil. Çünkü bu beklentiler kimsenin engelli ve/veya nöroçeşitli olmadığı varsayımına; herkesin aynı seviye ve şekilde romantik ve cinsel çekim hissettiği varsayımına; herkesin cishetero olduğu varsayımına dayanıyor. Karamsar olmak istemem ama, özetle toplumda yer kaplamaması istenen kişilerin olmadığı varsayımına dayanıyor.

Kuir teorisyenler de bunun üzerine düşünüyor. Diyorlar ki: LGBTİA+’ların 13-21 yaş arasında kendi kimliklerini keşfetmeleri, keşfetseler bile dışa vurmaları çok kolay değil. Çünkü cisheteronormatif dünyada trans veya nahetero olabileceğimiz fikri ne aile, ne hükümet, ne medya, ne de okul tarafından bize sunulmuyor. Sunulsa bile maruz bırakıldığımız / gözlemlediğimiz normlar ve ayrımcılıklar (transfobi, bifobi, afobi, interfobi, lezfobi, (trans)mizojini, femfobi…) sebebiyle, açık kimlikli bir hayat yaşamanın imkanlar dahilinde olmadığı, güvenli bir seçenek olmadığı sonucuna varıyoruz. Her iki durumda da zorunlu heteroseksüellik (compulsory heterosexuality veya kısaca comp. het.) devreye giriyor ve cishet olmadığımız halde cishet bir ergenlik dönemi sürüyoruz. Aynı kuir teorisyenlere göre (bu arada bu teorisyenlerin de çoğu da “Batı dünyası”ndan geliyor), biz kuirler, 13-21 yaş arasında tamamen yaşayamadığımız ergenliği; 20li ve 30lu yaşlarda yeniden yaşayarak “ikinci ergenlik” dediğimiz bir dönem geçiriyoruz.

Dürüst olmak gerekirse, sistemin (hangi sistem diye sormayın, cevap e) yukarıdakilerin hepsi) ve toplumsal normların LGBTİA+ları kapsamadığının kabulü bana bir açıdan iyi geliyor. Çünkü LGBTİA+’lar olarak bu beklentilere uymadığımızda geride kalmış, geç kalmış, yetersiz, hatta değersiz bile hissedebiliyoruz. Uymadığımız beklentilerin zaten bize göre yaratılmadığını görmek dolayısıyla rahatlatıcı bir etki sağlıyor. 20li 30lu yaşlarda kendimizi keşfetmeye devam etmek, saçma sapan gözüken, “riskli” gözüken davranışlarda bulunmak için bize bir nevi izin veriyor.

Ama buna ikinci ergenlik demek bende soru işaretleri oluşturuyor. Bu kavram da her LGBTİA+’nın kimliğini/kimliklerini keşfetmesi, bunu genç yetişkinliğinde yapması, ve bu kimliklerin de akışkan/değişken değil sabit olması beklentisini içerebiliyor. Üstüne yine kimliğimizi topluma gösterebilmemizi; yani ailemize, çevremize açılmamızı da bizden bekliyor. Ve özellikle natransların ağzından çıktığında, hormon replasman terapisi alan transların deneyimini de bazen ikinci ergenlik adı altında küçümseyebiliyor.

Ben ne kendimden, ne de sizden böyle şeyler bekliyorum dostlar. Biz başka kalıplara girmek için diğer kalıplardan kaçmadık bence. Sadece diyorum ki; zaman algısı üzerine, aslında geride kalmış değil de kendi yörüngemizde gidiyor olabileceğimiz üzerine biraz düşünelim. Bizim kimsenin onayına da, bizim için hazırladığı bir hayat şablonuna da ihtiyacımız yok. Kendi isteklerimiz, imkanlarımız ve güvenliğimiz doğrultusunda istediğimizi yapalım (hop yine geldik geçen haftayla aynı yere).

Ha bir de unutmayalım ki, bizim kendimizi tanımak ve yaşamak için, hayatımızda bir anlam bulmak için, aile kurumuna ihtiyacımız yok. Atanmış ailelerle aynı bağlara sahip olmadan da, evlenmeden de, çocuk ‘yapmadan’ da biz anlamlı bir hayat yaşayabiliriz. Çünkü zaman eğer istersek sürekli kendimizi onunla kıyaslamamız gereken bir şablon değil; kendimizi ifade edebileceğimiz, kendimizi tanıyabileceğimiz, yeni deneyimler edinebileceğimiz bir alan da olabilir. Zaman bizim için belki de yörüngemiz değil, sınırlarını zorlayacağımız bir olgu olabilir.

Bu sefer kaynakçam bile yok, daha fazla bir şeyler okumak/dinlemek isterseniz Jack Halberstam ve Elizabeth Freeman bu konuda güzel şeyler karalamış isimler, ve Kadir Has Üniversitesi “Mekanın Cinsiyeti” dersinin kamuya açık okuma listesinde de alakalı eserler var.

Sevgiyle kalın, Omicron’suz kalın.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.



Etiketler: yaşam, aile
Dijital