05/08/2021 | Yazar: Eren Y

Bedenin dijitalleşmesi insan için ne demek? Yani insanlar maddesel açıdan ne hale geldi? Bence bunun için, kendimizin kendi vücudumuza bu garip zamanlarda nasıl tanık olduğunu düşünmemiz lazım.

Dijital bedenler ve onun sorgu sualleri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Dışarı çıkmanın epey zorlaştığı ve arkadaşlarımızla, iş arkadaşlarımızla ve sevdiklerimizle aynı fiziksel ortamda bulunmanın ancak bir hayal olduğu bu dönemde bedenimize neler oluyor? Yok, yok, bu yazı bedenimizin evde bulunduğu müddetçe geçirdiği fiziksel değişikliklerle ilgili değil. Daha çok beden konseptiyle ilgili. COVID’den önce dışarı çıkıp insanlarla vakit geçirip kendi bedenlerimizle dışarıda var olmayı hissedebiliyorduk. Yaptığımız her aktivitenin fiziksel bir varoluşu vardı. Bu fiziksel varoluş da bize farklı duygular iletiyordu. Bu duygular sadece mutluluktan öte fizikselliğin getirdiği şeylerdi. Peki, şimdiki dijital, her aktiviteyi çevrimiçi yaptığımız dünyamızda bedenlerimiz nerede?

Bunun için COVID-öncesi dünyadaki beden kavramını tanımlamamız lazım. Bence bu noktada bedeni, fiziksel olarak hissetmemizi, yaşamamızı, sürdürmemizi ve bizim çeşitli aktiviteler yapmamızı sağlayan uzuvların birleşimi olarak tanımlayabiliriz. Gözlerimiz ve kollarımız ne kadar bedenimizin parçası ise eğer kullanıyorsak protez bacaklar ve tekerlekli sandalyeler de bir o kadar bedenimizin bir parçasıydı. Tıbbi teknoloji sayesinde bir nebze bedenimizin sadece deriden oluşmadığını yıllar önce anladık.

Gelgelelim şu ana. Şu anda çoğumuz hayatlarımızı yakın çevremizdeki insanlarla fiziksel etkileşimde bulunuyoruz, ki bu da çoğu zaman ev arkadaşları ve işe gidince gördüklerimizle kısıtlı. Diğer insanlarla bağlantılarımız çevrimiçi ağlar üzerinden oluyor ve bu kişiler benim bedenimi daha önce fiziksel olarak hissedebiliyorken şu an Zoom ekranından görerek veya duyarak ona tanık oluyorlar.

Benim COVID-öncesi bedenimin varolabilmesi için bir tanık gerekiyor muydu sorusuna değinmek istiyorum. Burada da aklıma Peggy Phelan’ın "Performansın Ontolojisi" makalesinde bahsettiği bir bedensel performansın yeniden oluşturalamayacağı; performansın ve bu bağlamda bedenin bir zamana özgün olduğu kuramı geliyor. Yani bedensel varoluş performansla tanımlandırılırsa ve bedenin hareket halinde ancak bir nesne olduğu göz önüne alınırsa bedenin varoluşu için bir tanık bilincin gerektiğini görürüz. Bu tanık bazen kendimiz de olabilir, odamızda mastürbasyon yaparken kendimize ve bedenimizle yaptıklarımıza tanık olanın kendimiz olduğu gibi.

Şimdi Zoom’a geri dönelim. Zoom’da bir nebze güç ve tanık olabilme kabiliyetini karşı tarafa veriyoruz onlarla çevrimiçi bir ortamda bulunarak. Bir ekran üzerinden kendi varlığımızı karşıya direkt aktarmamızı amaçladığımız için Zoom içerisinde kendi tanıklığımız önem kaybediyor ve karşı tarafın görüşü ve tanıklığı önem ve güç kazanıyor. Boyun eğen ve oluşmaya açık bir pozisyon alıyoruz. Karşı taraf bizi sadece çevrimiçi ağlar üzerinden anlayabiliyor. Yani ilettiğimiz her şey COVID-öncesi beden fikrinden çıkıp elektronik bir hal alıyor. Bu tanıklık elektronik üzerinden gerçekleşiyor. “Beden”, bir aktiviteyi yapan olarak değerlendirildiği ve ele alındığı için COVID-öncesi beden tanımı yetersiz kalıyor artık. Bundan dolayı bence hepimizin bedeni dijitalleşiyor, sadece somut deri ve nesneler olmaktan çıkıp (ki güzel okurcuğum, bundan önce de sadece somut değildi ama burada direkt kendimizin tanımladığı bedenden bahsettiğimiz için somut olarak ele alacağız) soyut varlıklarla etkileşime geçmeye başlıyor ve o soyut (yani dijital, sembolik olan; fiziksel olarak var olmayan) varlıkları kendini tanımlamak için kullanıyor.

