28/10/2021 | Yazar: Yener Yüksel

Kaybettiğimiz sosyal destek bağları gibi LGBTİ+’ların kimliklerini yaşayabilme ve ifade edebilme imkanlarının da kaybedildiği bir süreç yaşanmakta.

Değişen sınırlar, hayatlar ve gerçek: Ruh sağlığı perspektifinden LGBTİ+’ların pandemi deneyimleri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

2019 yılından itibaren tüm dünyanın ana gündemi korona virüs salgını (COVID-19) oldu. Bir afet, bir acil durum ya da şok etkisi yaratacak büyüklükte bir durumla karşılaştığımızda korku ve kaygıya kapılırız. Bu korku ve kaygı bazen o kadar bunaltıcı olur ki toleranslarımızı tüketir ve bizi karanlık bir dünyaya hapseder. Her bireyin stresli durumlara gösterdiği tepki birbirinden çok farklıdır. Acil bir durumda kişi kendi duygusal dengesini sağlayabilmek adına farklı yollar izler. Korku ve kaygı karşısında nasıl bir baş etme yöntemi geliştirdiğimiz bizim geçmiş deneyimlerimize, kişilik özelliklerimize ve yatkınlıklarımıza (mizaç) bağlı olarak değişiklik gösterir. Elbette biricik ve kişisel olan bu baş etme becerilerimizi etkileyen dış faktörler de vardır, mesela yaşadığımız sosyal toplum, ailemiz, ekonomik durumlar gibi. Her birimiz illaki hayatımızın bir noktasında korkuyu ve/veya kaygıyı deneyimleriz. Bazen karanlık bir sokakta arkamızdan yaklaşan ayak sesleri, bazen büyük bir yılanın gözlerine bakmak, lunaparklardaki beklenmedik anlarda karşımıza çıkan oyuncaklar... Bazen korku karşısında donup kaldığımız olur, bazen çığlıklar attığımız, bazense midemizin en derinlerinde ve damarlarımızda hissettiğimiz sıcaklık olur. Çoğu zaman insanlığın en temel korkularından birisi aç kalmak veya fiziksel olarak tehlike altında olmak gibi “doğal” korkulara ek olarak, bebeklikten başlayan anne ya da birincil bakım vereni kaybetmeye dair korkular, erken çocukluktaki iğdiş edilme ve ahlaki kaygılar gibi potansiyel tehlikeler vasıtasıyla insana özgü nitelikler yüklenir (Akhtar, 2021). Yetişkin hayatımızdaki ölüm korkusu ise ruhsal olarak kendilik yitimi, bedensel izafiyet, sevgi nesnelerinden ayrılma gibi korkuları da bünyesinde toplar. Çoğu zaman yasadığımız kültürün korkuyu nasıl anlamlandırdığımız ile ilişkisi vardır.

Hayatımıza COVID-19 ile yüzyılı aşkın süredir kullanımda olmayan bir kavram girdi; karantina. Karantina bulaşıcı bir hastalığa maruz kişileri, hasta olup olmadıklarını görmek için diğerlerinden ayırır ve hareketlerini kısıtlar. Bununla birlikte sıklıkla karşımıza çıkan sosyal mesafelenme ise insanların buluştuğu ya da toplandığı yerlerden uzak durmak, kaçınmak ve diğerlerinden uzaklığını korumak anlamına gelir (Sağlık Bakanlığı, 2020). Yüzyıllar boyunca ötekileştirilmeye, suçlanmalara, hastalık ve günah olmaya mahkûm edilen eşcinsellik COVİD-19 döneminde insanların bilinçlerinde tekrar uzun süredir kullanımda olmayan kavramlarla eşleştirilmeye başlandı. Bu noktada “karantina” ve “eşcinsellik” deneyimlerinin böylesine yoğun yasaklamaların, sınırlandırmaların ve sosyal mesafelenmelerin olduğu dönemde üzerine düşünülmesi gerekliliği doğuyor.

