18/08/2010 | Yazar: Sarphan Uzunoğlu

12 Eylül 2010'da ne olacak? Türkiye referanduma gidiyor. Siyasi parti liderleri ne konuşuyor? Fındık, fıstık, havuz.

Sarphan Uzunoğlu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Sarphan Uzunoğlu
12 Eylül 2010'da ne olacak? Türkiye referanduma gidiyor. Siyasi parti liderleri ne konuşuyor? Fındık, fıstık, havuz. Havuz demişken, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ipotek karşılığı girdiği şu kooperatif olayı ne olacak? CHP havuz problemini nasıl çözecek? Evet! Demokrasimizin yegane problemi Başbakan'ın işçi ya da memur emeklisi oluşu ya da Kemal Bey'in yazlığı. 2010'da Türkiye'de bunları tartışmaya yüzümüz ve gücümüz olduğu için utansak mı, ağlasak mı bilemiyorum.
 
Sivil Olan Güzeldir!
Bir yanda "YAŞ atamaları", diğer yanda bugün jandarmada gerçekleşen devir teslim, bir yanda elveda dediğimiz ve çenesini her açtığında demokrasiye darbeler indiren müstakbel eski Genel Kurmay Başkanı Başbuğ şeklinde sivil gündemden uzaklaşmışken sivilleşme gündeminden uzaklaşmamakta fark var. Manisa'da bugün bir şüpheli asker ölümü daha gerçekleştiği duyuruldu Etha tarafından. Haberin takibi henüz bitmiş değil; ancak bu haber de doğruysa (ki doğru olma ihtimali çok yüksek) artık askere gidenler için bir düşmandan endişelenmeye gerek yok. Zaten kişiye ve psikolojisine en büyük düşmanlığı eden "askerlik" sürecine o insanı yolladığınız ortada.
 
12 Eylül ve İslam'ın Militarist Yorumu
Geçtiğimiz günlerde Taraf'ta çıkan bir yazıda Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlardan bahsedilmiş ve zorla İslami ritüellerin ordu tarafından insanlara uygulatılışı ile jandarma marşının söyletilişi aktarılmıştı. Bu yazıyı okurken aklıma 12 Eylül rejiminin iki temel karakteri geldi. Kemalizm ile eyvallahı olmayan bir insan olarak bu rejimin Kemalizm'den çok Kemalizm'le eşleşmiş Sünni İslam ve Amerikan tipi hayatın militarizmle yoğrulmuşu olduğunu kabul etmekte fayda var. 60 ihtilâli ruh bakımından Kemalist faşizan eğilimleri daha derinden hissettirmektedir. Modernleşme, yenileşme adına jakoben bir faşizanlık! 12 Eylül'de amaç ilerlemek değil sözde "durulmak" olmalı ki şu memleketimizin "duru" ve basık hali ortaya çıkmıştır. Dünyanın geoit oluşunu neyle açıklarlarsa açıklasınlar Türkiye coğrafyasının dev bir sivilce gibi iltihaplı biçimde bu geoit'in 36-42 kuzey paralelleri 26-45 doğu meridyenleri arasında durduğu açıktır.
 
AKP ve Kendine Demokratlık
AKP'nin demokratlığı üstünden konuşmak çok saçma. AKP demokratik adımlar atmak zorunda bırakılan, çünkü rüzgarını bu yönden alan faşizan bir hükümet. Bunun en önemli örneği olan Express'in maddi bir toparlanma için üç ay ara verdiğini biliyor musunuz? Türkiye'de hâla gazeteciler "gazetecilik" yaptıkları için yargılanıyor, oysa "darbeciler" topukları, parmak uçları ve benzeri organları ağrıdığı için içeriye alınamıyorlar. Kimsenin hapsedilmesinden yana değilim; ancak toplumun zihnini karanlığa mahkum edenleri hapishanede değil de balolarda dans ederken görünce kalbim acıyor, içimde bir şeyler ağrıyor. Bir de şu "diğer gazeteciler" var, hani darbecilikten içeride olanlar... Bu gazetecileri savunup da Aktan'a verilen hapis, Erol'a verilen para cezalarını yok sayanlarla ilgili söylenecek çok şey var; ancak onları tanıyoruz, onlar basının en pahalı köşelerini yazıyorlar. Bizim o pahalı köşelerde gözümüz yok bizim zamanın doğrularını belirlemekte de gözümüz yok. Gerçeği arıyoruz ve bunun için kafamızı lağıma sokacak değiliz... Malum, bir Ertuğrul Özkök olmak için az "eğilmek" gerekmiyor. Biz de eğilip bükülürüz günü geldiğinde; ama Başbakan'ın ya da Komutanların değil, bir köşede bir aydır eylemini sürdüren ve kırk çevik kuvvetin baş edemediği bir kadın emekçinin önünde. Sanırım BirGün'den Ümit Alan'ın da bahsettiği üzere en haysiyetlisi bu olur.



Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret