24/06/2013 | Yazar: Rahmi Öğdül

Yaşam enerjisini bastırmak mümkün değil, ağaçlardan bedenlere sirayet eden bu yaşam enerjisi müthiş yaratıcı performanslar gerçekleştirecek…

Gündemi sık sık değiştirmekle ve belirlemekle övünen iktidar artık tüm süslü püslü retoriğini yitirmiş ve tüm çıplaklığı ve despotluğuyla bir başına kalırken bizim yarattığımız gündeme, Taksim-Gezi Parkı’na kilitlenmiştir. Taksim ve Gezi Parkı’nda, üzerine ölü toprağı serili olan bir halk canlanırken ya da eksik olan, henüz ortaya çıkmamış bir halk Taksim Meydanı’nda meydana gelip ete kemiğe bürünürken gündemi de beraberinde getirdi. Ve bu ete kemiğe bürünmüş halk, iktidarın tüm süslü retoriğini, parlak giysilerini çıkararak erotik bir performans gerçekleştirmiştir. Tüm fazlalıkları süpüren, örtüleri kaldıran arındırıcı bir sel gibi adeta. Örtüler birer birer kalkarken, herkesi olduğu haliyle görebiliyoruz. YTÜ, Sanat ve Tasarım Fakültesi, Sanat Bölüm Başkanı Prof. Ahmet Atan Gezi direnişi ile ilgili attığı tweet’te, tüm ırkçılığıyla çırılçıplak duruyor: “Yahudi, Ermeni ya da Rum’sanız Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı anlayışla karşılıyorum. Lütfen soyunuzu araştırın.” Gezi parkı direnişi tam bir giysi çıkarma, örtüleri kaldırma edimine dönüşmüştür. Nazi Almanya’sında sanat profesörü olsa anlayacağız, ama demokratik olduğunu iddia eden bir ülkenin üniversitesinde bölüm başkanlığı yapıyor bu kişi ve ırkçı düşüncelerini dile getirmesi hiç kuşkusuz cezasız kalacak ve üstelik ödüllendirilecektir. Ödüllendirilmiş zaten. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne danışmanlık yapıyor. İktidar faşizmin terimleriyle konuşmaktan çekinmiyor artık. Otoriter, despot zihinlerin en yalın halleriyle iktidarın yanında kümelendiğine tanıklık ediyoruz. Öte yandan demokratik bir ülkede olması gereken demokratik taleplerini dile getirenlerin soruşturulduğu, tutuklandığı bir cadı avı yaşıyoruz. Uslu çocuklarla yaramaz çocukları ayırmak için başöğretmen haykırıyor sınıfta: “Şimdi çiçek olun çocuklar!” Kollarını çarpraz bir şekilde göğüslerinin üzerinde birleştiren uslu çocuklar, iktidarın bahçe tasarımını hayranlıkla izliyorlar.

Ajda Pekkan Taksim ve Gezi Parkı’nı yeniden düzenlemesi ve çiçeklendirilmesi üzerine belediye başkanına doğaya verdiği destekten dolayı teşekkür etmiş. İktidara koşulsuz tapanlar, en büyük çevrecinin iktidar olduğunu biliyorlardı zaten. Çevreci müdahalelerle doğayı bir dekor olarak tasarlayan iktidar, ağaçların yerini istediği gibi değiştirebiliyor, bitkileri istediği şekle sokabiliyor. Bir ülkenin iktidarını anlamak için bahçe tasarımlarına bakmamız yeterli. Belirli bir düzene göre dizilmiş ve budanmış bedenlerden oluşan bir bahçe olarak ülke. Kalem gibi yontulmuş, geometrik ve hiyerarşik düzene göre yerleştirilmiş, muma çevrilmiş uslu çocukların peyzajı. Başından beri yaratıcı performanslarıyla direnişçiler iktidarın peyzajını dönüştürdüler, doğanın seyirlik bir ‘çevre’ değil, hep içinde olduğumuz bir ‘ortam’ olduğunu gösterdiler bize; ‘çevreci’ değil, ‘ortamcı’ olduklarını. Performanslarıyla direnişçiler, doğaya ve topluma giydirilmek istenen peyzaj kalıplarını parçalayarak iktidarı ve despot zihinleri en yalın halleriyle sergilediler. Örtüler kalkmış ve iktidar tüm şiddetiyle çırılçıplak kalmıştır. 

Duran adamın başlattığı ve duran kadın ve çocukların katılmasıyla giderek büyüyen pasif direniş ise ‘çiçek gibi olun çocuklar!’ emrini saçmalık düzeyine taşıyarak iktidarı saçmalamak zorunda bırakıyor. Malatya’da İnönü heykeli önünde duran iki İngiliz turistin emniyete götürüldüğünü öğreniyoruz basından.  Kalıpların içine tıkılmak istenen bedenler yaratıcı performatif direnişleriyle örtüleri kaldırırken, her şeyi tüm çıplaklığıyla görünür kılıyorlar.

14 Haziran günü, herkesin bir performans sanatçısı gibi özenle inşa ettiği Gezi Parkı’nda, yine bir performans sanatçısı olan Şükran Moral beyaz giysi içinde bir banka çıkarak karnına jiletle Çarşı’nın ve anarşizmin ‘A’sını çizmiş ve kesiklerden akan kan karşısında insanların içi burkulmuştu. Beyaz giysisiyle “artık kefenlerimizle gezmeliyiz” mesajını ileterek iktidarın bedenlere uyguladığı şiddeti protesto etmişti. Bir başka performans sanatçısı Zeliha Demirel ise 15 Haziran cumartesi günü Gezi Parkı’nda bir performans gerçekleştirmiştir. İranlı kadın şair Füruğ Feruhzad’ın “Ben ağaçların soyundanım” dizesini yazdığı tuvalin üzerinde kendisini ağaca dönüştüren sanatçı, daha sonra Gezi Parkı içinde dolaşarak ağaçlardan insanlara bulaşan kesintisiz yaşam enerjisini vurgulamıştı. Bu kesintisiz yaşam enerjisi sanatçının performansı sırasında Gezi’ye düzenlenen polis baskınıyla ne yazık ki kesintiye uğratıldı. Ama biliyoruz ki artık yaşam enerjisini bastırmak mümkün değil, ağaçlardan bedenlere sirayet eden bu yaşam enerjisinin müthiş yaratıcı performanslar gerçekleştireceğinden eminim.

 


Etiketler: kültür sanat