Değişen sınırlar ve gerçekler

Dünyadaki tüm toplumlara baktığımızda ırksal, etniksel, kökensel, bölgesel ve dinsel gruplar vardır. Bu toplumlarda doğan çocuklar yetiştikleri alt grubun kimliksel özelliklerini içselleştirerek, onları yücelterek ve doğrudan ya da dolaylı yoldan kimlik yüceltmesine teşvik edilerek büyütülürler; bunun istisnai durumunu LGBTİ+’larda görmekteyiz (Rosario et al., 2011; Rosario, Schrimshaw, Hunter & Braun, 2006). Heteronormatif ve cisnormatif toplum yapısı sebebi ile LGBTİ+’ların cinsel kimlikleri ve cinsel yönelimleri üzerinden hayatın her alanında yaşadıkları dışlanma, etkiletlenme, fiziksel ya da duygusal şiddet deneyimi sonucunda ruh sağlığı ile ilgili olumsuzluklar yaşadıkları bilinmektedir (Meyer, 1995; Hottes ve ark., 2016; Semylen ve ark., 2016). Yaşanılan kaygı ya da korku deneyimleri dışında LGBTİ+’lar modern toplum yapılarında kolektif olarak hareketlenmeleri, örgütlenmeleri ve sosyal ağları üzerinden olumlu anlamda kimlik aidiyeti ve kabullenmesi yaşamaktadırlar. Dışlanmalarına, etiketlenmelerine, fiziksel ve duygusal şiddet deneyimlerine maruz kalma olasılıklarının yanı sıra kolektif olarak çok güçlü bağlar ve sosyal yapılarda güçlü kimlik aidiyetleri hisseden LGBTİ+’ların kişisel deneyimlerinde tutarsızlıklar ve uyumsuzluklar -aile, sosyal çevre farkı, iş hayatı farklılıklarından doğan- sebebi ile sosyal-duygusal anlamda zorlandıkları bilinmektedir (Mohr ve Kendra, 2011; Crocker, Major, ve Steele, 1998; Link ve Phelan, 2001; Rosairo ve ark., 2006; Yüksel, 2019). Bunun temel sebeplerinden birisi doğup büyüdüğümüz aile ve yakın arkadaş gruplarının cinsel kimlik inşa süreçlerinde etkin bir rolde olmasıdır (Shapiro, Rios ve Stewart, 2010). Bireyin kendi cinsel kimliği ile kökensel bağlarını atfettiği ailesi ve sosyal çevresi içerisinde var olması, kimliğini açıklaması çoğu zaman reddedilme, etiketlenme ve dışlanmaya bağlı olarak kaygı ve korku gibi duygular uyandırabilir.

Özellikle COVID-19 salgını sonrasında “karantina” ve “sosyal mesafe” durumlarında LGBTİ+’ların deneyimlerine baktığımızda; kolektif anlamda bir araya gelemedikleri, LGBTİ+ olarak var olabildikleri sosyal alanlardan uzaklaşmak zorunda kaldıkları, cinsel kimliklerini duygusal, romantik, ilişkisel yaşayamadıkları ve kimliği ile kabullenilme kaygısını yaşadığı ortamlarda (aile veya yurt) uzun süreler karantinada kaldıkları durumlarla karşılaşmaktayız (SPOD, 2020) Ruh sağlığı alanında son dönemde tüm dünyada gelen başvuruların çok büyük kısmının depresyon ve kaygı ile bağlantılı meseleler olduğunu görmekteyiz (APA, 2020).COVID-19 gibi bir dış tehlikenin daha önce bahsettiğim gibi bir korku ve kaygı uyandırıyor olması gayet doğal bir süreç. Fakat LGBTİ+’ların maruz kaldıkları dış tehditler sadece COVID-19 ile sınırlı değil. Toplum baskısının daha yoğun hissedildiği mekanlar içerisinde kapalı kalmak çoğu zaman cinsel kimliğinde kapalı kapılar ardında kalması veya gizlenmesi anlamına gelebiliyor. Bu gizlenme bireyin varoluşunda temel bir kaygı ve korku yaratmakta. Yaşanılan varoluşsal kaygıların yanı sıra aile ile ilişkisel endişeler de gündeme gelebiliyor. Kişinin dininin, aile geleneklerinin, yaşadığı yerin kanunlarının ve bunların hepsinin içselleştirilmiş biçimi olarak üstbenliğin yasakladığı eylemlerde bulunmaya yönelik bilinçli ya da bilinçdışı dürtülerden doğan bir suçlulukla mücadelesi yalnız kalındığında çok daha zor bir deneyimdir. Suçluluk kuralları çiğnemek ile ilgilidir; bu ister gerçekten yaşansın, ister hayal dünyası ile sınırlı kalsın. Suçluluk, geçmişle, şimdi ile ya da gelecek ile ilgili olabilir; insan kuralları çiğnediği için, çiğnemekte olduğu için veya bunu istediği için kendisini kabahatli hissedebilir. Bu sebeple çoğu zaman ruh sağlığı alanında karşımıza depresif belirtiler ya da kaygı atakları olarak gelse bile temelde hissedilen duygular çok anlaşılabilirdir. İşin aslı; klinik anlamda psikoterapide kendini hor görme, kendine zarar vermeye yönelik davranışlar, girişkenlikte ve cinsellikte ketlenmeler, iltifatları kabul görmeme, cezalandırma amaçlı kışkırtıcı eylemler gibi çeşitli türevlerde karşımıza çıkabildiği gibi kaygı ve korku, travma ve yas durumlarında da sıklıkla çalışılan bir duygudur (Akhtar, 2020).

