18/07/2022 | Yazar: Arzu Bulut

Bütün yaralarımı hayali bir labirente götürüyorum, onları orada oyalıyorum kaybolmaları için. Umudum tekrar kırılıyor ama yaralarım hâlâ o labirentte. Bense şu an sonbaharda oyalanan bir yaprak gibiyim, umudu-umudumu ıslak tutmak için.

Bir oyalanmanın öyküsü: Amında oyalanmak istiyorum Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Meltemsiz bir yaz sabahı yanımda uzanan esmer bir bedenin neşesine gözümü açıyorum. Biraz daha sokuluyorum yanına, sırtını okşuyorum ve sonra kalkıyoruz, beraber bir duş alıyoruz hızlıca. Evden çıkıyoruz ve üç ay gönlümde, kalbimde, ağzımda dolanacak bir cümle beni buluyor: Amında oyalanmak istiyorum, amında oyalanmak istiyorum, amında oyalanmak istiyorum. Yaklaşık üç ay dilimin etrafında, çemberimde dönüyor bu cümleler ve o an normlar dünyasında kayıp bir çocuk olduğumu ve girdiğim her normun çıkmaz bir sokak olduğunu fark ediyorum. Bense hâlâ hayatıma giren kadınlarla, non-binary’lerle, bir amın neşesiyle oyalanmak istiyorum; sanki o kayıp çocuğu ve çıkmaz sokakları unutmak-oyalamak için. Biraz korkuyorum ama beni terk etmeyen arzum bana güç veriyor. Toplumun ve devletin değersizleştirmeye çalıştığı trans oluşum ve arzum kendini bir salyangoz gibi hissediyor; sürekli bedenleri ıslak tutan, iz bırakan ve kabuğunda sonsuzcasına ıslanarak dönen, lezbiyen bir salyangoz. Bu bir arzu meselesi; bu yaşayış, bu oyalanış, bir meydan okuyuş… Çünkü bu oyalanma eylemi toplum ve devletin bana biçtiği her şeyi oyalıyor, yok ediyor.

“Amında oyalanmak istiyorum,

kayıp bir çocuk gibi,
çıkmaz bir sokakta,
Bir salyangozun yeryüzünden kendini çekişi
ve sonsuzcasına kabuğunda ıslanarak dönüşü gibi…”

İstasyonuma yeni arzular hızlıca girip çıkarken, bir yaz akşamı kendimi dans ederken buluyorum; tam da korkum yalnızlığımı kalabalıklaştırmışken ve beni dansa davet eden beden göğsüme çiçek gibi sızarken. Umursamıyorum; sadece renklerle, ışıklarla dans ediyorum kalbi yağmurda hızlı atan bir kaldırım gibi, onun karşısında. Ertesi sabah uyanıyorum onun “galaksisinde”, üzerimde gül kurusu kimono var. Dudaklarım onun dudakları kokuyor, boynumda dolanan onun saçları, parmakları parmaklarımda… Bense kayıp bir kadınım onun amında. Hâlâ ağzımda bir ses: Amında oyalanmak istiyorum. Dışarı çıkmayan bir ses kendini bana hatırlatıyor tekrar ve kalkmadan yataktan onun amında oyalanıyorum, o da benim sudan ve arzudan bedenimi keşfediyor; orgazm çığlıklarımız odayı, salonu, mutfağı, koridorları, sokağı keşfederken. Üç gün sonra kendi istasyonuma, evime dönüyorum; pedallıyorum bisikletimle beton yeryüzünü; ben pedallayan bir kızım, ben neşeli bir kızım, ben ıslatan bir kızım, ben kayıp bir kızım… Bir an duruyorum birkaç ağaca sarılıyorum ve trans varoluşuma, bana biçilen değersizliği oyalıyorum. Avuçlarımı bir süre ağaçlara sürtüyorum, onları avuçlarımda topladığımı hissediyorum ve sonradan bir ses “avuçlarında ağaçlar var” diyecek bana… Kozmos’a neşe dileklerimle şükranımı sunuyorum ve artık kendi evimdeyim. Bir süre sonra içime huzursuzluklar doluşuyor, çocukluğumdan gençliğime bedenimde kendini inşa eden sevgisizlik, sevgime meydan okuyor. Sevgimse göz yaşlarımı ele geçiriyor ve yüzümde şefkatli bir keşfe çıkıyor, içimdeyse güçlü bir ses: Amında oyalanmak istiyorum diyor, sessizce bağırıyor. Sudan bedenime biraz alkol karıştırıyorum; güzel bir akşam, güzel bir pub’dayım, arzuluyum, karışığım. Oturduğum masanın ilerisinde benim gibi kıvırcık saçlı bir kadın görüyorum. Yanıma geliyor, beraber içiyoruz, gönlüm ısınıyor. Ellerimi bacaklarına götürüyor, şefkatle okşuyorum onu içimdeki sesle. Şalını boynuma doluyor. Ertesi sabah doğum günümün yaklaştığını hissediyorum ve bu sefer içimdeki sese bir şarkı eşlik ediyor. Ezra Furman’dan I Wanna Be Your Girlfriend*… Tekrar tekrar dinliyorum.
“Sadece

amında oyalanmak istiyorum,
korkum yalnızlığımı kalabalıklaştırmışken
ve çiçekler göğsüme intikal etmişken…”
Rüyamda sürekli gülümseyen bir kadın, doğum günümü kutlamam için beni motive ediyor ama ben onun amında oyalanmak istiyorum, ağaçlarda oyalandığım gibi... Doğum günümü kutluyorum içimdeki haykıran sesle, birkaç saat sonra eyleme dönüşecek olan o sesle. Birkaç gün sonra tekrar onun “galaksisindeyim”, içim denizin içi gibi: Dalgalı, sert, huzursuz. İçimdeki sesin feryat ettiğini duyuyorum. Oturuyorum kanepeye, derin derin nefes alıyorum: Orgazm nefesleri gibi. O akşam karanlığın kuruduğunu, umudun ışıltısını kaybettiğini hissediyorum. Gözlerimdeki göz yaşlarını bu sefer durduruyorum. Elime bilgisayarı alıyorum ve başlıyorum yazmaya: Amında oyalanmak istiyorum.
Bütün yaralarımı hayali bir labirente götürüyorum, onları orada oyalıyorum kaybolmaları için. Umudum tekrar kırılıyor ama yaralarım hâlâ o labirentte. Bense şu an sonbaharda oyalanan bir yaprak gibiyim, umudu-umudumu ıslak tutmak için. Artık içimde, amında oyalanmak istiyorum diye bir ses yok. Artık o, önümdeki bilgisayarda güzel bir şiir, bambaşka bir çiçek. Onun içimde yarattığı boşluk günlerce beni ağlatıyor, bir yas sürecine giriyorum ve oyalandığım o ilk esmer beden tekrar beni karşılıyor, içimde o sesi uyandıran beden. Bir çember tamamladığımı hissediyorum, kara, sıcak ve çokça derin.

Bu yazıyı kaleme almamı öneren ve beni bu yazıyı yazmaya motive eden Ezgi Karakuş’a çiçek açan şükranlarımla.
Amında Oyalanmak İstiyorum şiirimden sadece küçük alıntılarla.

Kaos GL Dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Kesişimsel Aktivizm dosya konulu 182. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat, cinsellik
Dijital