09/01/2023 | Yazar: Ali Bulunmaz

Manuela Adlı Kız, LGBTİ+ edebiyatının klasikleri arasında sayılan; Nazilerin hışmına uğrayan Winsloe’nun pek çok kitabı gibi karanlıkta bırakılan bir roman.

Çıkmaz sokağa giren tutkulu bir aşk Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Çatışmalar ve katliamların yanında, İkinci Dünya Savaşı’nın en dramatik taraflarından biri de hümanizmin ve demokrasinin beşiği Avrupa’nın orta yerinde uygulanan ayrımcılıktı. Bu uygulamada Nazi Almanyası başı çekiyordu; Yahudiler, Çingeneler, göçmenler, komünistler ve eşcinseller hedefteydi. İkinci sınıf vatandaş sayılmakla kalmayıp önce yerinden yurdundan edilen, ardından gettolara hapsedilen ve en sonunda katledilen bu gruplar içinden çok küçük bir azınlık Nazilerin elinden kaçabilmişti. Christa Winsloe da o azınlık içindeydi.

1888’de Prusya’da doğan, annesinin ölümünü izleyen süreçte İsviçre’de yatılı okulda öğrenim gören ve Prusya’nın yıkılışından sonra kurulan Almanya’ya 1909’da dönen Winsloe, 1913’te evlendiği Baron Lajos Hatvany’den 1922’de ayrılıp Berlin’e gitmişti. Boşanmalarının ardından 1924’te Berlin’e taşınan ve 1930’dan itibaren tiyatro oyunları kaleme alan Winsloe, aynı dönemde yakın çevresine cinsel yönelimini de açıklamıştı.

Lezbiyenliğini saklama gereği duymayan ve ilk Nazi muhaliflerinden gazeteci Dorothy Thompson’la birlikte yaşamaya başlayan Winsloe, 1940’a kadar ABD’de kalmıştı. Aynı yıl Avrupa’ya dönüp Fransa’ya yerleşen yazar, İsviçreli Simone Gentet’yle Vichy Hükümeti’nden kaçanları evinde gizlediği anlaşılınca ülkeden ayrılmıştı. 10 Haziran 1944’te, Gentet’yle beraber Almanya’ya geçiş için beklerken Naziler tarafından öldürülen Winsloe’nun, içinde öyküleri, romanları ve oyunlarının da bulunduğu metinleri memleketinde uzun süre yayımlanamamıştı, daha evvel okurla buluşmuş eserleri ise yasaklanmıştı.

Bunların başında, 1931’de ve 1958’de iki kez beyaz perdeye aktarılan, Winsloe’nun başlangıçta bir tiyatro oyunu olarak kaleme aldığı Manuela Adlı Kız geliyordu.

Aşkın gücü için dualar

Manuela Adlı Kız, LGBTİ+ edebiyatının klasikleri arasında sayılan; Nazilerin hışmına uğrayan Winsloe’nun pek çok kitabı gibi karanlıkta bırakılan bir roman. Öte yandan, ilk kez sinemaya uyarlandığı 1931’de Nazilerden, 1958’de ise Soğuk Savaş’ın Atlantik cephesinde yer alan, “kutsal aile değerlerini” savunan muhafazakâr çevrelerden ve politikacılardan şiddetli tepkiler görmüş bir kitap.

Winsloe, Noel’de bir pazar günü dünyaya gelen, asıl ismi Manuela olan, adının ağırlığı nedeniyle annesinin “herkesten bağımsız bir varlık” diye niteleyip Lela dediği bir kızın hikâyesini anlatıyor.

Üst düzey rütbeli bir subay olan babasının ve onun katıldığı toplantılarda bulunmak zorunda kalan, statü yarışlarının egemen olduğu ortamlardan hayli sıkılan ve bu arada erkeklerin ilgi odağı hâline gelen annesinin gölgesinde büyüyen Manuela, küçük yaşta ağabeyini kaybedince aile ortamına bir karanlık hâkim oluyor. O sıralarda dünyanın da çivisi çıkmış durumda; savaş ortamında ilkgençliğe adım atan Manuela’nın yaşamına okulda hemen her gün düzenlenen tatbikatlar ve babasının savaş güzellemeleri hâkim. İşte tam o günlerde Manuela, okul arkadaşlarından Eva’yı gördüğünde heyecanlandığının,

onunla daha yakın olmak istediğinin ayırdına varırken bir aile geleneği olan dualarını “aşkın gücü için” etmeye başlıyor ve Eva onun göğsünde enikonu ince bir sızıya dönüşüyor.