Karantina sürecinde özellikle genç yetişkin LGBTİ+’ların birçoğunun kendi ailelerinin evlerinde kalmak zorunda olduklarını biliyoruz (SPOD, 2020). Bu süreçte uzun süreli olarak aile bireyleri ile aynı mekânı uzun zamandır paylaşmayan LGBTİ+’lar cinsel kimliklerini çok daha uzun süreler gizleme çabası ve endişesi yaşamışlardır. Bu deneyim kişinin ruh sağlığı, aile bireyleri ile ilişkisi ve kendi cinsel kimliği ile kurduğu bağı sorgulamasına sebep olmaktadır. Belki en son lise dönemlerinde yaşanılan aile evi değişen, büyüyen ve gelişen bir kimlik ile tekrar uzun süreli ziyaret edilmiş ve kişide çoğu zaman cinsel kimliğin ortaya çıkmasına yönelik korku, kaygı ve suçluluk ve utanç gibi duygusal deneyimler ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda aile bireyleri tarafından bakıldığında yeni ilişkilenme modelleri, yeni tutum ve davranışları, yeni görüşleri ile artık ergenlik sürecinde olmayan ve kendi cinsel kimliği ile barışmış bir birey vardır. Yeniden ilişki dinamiklerini kurmak ve zemine oturtmak biraz zaman alacaktır. Her şeyin ötesinde bu yakın ve yeni ilişki zeminini sadece olumsuzluklar olarak değerlendirmek yanlıştır. Bu süreç aile bireylerine açılma, kabul görme ve yeniden ilişkilenmeler için bazı LGBTİ+’lar için fırsat yaratmıştır. Sosyal mesafenin yaratmış olduğu yakınlık kimileri için katlanılmaz ve kaçınmalar ile dolu bir deneyimken, kimileri için yeni kapılar açabildikleri ve güvenli limanlar oluşturabildikleri bir yakınlık sağlamıştır.

Sosyal mesafe & yalnızlık

Yalnızlık, kişinin kaçınmak için her şeyi yaptığı, acı veren, korkutucu bir yaşantıdır. Yalnızlık, çaba gösterilip de atlatılmak istenen bir korkudur, çoğu kez. Bu korku, ancak başkalarıyla olan ilişkileri içinde farkında olabilmelerinin bir yansıması gibidir. Kompulsif bir tarzda yaşama geçirilen sosyal insan olmanın gerekleri, yalnızlığın kılık değiştirmiş görünümlerinden biri değil midir? Yalnızlıktan söz ederken, bir yakının kaybı sonrasında yaşanılan duyguya değinmeden geçmek elde mi? Freud (1929), yas sürecinin dinamiklerini tanımlarken, yas tutanın yalnızlığıyla baş etmek için kullandığı iki düzenekten söz eder; içe alma (incorporation) ve özdeşleşme. İki duyguyu aynı anda doğurur kayıp yaşantısı; kaybedilene duyulan özlem ve kendisini zamansız (zamanı var mıdır?) bırakıp gidene duyulan öfke. Kaybeden kaybettiği kişi gibi giyinmeye, onun gibi davranmaya, onun hoşlandıklarından hoşlanmaya başlar. Aslında farkında olmadan yapılan, kayıp sonrasındaki yalnızlığa karşı verilen mücadeledir. Kaybedileni kendi içinde yeniden oluşturarak, kendini kaybedilene dönüştürerek. Fantezileri, gündüz düşleri yardım eder kişiye, bu süreçte.

