06/07/2007 | Yazar: Umut Güner



Tercüman gazetesi yazarlarından Tuna Serim’in TV 8’de yayınlanan ‘Korkusuz’ (Flawless) adlı filme dair homofobik yorumlarda bulunması ve RTÜK’ü göreve çağırması tepki topladı. Kaos GL’den Umut Güner, Serim’in homofobik yazısını yorumladı.

Tercüman gazetesi yazarlarından Tuna Serim 30 Haziran 2007 tarihli köşesinde TV 8’de yayınlanan ‘Korkusuz’ (Flawless) adlı filme dair homofobik yorumlar içeren bir yazı yazmıştı. Serim yazısında "Perşembe gecesi saat 23.45’te televizyon kanalları arasında dolaşıyordum ki, kulağıma gelen garip cümlelerle kalakaldım. Tv8’de yayınlanan Kusursuz adlı filmde bir travesti; kapısına dayandığı bir erkekten arsızca aşk dileniyordu. Şöyle yap, bunu hissettir türünden sözcüklerle, size iletemeyeceğim cümlelerle... Saat erken değildi ama cümleler korkunçtu, erotik ötesi porno filmlerde rastlanacak türdendi. Böyle konuşmalar filmlerde olabilir ama televizyon farklıdır, çoluk çocuk ekran başına geçip film izler, hele Türkiye sıcaktan yanarken, insanları uyku tutmazken... Sansür kavramına hep karşı çıktım ama bu filme bakarken geçmişte TRT’nin uyguladığı denetimleri düşündüm, meğer gerekliymiş. Televizyonlar kendilerini kontrol edemeyince devreye RTÜK girmeli ama hangi RTÜK? Denetimden geçtim, o cümleler yayınlanırken “bip” sesi de mi konamazdı, konsaydı Robert De Niro’nun filmine leke mi sürülecekti?" demişti.

Kaos GL’den Umut Güner, Serim’in homofobik yazısını yorumluyor.


*Joel Schumacher’in yönettiği 1999 tarihli ‘Korkusuz’da (Flawless) Robert De Niro ve Philip Seymour Hoffman oynuyor.

Gün geçmiyor ki bir televizyon programında ya da günlük bir gazetede homofobik bir haber yayınlanmıyor olsun.

Tercüman gazetesinde ‘Tuna'nın Gözüyle’ adlı köşesinde Tuna Serim, TV8'de yayınlanan ‘Kusursuz’ adlı filme ilişkin "acele sansürcü aradığını" söylüyor. Peki ya, toplumu ayrımcılık ve nefrete yönlendiren, sansürcü, yasakçı zihniyeti göreve çağıran medyacılar için, insan hakları bakışı ile hareket eden bir Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) şart değil mi?

Bütün medya çalışanları aynı yanılsama ile hareket ediyor: Bütün izleyiciler/okuyucular/dinleyiciler heteroseksüeldir. Peki ya eşcinsel izleyiciler? Kimsenin umrunda değil. Bir de "Bütün heteroseksüel izleyiciler, eşcinsel temalı filmleri izlemekten, haberleri okumaktan rahatsız olur" genellemesi ile hareket etmek sanırım Türk medyasının bir başka iki yüzlülüğü...

‘Kahpe Bizans’ adlı filmde, Mehmet Ali Erbil sürekli olarak eşcinsellere yönelik ifadeleri hakaret olarak kullanıyordu ve aynı film televizyonlarda yaz sıcağından uykunuzun kaçmasına gerek kalmayacak saatlerde gösteriliyor ama hiç kimse de kalkıp “Eşcinsellere hakaret ediyorsunuz, RTÜK nerde?” diye sormuyor.

Medya istese de istemese de toplumu etkiliyor ve yönlendiriyor. İşte bu yüzden önemli. Medya sürekli olarak halkı kin ve nefret duygusuyla, eşcinseller başta olmak üzere tüm ‘öteki’lere karşı kışkırtıyor. Eşcinselleri medyada sürekli “düşük ahlaklı”, “suçlu” ve “günahkar” insanlar olarak görüyoruz. Medyanın eşcinsellere karşı taktığı at gözlüğünü çıkarması gerekiyor.

Tuna Hanımın televizyonu sanırım 80'lerden kalma ya da uzaktan kumandası bozuk. Medyayı eleştirdiğiniz zaman aldığınız en klişe cevap, "O gazeteyi okumak istemiyorsan okuma” ya da “O kanalı istemiyorsan izleme" olur ya; aynı şeyi biz de ona söyleyebiliriz: “O kanalı, filmi izleme!”. Hatta eşcinselleri sokakta, hayatın içine görmek istemiyorsa sırça köşkünden hiç çıkmasın. Böylece “bütün dünya heteroseksüel, Türk, Sünni ve erkekmiş” yanılsamasını evinden görmeye devam edebilir.


Etiketler: medya
Dijital