12/07/2007 | Yazar: KAOS GL

Ece Temelkuran, okurların neyi nasıl anlayacağını önemsemeyen, belki de bu yüzden Türk okuru için biraz “zor” olan “Bilge Karasu”’y

Ece Temelkuran, okurların neyi nasıl anlayacağını önemsemeyen, belki de bu yüzden Türk okuru için biraz “zor” olan “Bilge Karasu”’yu, Ayşe Kıran ve Ionna Kuçuradi’yle konuştu.

Söyleşi: Ece Temelkuran

“Pek gençti daha. Öyle eni konu ölçülüp tartılmadan, taştan taşa vurulmadan edinilen bilgilerle yetinilmemesi gerektiğini öğrenmişti.”

“Gömüş kediler Bahçesi” adlı kitabındaki bu tümceye bakılırsa, “Bilge Karasu, çok yaşlıydı yaşarken. Çünkü hakkında konuşulanlar, düşüncel ve duygusal titizliğinden, yazma serüveninde ciddiyetinden söz ediyorlardı.

Geçen yıl kanserden yitirdiğimiz Bilge Karasu’nun 66. yaşgününü dün kutladık. Okurların neyi nasıl anlayacağını önemsemeyen, belki de bu yüzden Türk okuru için biraz “zor” olan “Bilge Karasu”’yu, sırasıyla Ayşe Kıran’a ve Ionna Kuçuradi’ye sorduk.

Karasu için neden “elimizden kaçırdığımız” yazar diyorsunuz?

Bilge Karasu’yu okurken, güzeldir. Seçtiği sözlükler, cümlelerin bozulamaz biçimi, her şey çok güzeldir. Ama kitabı okuyup bitirdiğinizde “Ne oldu şimdi” diye sorarsınız. Karasu’yu okuduktan sonra niye kafamızda, onun yazdığı kitaptan ayrı bir kitap oluşur? Niye onu hep elimizden kaçırırız? Bu sorunun yanıtı olduğunu sandığım bir sonuca ulaştım sonunda. Yazar, kendine ilginç görüneni yazar hep, bütünden bir parça koparır. Edebiyat kuramcılar buna “düz değişmece ilişkisi” derler. Düz değişmecenin bir özelliği de “içeren-içerilen” ilişkisidir. Örneğin, “Bir şişeyi bitirdik” dersiniz. Oya bittirdiğiniz şişe değil, içerisindekidir. Karasu’nun neden elimizden kaçtığı sorusunu yanıtlarken, hareket noktam bu oldu. Edebiyatta içerenler, en temelde, kişi, zaman ve uzamdır. 19 Mayıs, 12 Eylül gibi. Ya da Paris, sokaklar, Ankara gibi. Bunlar yazılanın dış çerçevesini çizerler. İşte Karasu, içerenlere hiç aldırmıyor. Onun kitaplarından biz, bir kişinin yalnız mavi gözlü olduğunu biliyoruz örneğin.

Bunlar umurunda değilse, umurunda olan ne?

Umurunda olan, yazma serüveninin kendisi, Kitaplarının hepsinde kahramanlar da kendi kitaplarını yazarlar. Özellikle son kitabı olan “Narla İncire Gazel”de yazma serüveninin kendisi anlatılıyor.

Zaman ve uzam gibi anlamamızı kolaylaştıran öğelerin önemsememesi Karasu’yu okur için biraz ulaşılmaz kılıyor mu?

Ulaşılmazlığı okur yaratıyor. Karasu, okura dış yapıyı kendisinin kurmasını öneriyor. Böylece, okula fazla iş düşüyor. Okur, onun deyimiyle “çalışkan okur” değilse, iyi niyetli değilse, metin elinden kaçıp gider. Çünkü O, okurundan ikinci bir yaratma süreci bekliyor. Okurdan, en az yazar kadar uğraşmasını bekliyor.

Kuramsal olarak Karasu’yu bir yere koymak olanaklı mı?

Değil, Karasu edebiyatta bir adadır.

Nasıl bir ada?

Öncelikle müthiş bir kültür birikimi üzerine kurulu bir ada. Yapıtlarını da ancak ona yakın bir kültür birikimi üzerine kurulu bir ada. Yapıtlarını da ancak ona yakın bir kültür düzeyindeki insanlar anlayabilir. O’nu ancak kültürümüz oranında anlayabilirsiniz.

Kuçuradi: Sembolik Anlatış

Kuçuradi’nin Karasu’ya ilişkin sorularımıza verdiği yanıtlar ise söyle:

Felsefeci olarak, Karasu’nun yapıtlarında ne görüyorsunuz?

Çeşit çeşit. Edebiyatın en önemli anlatış biçimi olan sempolik anlatışı görüyorum örneğin. Bilge Karasu’nun yapıtları, sembolik anlatımın en önemli örneklerindendir. Bana sorarsanız edebiyat, Bilge Karasu’nun yaptığı gibi olur. Tek olanak değildir belki ama, O’nun sembolik anlatışı en iyi örneklerindendir. Yalnız Türkiye’ye değil, bu yüzyılın dünya edebiyatından en iyi örnektir.

Karasu’nun yapıtlarını nasıl anlamlandırıyorsunuz?

Karasu ile benim, metini anlama konusunda bakışlarımız çok farklıydı. O, bütün yazılara bir metin olarak bakardı ve okuyucunun istediği gibi anlayabileceğini savunurdu. Ben, yazarın, en temelde anlatmak istediği bir şey olduğunu düşünürüm. Okumak da, anlatılmak istenene temellendirilebilir bir biçimde ulaşmaktır bence. Tüketici bir bakış değildir bu. Böylece farklı yönde, çok sayıda anlama mümkündür. Bilge Karasu, okuyucunun istediği gibi anlayabileceğini ve benim önerdiğim yöntemin de bunun içinde olduğunu söylerdi. Ama birleştiğimiz bir konu vardı. O da, yazarın, kendi yapıtı hakkında konuşması.

Bir felsefe akımından etkilediği söylenebilir mi?

Belki söylemek olası. Ama etiket yapıştırmak istemek. Ben, öyle bakmadım onu yapıtlarına. Onun yazdıkları hakkında konuşurken, onun kadar titiz olmak gerekiyor.

Kaynak: Cumhuriyet, 1996

*Konuyla ilgili haberler:

“Türk Kafka’sı değilim”

[[Bilge’ler ölür...]] - Selim İleri

[[Bilge Karasu için…]] - Semih Gümüş

[[Bir söz büyücüsü]]

[[Kediler ve kitaplar: Bilge Karasu]]

[[On bir yıldır "göçmüş kediler"inin yanında]] - Ülkü Tamer

[[Her şeyi olan adam ve balık]] - Ali Poyrazoğlu

[[Ne kedisiz ne korkusuz]] – Nurdan Gürbilek

[[Karasu, kediler, geçmiş zaman]] – Kürşat Başar

[[Bilge Karasu’ya İmzalı Kitaplar]] - Ali Görkem Userin

[[Anısına: Bilge Karasu]]

Etiketler: kültür sanat
bülten