13/01/2022 | Yazar: Nazlı Yıldırım

Kendini yarı yolda bırakan annem için...

Dön güvercin, dön* Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Ertesi gün seni göreceğim diye erkenden uykuya yatırırken kendimi, beklemeye sararmış boğazımdaki hıçkırık telefondaki yabancı sese yığılıp kaldı. Ondan sonraki yok anne. Bir cami avlusuna bırakılmış kar boşluğunda senin morga gelişini bekledim. İnanılmaz bir kar havası vardı. Üşümüyordum da üstelik. Üstüm başım incecik. Seni gördüm. Kıpkırmızı bir bakıştın. Sıcaklığın henüz sönmemiş. Saçlarını sıvazladım. Yanaklarından öpüp avuçlarıma sardım sıcaklığını. Sonra dönüp soğumadan yüzüme sürdüm. Seninle veda etmeme izin vermedi ölüm. Sonrası kalabalık, sonrası uğultu, sonrası toprak, sonrası sessizlik…

Yokluğunun üzerinden tam bir yıl geçti. İnsan kırkından sonra unutulur, derler. Hiç unutulur mu anne? Bir insan gerçekten unutulur mu? Senden sonrasına alışmak zor oldu. Kalbim küçüldü, dilim sustu, gözüm körleşti, ellerim azaldı. Dünya küçüldü artık anne. Sığamıyorum.

Yaptıklarıma, yapamadıklarıma, iyi ve kötü ne varsa hepsine ağlayıp durdum. En çok da senin beni bilmeyişine… Sana anlattığım birçok hikâye bana ait olmasına rağmen sanki bir başkasını anlatır gibiydi. Gerçekliğimi örtüp öyle gelirdim yanına. Beni dinlerdin. Beni dinleyişlerini neden kendi yolculuğuma dâhil etmediğimi düşünür, dururum. Daha nicesi…

Hastanedeyken “Seni bir gün sevgilimle tanıştıracağım, hep birlikte kahvaltı yapacağımız, akşam yemeği yiyeceğimiz bir günümüz olacak.” demiştim. Sen de terli sesinle “İnşallah kızım, o günleri de görmek isterim.” dedin. “(..) isterim.” Tonun baskınlığını fark edemedim. Hiçbir şeyin farkında olmadan öylece geçtin. Gittin. Daha fazla konuşabilirdik, daha fazla hikâyeler anlatabilirdim. Daha fazla dikkatli olabilirdim sana karşı. Hepsi geçti, hepsi gitti. Telafi edilecek bir yanı yok, hep içime sızı…

Senden sonra pek duramadım. Bu toprak, büyütmek için incelttiğim köklerimi kabul etmiyordu. Bir türlü kabul ettiremedim. Belki yeni bir toprak, yeni bir su, yeni bir hava, yeni bir göğ iyi gelirse diyerek gittim, anne. Yıllardır kavgasını ettiğimiz o mevzu hâl oldu. Şimdi büyümek için kendime bir toprak arıyorum. Peki anne, benim hikâyem nerede?

İrlanda’ya geldiğim günden beri öğreniyorum anne. Bir toprak nedir, ne değildir. Bir toprağa nasıl kök salınır, öğreniyorum. Öğrendiklerimi anlatmak için sözcükleri ve ışığı kullanmaya devam ediyorum. Burada geçen hayatın akışını sana anlatamadığım için içim sıkışıyor. Gördüklerimi, duyduklarımı, yaşadıklarımı sana anlatmak için telefona uzanan elim her seferinde boşluğa düşüyor. Belki beni duyarsan diye olduğum yerde sesimi çoğaltıp sana anlatıyorum. Peki, o gün beni duydun mu anne? Hayatımda ilk kez okyanusu gördüğüm o gün sana nasıl da bağırdım. “Sen de görüyor musun anne?” diye. Sen de gördün mü anne?

Nerede olduğunu, nasıl olduğunu çok merak ediyorum. Beni görüp görmediğini, duyup duymadığını, hissedip hissetmediğini öyle çok merak ediyorum ki. Neredesin? Dön güvercin, dön!

Çok şey var sana anlatacağım. Çok şey sana göstereceğim. En çok da sana verdiğim sözü tutmak istiyorum. Seninle tanıştırmak istediğim bir kadın var, anne. Elim ayağım dolaşıyor, seni anlattığımda. Her şey güzel gidiyor da içimdeki bu sızıya, bu boşluğa, bu yokluğa, bu sıkışmışlığa çare bulamıyorum. Kanat seslerini duyuyorum anne, şaşırıyorum ne yapacağımı.

Kar boşluğu hâlâ cami avlusunda. Kalbim küçüldükçe küçülüyor. Her şey için özür dilerim. Beni affet anne. Avuçlarım hâlâ sıcak. Yüzüme sürüyorum sıcaklığını. Kendini yarı yolda bıraktın, biliyorum ama yakınıma gelemez misin?

*Cevat Çapan

**KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

 


Etiketler: yaşam
Dijital