Winsloe, Manuela’nın yaşadığı duygu yoğunluğunu ve cinsel kimliğini inşa sürecini anlatırken olayların geçtiği ortamın tasvirine de girişiyor. Kendisinin Fransa deneyiminden izler taşıyan bu satırlarda, o sırada ülkelerinde bulunan Manuela ve diğer Almanlara karşı “Kahrolsun Prusyalılar” diyen Fransızların Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki ruh hâlini resmediyor. Bu ortamda, diğer pek çok çocuk gibi hızla büyüyen Manuela’nın yaşamında keskin değişimler meydana geliyor: Başka bir şehre taşınıyor ve annesini kaybediyor.

‘Beni böyle sevmemelisin Manuela’

Manuela’nın yeni evi, yeni yaşamı ve yeni okulu, aynı zamanda alışık olmadığı ortamlara girmesi ve taze heyecanlara kapı açması demek. Yatılı okul macerası ve oradaki üniformalı yaşam da bunlardan biri: “Lela’nın etrafına bir sürü kız toplanmıştı. Lela’nın ilk fark ettiği şey hepsinin aynı göründüğü, onları asla birbirlerinden ayırt edemeyeceğiydi. Hepsinin saçı usturuplu bir biçimde geriye doğru taranıp toplanmıştı, hepsinin üzerinde, göğsünde sade kıvrımlar olan, dar belli aynı koyu renk elbise vardı, hepsi aynı çirkin siyah önlüğü takmıştı ve bir şeyle meşgul olmadıkları zamanlarda hepsi ellerini önlük ceplerinde saklıyordu sanki donuyorlarmış gibi.”     

Manuela’nın yeni okulundaki yeni yaşamı, ritüellerle ve kurallarla işlemeye başlıyor. Düşünecek fazla bir şeyin olmadığı, birbirinin tekrarı günler geçirdiğini fark ediyor. Bu yeni yaşamının merkezinde ise okuldaki öğretmenlerden Fräulein von Bernburg yer alıyor. Manuela, yaptığı her şeyin Fräulein von Bernburg için bir görev olduğunu düşünüyor; her sabah ve akşam, onun sert ve buyurgan sesini işitme arzusuyla yanıp tutuşuyor, kalbinin derinliklerindeki aşkı ortaya saçmamak için kendisini zor tutuyor: “Fräulein von Bernburg ‘Manuela’ diye seslendiği anda her şey uçup gidiyordu sanki. O anda kafası boşalıyor, dizleri tutmuyor, elleri üşüyüp terliyordu. Bunu bir kez olsun söyleyebilseydi ona… Akşam olmasını bekledi. Ne söyleyeceğini de nasıl söyleyeceğini de yüzlerce kez tekrar etti. Elinden bir şey gelmediğini, korkusundan böyle olduğunu, aslında çok, çok fazla şey öğrendiğini -hepsini de onun için öğrendiğini ama bunun yine de fayda etmediğini söyleyecekti.”  

Manuela, kısa bir süre sonra duygularını açık seçik ifade ettiği öğretmenine onu “annesi gibi hatta annesinden daha farklı sevdiğini” söylemesi karşısında Fräulein von Bernburg’un “kendime hâkim oluyorum” demesi, ikili arasındaki yakınlığın örtük ifadesi olarak okunabilir.

İsviçre’deki deneyiminden yatılı okula âşina olan Winsloe’nun, Manuela’nın ilkgençlik yıllarında cinsel kimliğini meydana getirme ve lezbiyenliği etrafında kurguladığı bu hikâye 1930’larda hayli ses getirmişti. Genç bir kızın hem yaşıtlarına hem de öğretmenine duyduğu ilginin aşka evrilmesi, yazarın satır aralarına yerleştirdiği ve sonraki yıllarda daha arıduru şekilde anlaşılacak özgürlük hareketinin nüvelerini barındırıyor. Manuela’nın hemcinslerine duygularını ifade etmesi ise yazarın bu bağlamda attığı sağlam adımların bir yansıması. Zihninde uçuşan sözcükler ve duvardan duvara çarpan sözcükler ise Manuela’nın yaşadığı gerilimin bir göstergesi. Fräulein von Bernburg’un “beni böyle sevmemelisin Manuela; iyi değil bu, insan bununla savaşmalı, üstesinden gelmeli, öldürmeli” sözleri de o dönem iki kadın arasında yaşanacak, Winsloe’nun tasvir ettiği tutkulu, imkânsız ve çıkmaz sokağa giren aşkın en yalın anlatımı.

Manuela Adlı Kız, Christa Winsloe, Çeviren: Sevda Deniz Karali, Ayrıntı Yayınları, 272 s.

Kaos GL Dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin İklim dosya konulu 184. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat, tarihimizden
nefret