09/11/2021 | Yazar: Seyhan Arman

Garibin çilesi mezarda bitermiş, bitsin artık çilen. Güle güle git her nereye gideceksen. Her gece repertuvarımda olacak senin şarkın, viski bardağımda da kırmızı Tuborg.

Bok Kız Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Ben ona: “Gitme!” dedim. “Asla yapamazsın, seni aşar kız manyak mısın?” dedim ama dinlemedi.

Annesi buna simit ısırttıracakmış ve o ısırılmış simit, o askerden dönene kadar duvarda asılı kalacakmış. Gelen giden konu komşu akraba falan hayırlı teskereler dileyecekmiş de annesi bundan mutlu olacakmış. Dolmuşçu abisinin dolmuşçu arkadaşları sanki Adnan Menderes Bulvarı’nda iş üstünde yakalayıp ağzını burnunu dağıtmamışlarmış gibi, otogarda havaya atıp "En büyük asker bizim asker!" diye bağıracaklarmış. Bütün bunları bana, 1998’in Mart ayında, kafamıza taktığımız çöpe atılması daha evla olan naylon peruklar kafamızda, bir batman sakalımızı gizlemeyi dahi beceremediğimiz halloween makyajından daha korkunç makyajlarımız suratımızdayken,  kenar mahallenin en dibinde yerin iki kat altındaki, birahanenin cross-dresser partisinde söyledi üstelik. Tabii o zamanlar adının cross-dresser parti olduğunu bilmiyoruz. Bize göre Metin Abi’nin birahanesinde, kadın ana Ayhan'ın doğum günü partisinde, onun şerefine kadın olduğumuz eğlence diye düşünüyoruz. Zaten yerel gazeteler iki gün sonra, tam sayfaya bilmem kaç punto olarak yazmışlardı: “Kadın kılığına giren homoseksüellerin olaylı partisi adliyede bitti!” diye.

Meşhur Adana Adliyesi’nin Anıtkabir sütunları gibi olan sütunlarının önünde, merdivenin üstüne dizmişti polisler hepimizi. Ahlak masasının gurur tablosuyduk Mahmut Komiser’e göre. Değerli Adana Basını’na göre de kahkahalarla gülecekleri ucubelerdik. Bize göre de: “Babam görürse ne yaparım? Adliye çıkışı Ankara’ya mı kaçayım yoksa İstanbul’a mı? Akrabalar okur mu bu gazeteleri?” gibi onlarca kaygımızın yanına eklenen yeni travmalarımızdan birisiydi.

Adliyeden sonra önce zührevi hastalıkları hastanesinin bahçesinde sergilendik; ne olduğunu bilmediğimiz ama bizi fuhuş sebepli hastalıklardan koruyacağını söyledikleri iğnelerimiz yapıldıktan ve tabii o iğnelerin parası hepimizden tek tek tahsil edildikten sonra. Ardından, yeniden Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büro’da biraz daha aşağılandık. Bir daha Adana sınırları içinde görüldüğümüz takdirde başımıza neler geleceğinin anlatıldığı tehditler sonrası salıverildiğimizde tam 4 gece 3 gün geçmişti üzerinden o muhteşem partinin.

“Bak kız “bok kız” abin gelmiş seni almaya.” dedi Boncuk Murat pis pis gülerek.

Nasıl oldu anlamadan bir arbede çıktı ve önde “bok kız” arkasında ben bizim arkamızda da “bok kız”ın abisi bir kovalama sahnesinin içinde bulduk kendimizi. Zamanında, ikinci sınıfın sonunda kovulduğum ortaokulumun bahçesinde de yakalayıp hem beni hem de “bok kız”ı bu ne hal diye diye dövmüştü abisi. O zamanlar “bok kız”ın da aklı yerindeydi benim de ama niye kendimizi dövdürdük, niye tek kelime etmedik bilmiyorum. Ben bir yandan “bok kız”dan kalan tekmeleri yiyorum, bir yandan da arada kayan peruğumu düzeltip acaba travesti olduğumuzu anlıyor mudur bu izleyenler diye düşünüyordum.

Ağzımız burnumuz hoşaf olduktan sonra o halde düştük “bok kız”ın abisinin önüne ve hemen çarşının ortasındaki evlerine gittik.  Peruklar, etekler, makyajlar çıktı. Şarlo pantolon denilen saçma sapan erkek pantolonu, üzerine oduncu gömleği giydik. Bir kaç saat süt dökmüş kedi gibi oturduktan sonra hiç bir şey olmamış gibi dizi izleyip yemek yedik.

Yemek sonrası geç oldu sen tek gidemezsin dedi ve bok kızın abisiyle eve gönderdi beni Ayten Teyze. Eve vardığımızda “bok kız”ın abisi:  “Bizimkilerle bir kavga olayı olmuş ama biz hallettik gerekeni yaptık karşı tarafa, yok bir şey, üzerine gitmeyin çocuğun.” dedi ve beni sağ salim teslim ettiğini söyleyip gitti.

Bütün bu olanlardan 3-4 ay sonra, ”bok kız”ı,  Sivas 5. Piyade Eğitim Tugayı’na ben, abisi ve annesi birlikte götürdük. Hüngür şakır ağlayıp onlara göre gurur kaynağı bir tabloya bana göre de cehennemin tam ortasına bırakıp geldik.

