14/08/2009 | Yazar: Nevin Öztop

“En sonunda Kaos GL’nin web-sitesine girdim. Bir baktım ki aileler ile ilgili bir başlık var. Okuduğum, çok güzel bir yazıydı.

Nevin Öztop | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Nevin Öztop

“En sonunda Kaos GL’nin web-sitesine girdim. Bir baktım ki aileler ile ilgili bir başlık var. Okuduğum, çok güzel bir yazıydı. Yazının aşağına bir indim ki “Çeviren: Onur” yazıyor. Onun, Onur olduğunu hemen anladım. Çok gurur duydum. Tabii, bunu, Onur’la çok sonra paylaştık.”

“LGBT Gençler, Aileleriyle Buluşuyor!” başlıklı sohbet “Türkiye’de Kadın Olma Halleri”* programı kapsamında, Lambdaistanbul Aile Grubu (LİSTAG) üyelerinin katılımıyla gerçekleşen sohbet 3 Mayıs 2009 tarihinde, Kaos GL Derneğinde yapıldı. 

Onur: Son üç senedir, Kaos GL içinde, gençlerin yoğunlukta olduğu bir grup oluşturmak istedik. Bunu, Ekim 2008’de hayata geçirdik ve kendimize KaosGenç dedik. LİSTAG (Lambdaistanbul Aile Grubu) gibi bir girişime doğru gitmek istiyordum ve KaosGenç böyle başladı.
 
Barış: 1998’den bu yana Kaos GL’yleyim. Ailemde sadece kardeşime açığım.
Özge: 1 aydır Kaos GL’yle çalışmaya başladım. Ailemde, ablalarıma ve anneme açığım.
Umut: 2001’den bu yana Kaos GL’deyim. Eşcinsel olduğumu, kendi ailem ve sevgilimin ailesi biliyor.
Katılımcılardan: 2005’ten bu yana Kaos GL etkinliklerine katılıyorum. Eşcinsel olduğumu sadece kardeşim biliyor.
 
Sevilay: Ben, Onur’un ablasıyım. Birbirimize değer katarak yetiştik. Onur’un eşcinsel olmasına dair 3 yıldır bilgiye sahibim. Bugün buraya ilk defa geldim. Bu tür etkinliklerde size destek vermeye çalışacağım ve umarım daha sık görüşeceğiz.
 
Sema: Ben, bir eşcinsel annesiyim. On yıldır çocuğum bize açık ve bir aktivist. Benim elimden tutarak beni de aktivist yaptı. “Bu çocuk nereye gider” diye arkasından gittikçe, ben de buralarda kaldım.
 
Ömer Ceylan: Ben, bir eşcinsel babasıyım. Yaklaşık 11 yıldır oğlumun eşcinselliğini biliyorum. Diğer arkadaşlarım, LİSTAG’ı kurduktan sonra bir Cumartesi beni bir toplantıya çağırmışlardı. Eşimle beraber gittik. O günden beri, onlara destek vermeye çabalıyorum.
 
Eda: Medyadaki ve LİSTAG’daki ismim Eda. Ben, bir transseksüel annesiyim. Bu konularla ilgili hiç bir bilgiye sahip değildim. Çocuğum, “Anne ben çok kötüyüm; benim bedenim başka, kendim başka” dedi. “Ay, yavrum, sen çok yalnız kaldın; geçer” dedim. Ertesi gün, “Anne, ben aslında bir kızım” dedi. Ben yine anlamadım ne olduğunu... “Benim çocuğum şizofren oldu; ruh hastası oldu” dedim. “Koştururum, bulurum bir çaresini, düzeltirim” dedim. Hiç böyle şeyler bilmedik; hiç öğretilmedi bize. Televizyonda izlediklerimizden, bunun bir özenti olduğunu zannediyorduk. Çok psikiyatr gezdik; çok borçlandık. Sonra Şahika Yüksel, “Çocuğunuz bir transseksüel” dedi; “ama”larım çoğaldı. Türkiye’de cinsel ve seksüel kelimeleri, belden aşağıyı çağrıştırıyor. Okuyordum, yazıyordum, transseksüel kelimesinin ne olduğuna dair.  Ameliyat olunduğunu bilmiyordum; sadece elbiseler falan giyecek zannediyordum. Kimseye söylemedim çocuğumun adı çıkmasın diye. Sonra internetten Lambdaistanbul’u buldum ve oradan Mehmet ile konuştum.
 
