25/03/2024 | Yazar: Esra Ece Kutlu

Seçim ana gündemimizken, kimsenin evsizliğe, yoksulluğa; dahası kentleşmeye, hayatımızı yaşanır kılmaya dair sözü yok.

Bu İş Nereye Varacak? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Son günlerde uzun uzadıya hayatımı, kendimi, dahası bundan sonra “Ne yaparım”, “Hayatımı nasıl devam ettireceğim”, “Sonum n’olacak” diye sorguladığım; kendimi son derece çaresiz ve de yoksul hissettiğim, nadir zamanlardan geçiyorum; ev sahibimle mahkemeliğim...

Kuşkusuz ki bu sorgulama, özellikle de son iki üç senedir, hele ki büyükşehirlerde yaşayan kent yoksullarının uykularını kaçırmakta; en çok da transların, kadınların ve kadın+’ların kabusuna dönüştü...

“Algıda seçicilik yapıyorsun; sorun sadece sizlere has değil”; elbette öyle olduğunu söylemiyorum lakin en çok da bizleri açmaza düşürmekte; biz bütün kadın+’ların da “sıtmaya rıza göstermesi”ne yol açmakta...

Sorundan öte, realiteye dönüştü

LGBTİ+’ların, öznelinde de transların/trans kadınların barın(ama)ma sorunu olduğu; en temel insani hakları konusunda yalnızlaştırıldıkları, rantçı düzene, obur iştahlı ev sahiplerine yem edildiğimiz aşikardır.

Ve lakin, o çizgi de aşıldı! Artık trans kadınların evsizliğini, hatta sokaklarda ölümlerini konuşur olduk...

İstanbul’un göbeğinde, kentin kalbinin de attığı; gerek turizm gerek ticaret gerekse de şaşalı hayatların yaşandığı Beyoğlu ve Şişli’de; parktaki banklarda, ücra köşelerde, kâh en işlek caddedeki otobüs durağında barınmaya mecbur edilen, kimsesizliğe terk edilmiş trans kadınların varlığından söz eder günlerdeyiz...

Ölümü de gördük

Arkadaşımdı diyebileceğim “Palmiye Deniz” sokakta öleli; üzerinden asırlar geçmedi, birkaç arkadaş, eş dost harici kimsenin ruhu duymadı; öyle ki yerelinden hükümetine kimseye sorumluluk yüklenmedi, belki de adını dahi duymadılar...

Deniz; seks işçisiydi, sokaklar meskeniydi... Su testisi, su yolunda kırıldı, diye düşünenler bile olmuş olabilir...

Çok rahatlıkla ve utanarak şunu söyleyebilirim ki evsizliğe, sokağa mahkum olanlar yalnızdır, hele translar ve kadınlar daha da görünmez...

Yukarıdaki cümleyi kurma, hüküm yürütme hakkını kendimde görüyorum; 2015 yılından beri “Sokak Çorbacılığı” ile başlayan; sayısını ve yüzlerini unuttuğum her kesimden, yaştan, cinsiyetten evsize hizmet edip, ahbaplık etmişliğim; sel suyunda boğulma, donarak ölme benzeri trajik ölümleriyle arkalarından gözyaşı dökmüşlüğüm de var... Altını kalın puntolarla çizerek söylüyorum: Evsizler Görünmezdir...  Hele de ölümleri...

Yine gözlerimden biliyorum; her şeyde olduğu gibi, kadın evsizliği de son derece zor. Kadınlar, sokağı son seçenek olarak görüyor; oldukları yerlerde başlarına her ne gelirse rıza gösteriyorlar, çoğu evde kol kırılıyor, yen içinde kalıyor...

Yoksa sanılmasın ki “Biz toplum olarak şöyle böyleyiz, kadına, kıza sahip çıkıyoruz ...”; hepsi palavra... Kadın+’lar hayattan ve kendilerinden umudu kesince, çaresizlik içinde sokağa mahkum oluyorlar. Bu sebepledir; evsiz yüzdesinde, kadın evsizliği gözle görünmez düzeyeydi; lakin artık her 10 evsizden, 1-2’si artık kadın...

Kirasını ödeyemeyen, emekli, 65 yaşlarında; belki de sokağa, evsizliğe dair fikri olmayan kadın da gördü bu gözler... Ve artık sokakta kadın da var!

Hükümeti de yereli de aynı

Bir yandan, seçim ana gündemimizken, kimsenin evsizliğe, yoksulluğa; dahası kentleşmeye, hayatımızı yaşanır kılmaya dair sözü yok...

Hele ki kadın+’lara dair vaatler, akıllarına dahi gelmemiş gibi görünüyor... Kadın sığınma evi, kreş, kadın istihdamı... ülkenin ve hayatın yarısı göze görünmezken; trans kadınlara, LGBTİ+’lara yönelik politikalar beklemek; kendini darı ambarında görmeye benziyor sanırım...

Bu tablodan; trans misafirhaneleri, yavaş yavaş yaşlanan nüfus arasında da gördüğümüz LGBTİ+ yaşlıların da ihtiyaçları, bakımlarına dair politikalar beklemek; iyice abesle iştigale dönüyor... Umacak baharlar da tükendi...

Hadi ben neyse

İyi kötü, serbestte olsa gazetecilik yapan, sosyal çevresi de geniş ben; gelecek kaygısı güden, trans bir kadınken, ya hiç kimsesiz olanlar ne yapacak?

Dertleri, sesleri duyulmaz olan kadın+’lar; ölüme ve sokağa, kimsesizliğe terk mi edilecekler? Hepimizin hayata dair umutları varken, onlar hayal kurabilecekler mi, hayat onlara neler sunacak?

Çok zorda kalırsam; eşim, dostum kapısını açar, şüphem yok, daha da olmadı; kuyruğumu kıstırır annemin yanına dönerim -ki hiç istemediğim durum-; benim sahip olduğum “bu şans ve lükse” daha kaç trans kadın, natrans kadın sahip?

Yine hepimiz iyi bilmekteyiz; çoğunun adlarını, hikayelerini, açmazlarını bir haberde, belki de sahada çalışanlar sayesinde öğreneceğiz...

Otobüs durakları, banklar, parklar yaşam alanı değildir. Bizler, evlerimizde gece az soğuk olsa, feryat figan ederken, ayaz onların ruhlarına da işler, en çok da itildikleri yalnızlıkta donarlar...

Her tarafını buz keserken, karnından öte umuda açken, hele de eteğinden tüm mahlukat eksilmezken, yaşamak en çok da o zaman ağır gelir...

İnsanlar, kadınlar, translar, çocuklar daha ne kadar görmezden gelinecek, sokakta kaçının daha ölmesi gerekli ki devlet, yerel ve bizler; yönümüzü onlara çevirelim?

*KaosGL.org’ta yayınlanan köşe yazıları, KaosGL.org’un editoryal çizgisini yansıtmak zorunda değildir. Yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

bu-is-nereye-varacak-1

Bu yazı, Türkiye Avrupa Vakfı’nın yürüttüğü SAHNE projesi kapsamında Avrupa Birliğinin mali desteği ile hazırlanmıştır. İçerik tamamıyla yazarın sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.





Etiketler: yaşam, kent hakkı, barınma, sosyal hizmet, sağlık, siyaset, sağlık hakkı, yerel seçim, sahne projesi
nefret