Az önce de haberi geldi ben kostüm değiştirirken, Gebze tarafında kamyondan inerken düşmüş, kafasını yere çarpmış ve ölmüş…

Pat diye söylediler bunu bana.

Hiç umursamadan.

Beş dakika önce, sahnede Ankara havası söyleyip seyircilerle göbek atmıyormuşum ve şimdi kostüm değiştirdikten sonra tekrar sahneye çıkmayacakmışım gibi hiç umursamadan verildi haber: “Mesaj geldi bak, bok kız ölmüş!” dediler.

Üstümü giymeye devam ederken: “Turancığım, orkestraya söyle ilk bölümü komple atalım direk damar gireceğiz. Ben bende değilim bugün, fa# girsinler.” dedim.

Sen kim bilir, hangi musalla taşının üstünde buz gibi olmuş sarhoş bedeninle artık cansız yatarken, ben de hiç tanımadığım sarhoş adamların star mezesi olacağım bok kız. Sahnenin solunda ki o saçma deliğe ayakkabımın topuğu her girdiğinde, şarkı sözlerini unutup: “Necmi Abi! Bunu hallet yarın!” diyeceğim hayatımın tek derdiymiş gibi.

Askerden çürük alıp döndükten sonra Ankara'da Cinnah Caddesi’nde çark yaptığımız zamanlarda anlattıkları dönüyor kafamda. Gördüğü elektrik şok tedavilerini, komutanının verdiği falaka cezalarını, üst devrelerden yediği dayakları anlattığı zamanların şarkısı: "Gel halimi sorma bana, ben bende değilim bugün. Müstesna sahnemizin dev yıldızının sesinden hemen şimdi!”

“Bir Halit Arapoğlu bir de sen okuyorsun bu şarkıyı bacım.” derdi. Önce şarkı, sonra taksi, sonra kırmızı Efesler sonra da zom olmalarımız dün gibi aklımda.

Sivas’a acemi birliğine teslim etmeden önceki şen şakrak, o deli dolu “bok kız” da aklımda. Cinnah çark zamanlarımızın gerçekten delirmiş “bok kız”ı da.

Durup durup tekmil verir sonra kahkahalarla gülerdi. Sonra finalimiz "Gurbet gezdim adım adım, gözümde kaldı muradım, köşelerde çok ağladım, ben bende değilim bugün"

İtiraf ediyorum hiç bir şey hissetmedim. İçimden: “Bok kız, bok yoluna gitti.” diye geçirdim.

Isırılmış simit duvara asılsın, annesine hayırlı teskereler denilsin ve abisi arkadaşlarına: “Bak kardeşim ibne değil!” diyebilsin diye mahvoldu hayatı. Bana bile yaşadıklarının çok çok azını anlattı biliyorum ama anlattıkları kadarı bile bir lubunyanın kafasını yemesine sebep olacak şeylerdi. Keşke diyorum, keşke beni dinleseydi de gitmeseydi. Ben bile yapamayacağını biliyorken, kendisi bilmiyor muydu yani?

Ha, gitti de ne oldu? Aldı çürük raporunu oturdu. Geriye ona buna gösterilecek “Askerlik yaptı, erkek bizim oğlumuz!” fotoğrafları kaldı sadece. Ayten Teyze zaten çoktan göçtü gitti bu hayattan da abisi ne olacak? Ne düşünecek bundan sonra? Bana pat diye söylenen olay, ona da pat diye söylendi mi? “Kardeşin Gebze civarı bir otobanda 70 liraya seks yaptığı kamyoncunun kamyonundan inerken düşmüş ve ölmüş.” mü denildi? “Kafası zaten her zamanki gibi bir milyondu, o yüzden dengesini kaybetmiştir, kamyoncuyu da gözaltına almışlar.” mı denildi? Ne düşündü acaba? Dolmuşçu arkadaşlarına, kardeşinin nerede nasıl öldüğünü, ne şekilde söyleyeceğini mi düşündü; yoksa erkek olması için gönderdikleri Sivas 5.piyade Eğitim Tugayı’ndan çürüğe çıkarılmış ve 23 yıl daha yaşayabilen bir cenaze aldıklarını mı? Yazık oldu kardeşime demiş midir? Okulun bahçesi aklına gelmiş midir? Meşhur Adana Adliyesi’nin merdivenlerinin başındaki fotoğrafımız? En büyük asker bizim asker derken havaya fırlattıkları zaman bok kızın ayyy diye attığı çığlık?

Çok anımız var “bok kız” seninle. Sen biraz pissin diye “bok kız” koymuştuk adını; benimkini de deli titizliğimden “ak kız”.

Hacı Mithat Amca’nın doğduğunda koyduğu ismini çoktan unutmuştum da az önce hoca er kişi niyetine gömmeden önce söylediğinde hatırladım yeniden.

Yollarımız yıllar önce ayrıldı. Seninki Gebze civarında kamyon garajlarının yaķınına benimki de derme çatma müzikhollerin 11 günlük turnelerine.

Sen hep benim “bok kız”ımdın ben de senin “ak kız”ın.

Garibin çilesi mezarda bitermiş, bitsin artık çilen. Güle güle git her nereye gideceksen. Her gece repertuvarımda olacak senin şarkın, viski bardağımda da kırmızı Tuborg.

“Gel halimi sorma bana ben bende değilim bugün...”


Etiketler: kadın, yaşam
Telegram