Peki dijitalleştik, sonra?

Önceden bahsettiğim gibi bedenin deriden ve kandan oluşmadığı fikri önceden de kabul edilmişti çeşitli engelli diskurları sayesinde ama şu anki dönüm noktası hayatımızın çoğunluğunu soyut ortamlar üzerinden yaşamamız. Burada beden hakkında düşünürken arka plandakiler de göz önüne alınmalı. Kameralı görüşmelerdeki dikdörtgen görüntümüz artık bedenimizin görünür tarafı oldu. Peki konferans görüşmesi sırasında arkamızda duran peluş hayvancık da mı artık bunun bir parçası oluyor? Sonuçta karşımızdaki insan bizi o peluş hayvancıkla algılıyor. Bizi görürken onu görüyor. Onun için ona bedenimizin bir parçası haline geldi diyebiliriz. Yani biz sadece artık görünen ten ve eklemelerden oluşmuyoruz, arka planımız da bedenimizin bir parçası. Kıyafet tarzımız örneğini düşünelim, kıyafet de bedenle ve bedeni okumayla çok eşleştirildiği için bedenin bir parçası olarak görülüyordu COVID’den önce. Çeşitli toplumsal cinsiyet algısına dayalı ikiliklerden çıkmamış bir insan birine cinsiyet kimliği ataması yaparken kıyafetlerden de etkileniyordu. Yani kıyafet tarzımız bedeni tanımlayan bir parça haline geliyordu. Arka planı da o çatıya koymamız mümkün.

Burada karşı tarafa giden ses de önemli bir rol oynuyor. Bizim ekranımızdan gelen her ses onlara giderken bizimle tanımlanıyor. Yani arkadan gelen mutfak sesleri de bedenimizin bir parçası haline geliyor. Ses ve iletişim yöntemleri de burada sadece iletişim özelliğinden çıkıyor. Aynı zamanda aynı somut ortamda bulunmadığımız için karşı tarafa kendi etrafımızı tasvir edebilmek için ifade yöntemine dönüşüyor. E tabi, çeşitli dijital alanlardaki sohbet kısımları da ifade ediş yöntemlerinin başında geldiği için bedenimizle tanımlanıyor. Yani artık bir yazı da bedenimizin bir parçası oluyor.

Peki ya arkadaki gidip gelen objeler? Onlar da bence bedenimizin bir parçası olup çıkıyor arada ama onların uzun bir süre bulunmaması veya sürekli hareketi onları bu beden kuramında konumlandırmıyor, onlar sadece geçici objeler. Buna eskiden cildimize taktığımız takılarla özleştirmek bence mantıklı. Arkadan geçen ev arkadaşımız bizim yeni küpemiz oluyor.

İsimler ise bu durumda bir garip hal alıyor. Eskiden Ahmet, Zeynep, Angel’ken şimdi adlarımız çeşitli dijital kodlar haline geliyor. Ben bir toplantıya girerken kendi IP kodum ne ise o program beni onunla tanımladığı için bedenim bir anda o isimle ilişkilendirilmeye başlanıyor. Tabii ben karşı tarafla etkileşimimde kendi adımı hemen bir iki düğmeyle değiştiririm ama sistem o anda beni o kodla algıladığı için ben bir anda o kod oluyorum. Yani COVID öncesi isimlerimiz yerini uzun noktalarla dolu numaralara dönüştü dijitalde.

