07/01/2013 | Yazar: Rahmi Öğdül

Hacet giderdiğimiz sıradan bir pisuvar üzerine pek kafa yormayız, oysa yeni bir bağlama yerleştirilmiş Duchamp’ın pisuvarı artık bir düşünce nesnesine dönüşmüştü.

Hacet giderdiğimiz sıradan bir pisuvar üzerine pek kafa yormayız, oysa yeni bir bağlama yerleştirilmiş Duchamp’ın pisuvarı artık bir düşünce nesnesine dönüşmüştü.
 
Sanatı beceriye ve yeteneğe dayalı nesnesinden arındırmaya yönelik ilk hamle, Duchamp’ın seri olarak üretilmiş bir pisuvarı alıp sergilemesi olmuştu. ‘Bunu ben de yaparım’ duygusu yaratan bu hamleden sonra sanat altmışlarda hızla, nesne üretiminden çok düşünsel düzleme taşındı ve sanatın nesneyle olan ilişkisi tartışılmaya başlandı. Duchamp’ın herhangi bir nesneyi ya da eylemi sanat olarak sunması sanatın tanımını kökten değiştirmiş, sanatsal beğeniyi oluşturan etkenler sorgulanmıştı. Hacet giderdiğimiz sıradan bir pisuvar üzerine pek kafa yormayız, oysa yeni bir bağlama yerleştirilmiş Duchamp’ın pisuvarı artık bir düşünce nesnesine dönüşmüştü. Nesnenin el becerisine ve yeteneğe dayalı plastik biçimi önemini yitirirken, kavramsallaştırma ve düşünsel deneyim sanatı tanımlar hale geldi. Estetik deneyimin yerine zihinsel algılama sürecini, düşünselliği geçiren bu sanat anlayışı, 1967’de minimalist sanatçı Sol Lewitt’in Artforum dergisinde yayınladığı “Kavramsal Sanat Üzerine Paragraflar” yazısından sonra ‘Kavramsal Sanat’ başlığı altında değerlendiriliyor artık. “Kavramsal sanat yapan bir sanatçı yapıtını önceden tasarlar, yapıtıyla ilgili kararları önceden verir: uygulama o kadar önemli değildir” diye yazmıştı Lewitt; düşüncesini uygulayacak asistanlarına faksla talimatlar verdiği bilinmektedir. Sanatçının eli sanattan kaybolurken, sanatçı bir düşünce adamı olarak boy gösterir. Başlarda bu tavrın altında, sanat nesnesinin tekil, kalıcı ve maddi değer oluşturan meta yönüne, yani alınıp satılabilir olmasına bir tepki bulunsa da günümüzde kavramsal sanat işlerinin de büyük paralarla alınıp satılması manidardır. Tekil nesneyi dışlayarak yerine düşünceyi koyan kavramsal sanatçılar, hiç de sanatsal olmayan, estetik bir değer taşımayan listeler, haritalar, bilimsel modeller, grafikler ve bol bol metin kullanırlar işlerinde.
 
“Nesnelerle bir derdim yok, ama ben nesne yapmak istemiyorum” diye yazıyordu kavramsal sanatçı Lawrence Weiner; yine bir başka sanatçı Douglas Huebler, “dünya az ya da çok bir sürü nesneyle dolu; ben dünyaya yeni nesneler eklemek istemiyorum” demişti. Kavramsal sanatçılar sanatın nesneye bağımlı estetik bir deneyim değil de tamamen düşünsel bir süreç olduğunu vurgulayacak işler yaptılar. Estetik hazzı dışlayarak sanatın zihinselliğini vurguladılar. Weiner’in yazdığı gibi: “Benim yaptıklarımı satın alanlar onları istedikleri yere götürüp isterlerse yeniden yapabilirler. Sadece akıllarında tutmaları da benim için yeterlidir. Ayrıca ona sahip olmak için satın almaları gerekmiyor – bilmeleri kâfi.” 

Nesneden koparak tamamen kavramsal alana çekilen sanatın önünde sadece dil oyunları vardır artık. Kavramsal sanatın önemli temsilcilerinden Joseph Kosuth “dil yoksa sanat da yoktur” diyerek sanatın temelde kavramsal bir süreç olduğunu, görsel algıdan dile, dilden kavrama uzanan zihinsel süreçleri gösteren işler yaptı. 1972’de Castelli Galeri’de sergilediği enstalasyon masalar, sıralar ve açık kitaplardan oluşuyordu. Bu enstalasyon adeta Wittengenstein’ın çalışma odasını andırır. ‘Bir ve Üç Sandalye’ (1965) gibi yapıtlarında nesne, nesnenin fotoğrafik imgesi ve nesnenin sözlük tanımı (kavramı) arasındaki ilişkiyi serer gözler önüne. Felsefi anlamda tam bir kavram soyutlamasıdır bu. 1969’da yayınladığı ‘Felsefeden Sonra Sanat’ başlıklı makalesinde sanatı, Duchamp öncesi ve sonrası olmak üzere iki döneme ayırır Kosuth. Günümüzde artık sanat yapılamayacağını, ancak sanat felsefesi yapmanın mümkün olduğunu belirtir.
 
Geçen hafta Perşembe (Kasım) günü İstanbul Contemporary’de bir konuşma yaptıktan sonra aynı akşam Kuad Galeri’deki ‘Uyanma (Wake)’ başlıklı kişisel sergisinin açılışına katıldı Kosuth. James Joyce’un ‘Finnegans Wake’ adlı metninden rastgele seçtiği tümceleri, sözcük gruplarını yalıtarak oluşturmuş işlerini. Bir başkasının sözlerini yalıtarak, silerek, eksilterek kendi metnini yazmış Kosuth. Duvarlardaki neonlarda sanatçının elini değil de düşüncesini izlemek, eksik bıraktığı yerleri tamamlayarak dil oyunlarına katılmak isteyenleri bekliyor sergi. Üstelik satın almanıza da gerek yok, aklınızda tutmanız yeterli.  

Joseph Kosuth’un Uyanma (Özerkliğin tüm görünümüyle bir göndermeler düzenlemesi) başlıklı sergisi Akaret’lerdeki Kuad Galeri’de 23 Şubat 2013’e dek izlenebilir.
 

Etiketler: kültür sanat