“Gideceğim ve Lambdaistanbul ile konuşacağım” dedim. “Lambda, ben geldim” demeye hazırladım kendimi. “Aileleri toplayalım…” Bize demişlerdi ki “Beyoğlu’nun arka sokaklarında gezilmez”. Ben ise, Beyoğlu’nun arka sokaklarından çıkmaz oldum…
 
Bir gün Sema hanımla, Sema anneyle karşılaştık. Birbirimizle konuştuk. Birbirimize anlattık. Ondan sonra LİSTAG oluştu. Bir anne bir anneyi, bir baba bir diğer babayı rahatlatmaya başladı. Yeni bir ailemiz oldu: Amcalarımız, ablalarımız, yengelerimiz, teyzelerimiz, ağabeylerimiz… Amacımız, çocuklarımızın, sosyal alanda kendilerine güvenebilmelerinin ve eğitim ve meslek alanlarında başarılı olabilmelerinin en önemli anahtarının bizlerin onları oldukları gibi kabul etmeleri olduğunu hatırlamaktı. Çocuklarımızın önüne çıkacak büyüklü küçüklü çakıl taşlarını kenara atmak ve onları çok güçlü bir şekilde hayata bağlamak.
 
Metehan: Bir eşcinselim. Anneme açılma sürecimde LİSTAG’la beraber oldu. Ayda bir Cumartesi Amargi Feminist Kitabevi’nde toplanıyoruz ve bu bizi çok rahatlatıyor.
 
Mehmet: LGBT bireylerin, ulaşabilecekleri ve oradan bilgi alabilecekleri çeşitli örgütlenmeler mevcut ancak aileler için böyle bir durum söz-konusu değil. Asıl ihtiyaç noktası şuydu: Aileler tek başına yaşamak zorunda kalmamalılar bu durumu. Biz onlara açıldıktan sonra, onların da yaşamaya başladıkları sorunlar olabiliyor: El-âlem ne der? Yetiştirirken bir hata mı yaptık? Biz de, ailelerin yaşadığı o travmayı giderecek bir dayanışma mekanizması kurduk.
 
LGBTT bireyler, açılarak, ellerindeki patatesi ailelerine atmış oluyorlar ve aileler bu patates ile ne yapacaklarını bilmiyorlar. Biz de LGBTT bireylere, açıldıklarında nelerin olabileceğine, çeşitli durumda nasıl hareket edebileceklerine dair danışmanlık yapıyoruz. Birey, açılma sürecinin sonrasında emek vermeyecekse, tekrar düşünmeli. Çünkü bu, kişi açıldığı anda bitecek değil, o anda başlayacak bir süreç.
 
Sevilay: Onur’un depresyona girdiğini hiç anlayamadık. Çok uzun sürdü. Bazen çaresizlik insana her şeyi yaptırabilir. Odasındaki notları karıştırdım; dosyalarını açtım. Kaos GL dergisinin içinde hüzünlü notlar… Okuduğumda, ölüyorum zannettim. O kadar duygusal ve ayrıntılı yazmış ki ben direkt olayın içinde buldum kendimi. Anlamaya çalışıyordum ama ağır bir hafta geçirdim. Fakat şunu da iyi biliyorum ki çok sevindim. Çünkü ben Onur’un çaresiz bir dert içinde olduğunu zannetmiştim. Ama bir taraftan da destek olmaya çalışıyorum. Bu insanlar nereye giderler… Nerede buluşurlar… Nereden öğrenebilirim... En sonunda Kaos GL’nin web-sitesine girdim. Bir baktım ki aileler ile ilgili bir başlık var. Okuduğum, çok güzel bir yazıydı. Yazının sonuna geldim ki “Çeviren: Onur” yazıyor. Onun, Onur olduğunu hemen anladım. Çok gurur duydum. Tabii, bunu, Onur’la çok sonra paylaştık.
 
