02/01/2010 | Yazar: Yıldırım Türker

Albert Einstein, savaşı gözünden bilmişti. Fizikçi, en büyük yanılgısının, F. D.

Albert Einstein, savaşı gözünden bilmişti. Fizikçi, en büyük yanılgısının, F. D. Roosevelt'i Nazi Almanyasına karşı atom bombası üretimine teşvik etmişliği olduğunu...

Albert Einstein, savaşı gözünden bilmişti.
Fizikçi, en büyük yanılgısının, F. D. Roosevelt’i Nazi Almanyasına karşı atom bombası üretimine teşvik etmişliği olduğunu ABD atom bombasını sivil nüfusun tepesinde patlattığında büyük bir acıyla anlamıştı. Hayatının kalanını silahsızlanma ve bir dünya hükümeti fikrini savunarak yaşadı. Etkin bir pasifist, bir antimilitaristti.

ABD silahsızlanarak jeopolitik ve ekonomik hegemonyasından neden vazgeçsin, diye soranlara cevabı çok netti: “Amerika barış istemiyor mu?”

Sonra da devam ediyordu: “Bir kişi ya da bir millet, silahlı kuvvetlerini uluslararası yetkelere devredip sınır dışındaki menfaatlerini güç kullanarak korumaya yeltenmeyeceğini ilan ettiği takdirde barış severdir. Barış, tehditlerle korunamaz, ancak karşılıklı güveni oluşturmaya yönelik samimi bir çabayla korunur.”

Einstein, Yahudilerin topraklarına dönüşü hareketini desteklemesine rağmen sınırları olan bir Yahudi devletine karşıydı. Araplarla Yahudilerin birbirlerine saygı, güven ve şefkatle yaklaşmaları gerektiğini savunuyordu.

Çaresizliğin öfkesi içinde haykırıyordu:
“Milliyetçilik bir çocukluk hastalığıdır. İnsan ırkının kızamığıdır.
Eğer bir adam bir marşa ayak uydurup, emir altında neşe içinde yürüyebiliyorsa, benim gözümde beş para etmez. Kendisine yalnızca bir omurilik yetebilecekken yanlışlıkla kocaman bir beyin sahibi olmuştur. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir.
Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum. Ben savaşı öylesine tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi...
Benim anlayışıma göre, savaşta adam öldürmek cinayetten başka bir şey değildir.
Aynı zamanda hem savaşa hazırlanıp hem de savaşı önleyemezsiniz.
Yalnız bir pasifist değil, militan bir pasifistim. Barış için savaşmaya gönüllüyüm. İnsanların kendileri savaşa gitmeyi reddetmediği sürece hiçbir şey savaşı durduramaz.”

Einstein, bu dünyaya anlı şanlı generallerin kattığından çok daha fazlasını armağan etti.
Ben de yılın ilk bahçe muhabbetinde size İHD’nin birkaç yıl önce basına sunduğu, Vicdani Ret Komisyonu Deklarasyonu’nu aktarıyorum. Hepimize şiar olsun umuduyla...
“Vicdani ret en temel bir insanlık hakkıdır.
Bu hakkı; inanç, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriyoruz (...)
“Komisyon olarak; Savaşın insan kaynaklarını kurutmak için ‘öldürmeyeceğiz, ölmeyeceğiz; kimsenin askeri olmayacağız’ diyen vicdani retçileri destekleyeceğiz, yanlarında olacağız ve sorunlarının giderilmesi için çalışacağız;
Militarizme karşı durmayı ‘halkı askerlikten soğutmak’ olarak suçlayan yasalara karşı çıkacağız ve kaldırılması için mücadele edeceğiz. Vicdani retçileri, emre itaatsizlikte ısrar suçlamasıyla yargılayarak, 3 aydan 4 yıla kadar hapis cezaları ile karşı karşıya bırakan askeri ceza kanununun 87. ve 88. maddelerine karşı çıkacağız. Askeri ceza kanununun değiştirilmesi için mücadele edeceğiz.
Şiddetin sorunları çözmede bir yöntem olarak benimsenmesinin, dayatılmasının ve sunulmasının —‘iyi-kötü’, ‘meşru-gayri meşru’, ‘haklı-haksız’ ayrımı yapmadan— karşısında olacağız. Her türlü savaşa ve çatışmaya karşı çıkacağız;
Dinsel tercihi, cinsel yönelimi, milliyeti ve politik görüşleri ne olursa olsun askerlik hizmetini reddeden ve reddettiği için mağdur olan herkesin yanında olacağız; (...)
Bütün silahlı bireylere, ‘kardeşine ateş etme’ diye sesleneceğiz;...
Bu çalışma süreçlerinde heteroseksist ve erkekçi-cinsiyetçi anlayışlara karşı da mücadele edeceğiz.
Bir yaşam savunusu olan vicdani ret itaatsizliğini, militarizmin yargılama konusu yapmasını ve cezalandırmasını kabul etmiyoruz.”


Etiketler: insan hakları, askerlik
Nefret