İnsan

Bedenin dijitalleşmesi insan için ne demek? Yani insanlar maddesel açıdan ne hale geldi? Bence bunun için, kendimizin kendi vücudumuza bu garip zamanlarda nasıl tanık olduğunu düşünmemiz lazım. Biz 2 saat süren konferanstan çıktıktan sonra tam bilgisayarı kapatırken bilgisayar ekranındaki kendi yansımamızla yalnız kalıyoruz. Bilgisayara bakıyoruz, bir garip hissediyoruz. Bence bu garip hissetmek, şu andaki bedenimizin artık eski tanımlarla sınırlı kalmadığını fark edişten oluşuyor. Sonra bu gariplik bir nebze bizim somutlaşmamıza ve somut şeylere odaklanmamıza neden oluyor ve o anda fark ediyoruz bilgisayarımızı. Bu fark ediş bizi sorgulatıyor, artık dünyaya erişim sağladığım ve hayatımın çoğunluğunu karşısında geçirdiğim bu araç benim parçam haline mi geliyor? Sosyal aktiviteler ve aynı zamanda iş, bilgisayar ve dijital ortamlar üzerinden o kadar fazla deneyimleniyor ki bilgisayarlarla özdeşleşmeye başlıyoruz. Yani soyutsal bağdaşım (dijital oluşumlar) somutsal birleşmeye (bilgisayar ve deri ve eklemelerden oluşan bedenimizin birleşmesi) neden oluyor. Bedenimiz artık bilgisayar veya telefonla da özdeşiyor. Eski tanımlamalar yetersiz kalıyor. Belki de artık tek bir vücudumuz yok ve birçok vücudumuz var. Bilgisayar da bir ayrı vücut, deri de.

Ayna

Eeeee, bir de bunun her gün saatlerce kendi yüzümüzü görme tarafı var. Eskiden aynaya o kadar bakmadıysak bile şu an toplantıya girdiğimiz anda nasıl göründüğümüzü görmek zorunlu hale geliyor. Başta bahsettiğim kendi tanıklığımıza dair giden gücü yeniden almamız için bir yol sunuyor. Kendimizi gördüğümüz için karşımızdaki insanın bizi nasıl görmek istediğini, istediğimiz zamanlarda ayarlayabiliyoruz. Bu karşı taraf tarafından nasıl okunur emin değilim ama kendimizi değiştirme hareketleri o anda kendi otoritemizi yeniden oluşturma hamlesi oluyor. Ancak bu da dijital bağlantılı olduğu için bu gücü ne kadar kendimiz otonomik bir şekilde yapıyoruz emin değilim. Bu güç bir noktada dijital sistemler tarafından denetleniyor.

Sistem

Bu durum şu anki pandemi durumunda hayatımızı ne kadar kolaylaştırsa da otoriter rejimlerin çeşitli bastırıcı, sansürleyici, kısacası özgürlük kısıtlayıcı projelerini uygulamalarını da kolay hale getiriyor. Artık bedenlerimizi bir ağ üzerinden işledikleri için o bedene erişim çeşitli farklı noktalardan olabiliyor. Michel Foucault’nun çeşitli eserlerinde öne sürdüğü ve akademide yer edinmiş biyopolitikalar yani sistemlerin ve devletlerin bizi varoluş ve canlılığımız üzerinden kontrol etmesi ve çeşitli emeller için kullanması artık dijital ağlardaki bedenlerimiz üzerinden daha kolayca gerçekleşiyor. Bu çevrimiçi ağlar çeşitli kaynaklara erişimi daha da kolaylaştırsa da günün sonunda bu ağların devletler ve büyük şirketler tarafından yönetildiğini ve kontrol edildiğini unutmamak lazım. Yani daha çok kuirin çevrimiçi porno üretebilmesi ve buna rağbet olması, üreten kişileri finansal açıdan desteklese de bu siteleri büyük şirketlerin ve kapitalist insanların yönettiğini ve o insanların bu oluşturulan içeriği kendi çıkarları için kullandığını unutmamak lazım.

Sentez

Dijital bedenler biraz kötü kalpli gözükebilir ama bence hepimize değişim için farklı mecralar da veriyor. Ne kadar şu anda dezavantajlı bir durum olarak görünse de bu evrilme doğru gerçekleşebildiği ve kendi etrafındaki politik denetlemelerden çıkabildiği zaman verimli ve umut dolu hale geliyor. Birçok kuir insan için evlerinden bir şeyler yapmanın ne kadar rahatlatıcı olduğunu duydum. Somut ve fiziksel aktiviteler yaparken bulamadığımız o huzur ve tatmini dijital bedenler üzerinden bulanlar da var. Kısacası bu yazıyı sadece işler karıştı ve her şey zorlaştı olarak algılamayın ama şu anki durumdaki beden anlayışıyla ilgili bir analiz olarak görün ve ona göre değerlendirin. Bir de bu yeni bedenimizle nasıl barışık olacağımız sorusu da hepimizin kendi düşüncesine kalmış.

Kaos GL dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin Beden dosya konulu 177. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: medya, yaşam, cinsellik
Bayram