Mehmet: LİSTAG adının içinde her ne kadar Lambdaistanbul adı geçse de, bu iki oluşum, tamamen bağımsız örgütler. Toplantılarımızı da Lambdaistanbul’da yapmıyoruz çünkü LGBT bireyin sorununa odaklanması tehlikesi bizi çok korkutuyor. Ama Lambdaistanbul ile birlikte okuma tiyatroları, söyleşi gibi ortak etkinlikler düzenliyoruz.
 
Mehmet: Biraz yol gösterici olması açısından, teknik olarak neler yaptığımızı özetlemek istiyorum.  “Yakın çevremizdeki, nazımızın geçtiği anne-babaları getirelim” demiştik. Sema zaten yıllardır konu ile ilgiliydi. Pınar, “Örgütleneceğim ben” diye geldi bize. Terimlerin sürekli düzeltilmesi yönünde çıkışlar olmasın; insanlar rahat konuşabilsin ve politik-doğruculuk olmasın, “mânâ”dan uzaklaşmayalım hedefleriyle ailelerin sorunlarına odaklanabildik
 
Onları, CETAD (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği) toplantılarına da yönlendiriyoruz. Bir psikiyatristin, toplantının moderatörü olması önemli çünkü neyi kimin söylediği önem kazanabiliyor olabiliyor… Bu, ailelerin daha rahat açılmasını da kolaylaştıran bir etken…
 
Sema: Bu çok güzel çok kutsal bir görev çünkü o süreçler hakikaten çok zor süreçler... İnsanlar kabuklarını kırıp kırıp çıkıyor. “Aşmak” denen şey, insanın kendi içsel yolculuğu ve LİSTAG’ı tam da bu duygularla kurduk çocuklarımızla. Gittikçe büyüyoruz. Peki, LİSTAG bana neler getirdi? Hayatımızda neler oldu? Yemekler ne anlama geliyor? Orada birçok psikoloğun ve psikiyatrisin bize attıramayacağı kadar büyük adımlar atıyoruz. Bir baba bir başka babaya sarılıyor; bir babanın orada duruşu, başka bir çocuğun önyargısını kırabiliyor. Bir baba, mesleğiyle, konumunla, duruşuyla, başka çocukların kafasındaki kabukları kırabiliyor. Hiç unutmuyorum… Bizim evde düzenlediğimiz ikinci yemeğe, bir çocuk, annesini getirmişti. Kadın, “Altı ay sonra, ilk defa rahat uyku uyuyacağım” dedi giderken... Maskeler yok. Çoğu zaman bitsin istemiyorsunuz. Yıllardır doğru bildiğimiz, kitaplardan okuduğumuz şeyleri, tam anlayamadığımızı ve onları tam oturtamadığımızı fark ettik ve son aylardaki birkaç toplantımızda tamamen kendi cinsel yönelimimizi konuşur hale geldik. Bunlar hep bizim çocuklarımızın sayesinde oluyor.
 