Sosyal mesafe hayatımıza girdiği andan itibaren daha fazla yalnızlaştığımız, zamansız kaybettiğimiz bağlarımız, mekanlarımız ve hayatlarımız olduğu gerçeğiyle yüzleştik. Özgür olduğumuz sokakları ve mekanları kaybettiğimiz bu günlerde çoğu birey gibi LGBTİ+’lar iç dünyasına çekildiği, aile evlerine kapandığı ve tıpkı “uzaktan” eğitim gibi gerçekliklerine uzaklaştıkları bir dönem yaşamaya başladılar. Kaybettiğimiz sosyal destek bağları gibi LGBTİ+’ların kimliklerini yaşayabilme ve ifade edebilme imkanlarının da kaybedildiği bir süreç yaşanmakta. Yaşanılan bu uzaktan hayatlar beraberinde mekanların, kimliklerin ve duyguların gizlenmesi ve/veya kaybedilmesi olarak deneyimlenebiliyor. LGBTİ+’ların gündelik hayat problemlerinde baş etme becerilerine baktığımızda; cinsel yönelim ile ilgili kabullenilme kaygısı (LGBTİ+ olarak herhangi bir durum ya da olayda etiketlenme ihtimaline olasılığına karşı hissedilen strese) yaşadıkları deneyimlerde bireyin cinsel ve agresif dürtüler karşısındaki kaygıyı yatıştırmak için sıklıkla kullanılan duygu, fikir ve arzuların aktarımı için yeni bir yol buldukları “yer değiştirme” sıklıkla görmekteyiz . Buna ek olarak bastırılan öfkenin karşı tarafa yansıtılması (aile içi çatışmaların pandemi döneminde artması gibi), izolasyon (kendini kimliğini var olan ortamdan ayırmak için farklı yöntemler bulma; aile evinde odaya kapatma veya ortamdan uzaklaşma/yalnızlaşma gibi), veya pasif agresyon (ilişkilerde beklenen normal davranış gereksinimleri yerine yanıt olarak muhalefet pozisyonunda olmak, inatçılık, asık suratlı olmak veya olumsuz tutumlar yolu ile bir direnç gösterme) gibi farklı kaygılı durumlar ile baş etme yöntemleri sıklıkla gözlemlenmektedir. Cinsel yönelimle ilgili gizlenme motivasyonu (LGBTİ+ birey olarak cinsel yöneliminin gizliliği konusunda temkinli olmak) yüksek olan LGBTİ+ bireylerin sıklıkla inkâr ve disosiyasyon gibi baş etme becerileri kullandıklarını da görmekteyiz (Yüksel, 2019).

Kaynakça

Tükel,R. (2001). Yalnızlık üzerine notlar, Psychoanalytic Writings

Akhtar, S (2019). Acının Kaynakları, Bili Üniversitesi Yayınevi.

Rosario, M., Schrimshaw, E. W., & Hunter, J. (2011). Different patterns of sexual identity development over time: Implications for the psychological adjustment of lesbian, gay, and bisexual youths. Journal of Sex Research, 48, 3-15.

Rosario, M., Schrimshaw, E. W., Hunter, J., & Braun, L. (2006). Sexual identity development among Gay, Lesbian, and Bisexual youths: Consistency and change over time. Journal of Sex Research, 43(1), 46-58.

Meyer, I. H. (1995). Minority stress and mental health in gay men. Journal of Health and Social Behaviour, 36(1), 38-56.

Mohr, J.J., & Kendra, M.S. (2011). Revision and extension of a multidimensional measure of sexual minority identity: The lesbian, gay, and bisexual identity scale. Journal of Counseling Psychology, 58, 234-245.

Crocker, J., Major, B., & Steel, C. (1998). Social stigma. In D.Gilbert, S. T. Fiske, & G. Lindzey (Eds.), The handbook of Social Psychology (pp.504-553). Boston: McGraw-Hill.

Link, B.G., & Phelan, J.C. (2001). Conceptualizing stigma. Annual Review of Sociology, 27, 263- 385.

Shapiro, D. N., Rios, D., & Stewart, A. J. (2010). Conceptualizing lesbian sexual identity development: Narrative accounts of socializing structures and individual decisions and actions. Feminism & Psychology, 20(4), 491-510.

Hottes, T. S., Bogaert, L., Rhodes, A. E., Brennan, D. J., & Gesink, D. (2016). Lifetime prevalence of suicide attempts among sexual minority adults by study sampling strategies: A systematic review and meta-analysis. American Journal of Public Health,106(5), 921–921. doi:10.2105/ajph.2016.303088a

Semlyen, J., King, M., Varney, J., & Hagger-Johnson, G. (2016). Sexual orientation and symptoms of common mental disorder or low wellbeing: Combined meta-analysis of 12 UK population health surveys. BioMed Central Psychiatry, 16(1), 1–9. doi:10.1186/s12888-016-0767-z

Yüksel, Y. (2019). Relationship Between Identity Development of Young LGB Adults and Their Attachment Styles and Defense Mechanisms.(Yayınlanmamış Yüksel Lisans Tezi)

Kaos GL dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin Toplumsal Cinsiyet dosya konulu 178. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, sağlık hakkı
Telegram