28/12/2021 | Yazar: Alaz Akdağ

17 Aralık, benim ilk kez testosteron olduğum tarih, yani testo doğum günüm.

Durduğumda çarparım, o yüzden durmamaya çalışırım Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Aslı Alpar, Aralık 2018, Ankara

Merhabalarla başlamak adetimiz mi oldu? Evet sanki. Bugün 17 Aralık, benim ilk kez testosteron olduğum tarih, yani testo doğum günüm. Doğum günü? Çok fazla doğum günüm oldu birden. Kendime trans olarak açıldığım tarih bir doğum günü değil de nedir mesela ya da bugün ilk testo olduğum gün. Bir de fiziksel olarak doğduğum tarih var. Düşünüyorum da iki tanesi aslında Aralık ayında. Kendime de aralıkta açılsaymışım da aralıkta bir tarih belirleyip o gün kutlasaymışım.

Nihayetinde peki ne oluyor? Hiçbirini kutlamıyoruz. Son iki yıldır doğum günü kutlamadım, dur hatta üç yıldır. Her sene nasıl daha kötü bir doğum günü yaşayabildim bilmiyorum. Doğum günlerinden tek bir beklentim vardır. Koca bir dilek tutup yaşım kadar mumu tek nefeste üflemeye çalışırım. Bu benzetmeler nereden geliyor sanıyoruz? Tabii ki kafamın içindekilerden, yaşananlardan. İlk Proust okuduğumda ne kadar da etkilenmiştim o benzetmelerden. Sanırım ben de kendimce bir şeyler yapıyorum. Günlük hayatta da fazlaca.

Biliyor musunuz aslında hiçbir zaman ne yazacağımı bilerek başlamıyorum konuşmaya. Bırakıyorum düşünceleri ve duyguları. Hayatı da böyle yaşıyorum, yanlış mı yapıyorum? Planlarla, hesaplarla olmaz ki. Tamam, olur da, her şey olmaz. Birbiri ardına hamle hesaplamayı sevmem. Zaten çoğumuz istemsizce çeşitli roller üstleniyoruz belki de farklı personalara bürünüyoruz. İsterim ki kapıyı çekip eve girince dışarı kıyafetleri hızlıca üstümden çıksın. Olduğum gibi, yalın kalayım.

Maskelerimiz özsavunmamız mıdır? Ya da dışarı kıyafetlerimiz? Yalan söylemeyi sevmediğimi konuşmuştuk. Bunun yerine susmak iyi bir savunma olabiliyor. Yalandan yorum da yapmıyorsun böylece, yine de doğrusu bu, ben böyle hissediyorum demekten kendimi alıkoyamıyorum. Çünkü çok manasız bu çığı beslemek. Ne kadar kendinsin? Söylesene. Kendin olursan yanında kim durur gibi bir korkun var mı? E bu yüzden kendin değilsen çok üzücü değil mi, seni sen olduğun için değil de imajinasyonun için seven insanlar silsilesi hayatından geçip gitmez mi?

Yaşadım demek istemez misin? Var oldum. Bu hayattan ben geçtim demek! Atanmış ailenden, mevcut arkadaş topluluğundan, sevgilinden, eski ilişkilerinden ibaret değilsin. Başka bir gerçeklik, düzen ya da istersen kargaşa - sana kalmış - mümkün. Bak aslında belki de tüm mesele istemek ve emek etmekle alakalı. Emek verecek cesaretin var mı, yeniden kuracak, bazen de kulaklarını tıkayıp burnunun dikine gidecek? Neden burada olduğunu bilmiyor olabilirsin ama nasıl burada olacağını şekillendirebilirsin.

Aslında... deyip 17 Aralık'ta bu yazıyı bırakmışım. Acaba ne diyecektim. Acaba’ları bilemem. Unuturum, pek de uğraşırım unutmamak için, unutmak değil de hatırlamak ilginç benim için. Sanki, “buradan kesin” denilen kılavuz çizgilerini hiç tutturamıyor beynim. Eli de bir türlü alışamadı. Olduğu gibi kabullendim onu, ne yapalım. Mademki beraberiz, bir yolunu bulacağız bu ikili yaşam formu için. Beynim, beni neden bu kadar zorluyorsun diye sormak istiyorum bazen sana. Söyler misin?

DMT diğer bir deyişle dimetiltriptamin, beni yoruyorsun arkadaşım. Gerçeklikler arası atlamayı sevmediğim için kendimde senden kaçışın alternatif yollarını bulmaya çalışıyorum iki yıldır. Ne zaman kaçmasam karşıma dikiliyorsun, bana da yazık. Noel gecesi hayaletleri gibisin, ansızın geliyor, sarsıyor, gidiyorsun. Rüyaları yaz diyorlar bir de. Oldu cicim, yazayım da iyice aklıma kazınsın.

Fotoğraf çekmeye bile yazmaktan kaçmak için başlamadık mı zaten? Zor iştir yazmak, hele ki kendini yazmak, suratında hissettiğin soğuk rüzgârlar gibidir yazmak, yüzleştirir, odaklar, tekrar var eder, canlandırır. Tam da bu sebepten, kaçanları anlarım. Ama hayattan kaçanı anlamam, güçlü duygulardan da kaçanı anlamıyorum sanırım. O itki gelince neden durur ki insan? Mantık mı yönetir hayatı? Sağlamcılık mıdır ilke? Dediğim gibi, yaşadık be! Diyelim mi? İsteyen istediğini desin bize. Denedim, olmadı, yine denedim, yine olmadı, pişman mıyım? Hayır. Bundan başkasına gönlüm razı olmazdı ki. Ben de böyle yaşıyorum işte. Kendini var etmeye çalışan, geç kaldın diyenlere hadi oradan diyen, başka bir yol hep bulunur yeter ki isteyelim ve inanalım diyen bir çizgi.

Beklenen mantık pusulası yerine güvertede kalp var bizde. Pişmanlıksa bizim olsun. Korkularımı kâğıttan kayık yapıp nehre bıraktım. Dedim de geçende de dediğim gibi korkulardan azade sanma beni. Bin tane dert olsa da sırayla yüzleşiriz, yavaş yavaş halledeceğiz, kendini gözetmeye devam et. Çünkü kendi kahramanın sensin. Bu koşu herkesin şahsi koşusu, sen en fazla kenarda durup havlu ve su verebilirsin. Ne dersin, biraz kar izleyelim mi? Geçende kocaman bir kar küresinin içinde olduğumu düşündüm. Büyüleyici bir şey var karda. Ve hep aynı isteği uyandırıyor, ilk kar. Kendinle savaşma. Kendini tanımak önemli.

Aralık. Aralık ayı, bu bir aralık mıdır hayatında, zamanda bir es midir?  Haa, yerler buz tutunca dikkat et. Her zaman kaydığında tutamayabilirim. Dengede kalmak önemli demiştim değil mi? Demediysem de diyeyim. Bir dengeni bul, ondan sonra kafanı kaldır, kökünü sal ve yüksel, ondan sonra istediğin yöne doğru eğil, başka türlü benim fikrimce olmuyor çünkü. Evet, bence bu değerli bir yalnızlık. Ne istediğini sonsuz gürültüde nasıl anlayacaksın, kendi sesini duyman lazım. Tüm yüzleşmeler de böyle değil midir? Ben durduğumda çarparım, o yüzden durmamaya çalışırım. Hata da bu zaten. Sence?

Ben yatıyorum artık, tatlı...  Rüyalar.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: yaşam
bülten