Ömer Ceylan: Bu toplumdaki korku ve endişeler, bireyi, en zor duruma sokan şeyler... Değiştirmediğiniz şeyler bunlar çünkü onlardan korkarak bir şeyi değiştirme şansınız yok. Toplumun bilinçlenmesi çeşitli aşamalarla oluyor. Bilgilenme dediğimiz safhayı, Kaos GL, kendi yayın organları ile yapıyor. Benim, yaklaşık 35-40 yaşımdan sonra, kişisel gelişimim için bir takım çabalarım oldu. Eşimle birlikte, eşlerin katıldığı grup terapilerine katıldım. Kişisel gelişim kitapları ile haşır-neşir olmaya başladım. Benim çocuğum bir birey ve kendi hayatını yaşayacak, doğrularıyla ve yanlışlarıyla... Bunu içselleştirebilmek çok önemli… Bunu yaptığınız zaman, travmaları çok hafif atlatabiliyorsunuz. Oğlum benimle konuşmak istiyordu ama ben konuşmaktan kaçıyorum. Önyargılarım vardı ve bu önyargılarla onun karşısına çıkmak, onu üzmekten başka bir şey yapmayacaktı. Ancak, zaman içinde onu anlamaya çalıştım ve o benim bir öğretmenim oldu.
 
Tabii bizim toplum olarak çok büyük bir dezavantajımız var. Toplumsal baskımız var birbirimize. El-âlem ne der? Komşular ne der? Akrabalar ne der? Aman onlar duymasın! Bu korkuları yenmemiz lazım. İnsanlar daha çok örnek gördüğü zaman, toplum olarak değişmemiz de kolaylaşacak diye düşünüyorum. 
 
Pınar: Açılma sürecinde ebeveynler birçok aşama yaşıyorlar. Öncelikle, bir şok… Arkasından, inkâr... Onun sonrasında, öfke ve suçluluk. “Nerede yanlışlık yaptık? Bunun olabileceğini nasıl fark etmedik? Daha neler ile karşılaşacağız?” gibi sorular… “Çocuğum, bana anlatmadan önce ne kadar acı çekti?” sorusu beni çok üzmüştü mesela. “Çevre, etraf, aile fertleri ne tepki verecek?” sorusu geliyor sonra. “Bununla başa çıkabilecek kadar donanımlı değilim”in panik hali olabiliyor. Bazı aileler çok destekleyici olurken, bazı aileler de “boyun eğen” oluyor. Bu aileler, şartlı destekliyorlar çocuklarını; “Eşcinsel ol ama etrafımda dolaşma” şartıyla. Araya duvarlar koymaya başlamak çok sağlıksız bir durum ve o duvarlar gittikçe kalınlaşmaya başlıyor zamanla. Bir de hiç destekleyici olmayan aileler var; çocuklarını tamamen atıyorlar; onları terk ediyorlar, itiyorlar ve onlara agresif davranıp, şiddet gösteriyorlar.
 
Bazı çocuklar, evden uzaklaşmamak, ailelerinden hâlâ finansal destek ya da onların imkânlarıyla eğitim aldıkları için, korkuyorlar açılmaya. Korkular dağ gibi oluyor… Yıllardır ailesine açılamamış fakat çalışmalarımızı çok yakından izleyen bir çocuk vardı. LİSTAG’ın yemeklerinden birine davet ettik ve bizimle bayağı cesaretlendi. Ailesine açıldı ve açıldıktan sonra, “Aslında kolaymış” dedi. Bu şekilde, yaşadıklarını içinde tutan, 24 saat boyunca her şeyi biriktiren, bir yükle yatıp kalkan çocuklarımız var.
 
Kaos GL’ye gelince yeni bir fikir doğdu… Böyle bir ofisimiz olsun istiyoruz. Duvarlardaki resimleri çok beğendim ve “biz de aile resimleri yapalım” dedim. Hedeflerimizden bir tanesi İstanbul’da genişlemek. Diğer yandan, diğer örgütlere ulaşmak ve onlara sunumlar götürmek istiyoruz. Bu işler böyle oluyormuş arkadaşlar. Yurtdışında bu yapılabiliyorsa, biz de yaparız.
 
Mehmet: Kısaca bahsetmek istediğim bir önyargı var. LGBT örgütlerin, üst/orta sınıf olduğu gibi bir inanış olabiliyor. CETAD toplantılarına ya da yemeklere, toplumun her kesiminden, farklı aile yapılarından ve farklı etnik kökenlerden birçok ailenin geldiğini görüyoruz. Ezberler, ciddi anlamda bozuldu. Mesela başörtülü bir arkadaşımız geldi; kendisi, bir geyin kız kardeşi. Onun salona, bizim yemek yediğimiz yere girişi ile birlikte, grubumuzda çok şey değişti. Çocuklarının doğrularını kabullenmenin, ailelerin, “modern” olmalarıyla ilgili olduğunu düşünüyorduk hâlbuki…
Bu arada travesti ve transseksüellerin ailelerine yönelik bir broşür hazırlayacağız. Koordinatörü de Pınar.
 
Özge: Ben annem ile her zaman gurur duydum. Benim ablam da eşcinsel ve annemin, iki çocuğunun da eşcinsel olduğunu öğrenmesinin onu ne kadar yıktığını bugünlerde fark ediyorum... Bizim, ailemize açılmamız gibi bir durum olmadı. Tesadüfen bir şeyler oldu…  “Oh rahatladım” dedik ama bunu sırtlanmak gibi bir şeyi hiçbir zaman düşünmemiştik…
Ablam, yıllar boyu çok acı çekmişti cinsel yönelimi üzerinden. Annem, benim eşcinsel olduğumu öğrenene kadar, ablamın durumunu bildiği halde görmezlikten gelmişti. Onun “tuhaf” arkadaşları, ailenin içinde altı çizilerek konuşulan bir şeydi. Birgün, benim de “tuhaf bir arkadaşım” olduğunu bir telefon konuşmasını dinleyerek öğrendi annem ve beni salona çağırdı. Bayıldı. Tokat attım uyansın diye. “Seninle konuşmak istemiyorum” dedi. Hakikaten de dört gün boyunca benimle konuşmadı. Yemek masasına tabak koymadı benim için. Yok sayılmak ve evde bir yerinin olmadığını hissetmek çok kötü bir şey... Bir tokat gibi...
 
Bu, tabii ki ailemden ve evden soğumam neden oldu. Bir akşam, annem beni odamıza götürdü ve odanın kapısını kilitledi. Beraber, harika bir konuşma yaptık. Bana, “Yıllar boyu, sen, okuldaki durumunla, dışarıda çizdiğin profille benim için bir gurur kaynağıydın. Dört gün önce, senin durumun öğrendiğim zaman öldüm ben” dedi. “Bir daha mı? Bir kere daha mı?” dedim” dedi; bizim için kurduğu hayallerden ve bunların yıkılmasından dolayı yaşadığı üzüntüden bahsetti. Ben de “Çok üzgünüm. Bunları, tekrardan senin istediğin şekilde dönüştüremem. Kabullenmeni beklemiyorum; beni görmek istemiyorsan gidebilirim de…” dedim. Fakat annem, benim üzerimden, iki çocuğuna birden sarıldı. Annem, bizleri kabullenme sürecinde bir başınaydı, yapayalnızdı... Kendi algısını değiştirmek için, gazetelerden kupürler toplayıp, onları dosyaladığını anladım. İçinde eşcinsel kelimesi geçen bütün haberleri toplamış meğer… Bilhassa, “Güzin Abla” köşelerinden... “Ne yapıyorsun… Buradaki bilgiler yanlış; gel birlikte bakalım.” dedim. Şu anda, eşcinselliği sadece benim gözümden biliyor ve algısı benim anlattıklarımla kısıtlı. Keşke o dönem, sizler ile tanışabilmiş ve dünyasını genişletebilmiş olsaydı… Annemi de sizlerin içine katmak istiyorum şimdi…
 
* “Türkiye’de Kadın Olma Halleri” başlığı altında 2009 yılı boyunca gerçekleştiriyor olduğumuz söyleşiler, Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından desteklenmektedir. 


Etiketler: insan hakları, aile
Nefret