09/06/2010 | Yazar: Burika Tutu

Hatırlar mısınız Ağır Roman filmini? Okan Bayülgen ve Müjde Ar!

Hatırlar mısınız Ağır Roman filmini? Okan Bayülgen ve Müjde Ar!

Güzel bir sevişme başlamadan önce derin bir nefes çeken Okan Bayülgen aynen şöyle diyordu ''Hastayım Ulan Sana!''.

Sistemin getirdiği tektipcilik ve giderek dogmalaşan aktiviteler yetmiyormuş gibi bir de Aile bakanım var benim ülkemde. Nitekim ona göre 12 Eylül eşcinselliği kesmiş, bana göre laf-ı güzaf tabi ama bence tektipcilik modelinin kendi ağızlarıyla itirafıdır. Tektip kıyafet tektip saç kesimi tektip seks, tektip cinsel kimlik.

Kesinlikle karşı cinsle evlilikler, kendi cinsin sadece takım arkadaşındır mantalitesi.
Günlerin bugün getirdikleri!

Zaten sistemin sen istemesen de pek de münasip olmayan bir şekilde pek de münasip olmayarak dayattığı cinsel seçeneğin dışında kalmak sisteme karşı çıkmanın dışında bir direniştir. Elbette bunu özgürlük mücadelesi olarak adlandırmak mümkün. Ama unutmamak gerekir özgürlük bedel ister. Ve bu gerekli mücadele reklamın iyisi kötüsü olmaz diye düşünüyorum. Onun bu denli homofobik bir açıklaması bize bazı yazarların desteğini sizce de kazandırmadı mı, veyahut medya bir anda Kavaf'a karşı dolayısıyla bizden yana olmadı mı?

Elbette sistem çemberinin dışında kalan herkes sisteme göre potansiyel hastalıklı. Unutmayın ki Aliye Hanım'ın mutsuz ve monoton cinsel hayatından dolayı bizleri kıskanarak böyle bir açıklama yapması bir yandan güzel. Çünkü sistem rahatsız olduğunun, korktuğunun üstüne gider!

Elbette birçoğumuz o hastalıklı zihniyetin düşüncelerini benimseyen ailelere sahibiz. Hani özgürlük bedel istiyor dedim ya belki de intihara kalkışanlarımız bile oldu, zorla psikologlardan randevu alınanlarımız oldu. Ailemiz için bir ''utanç'' kaynağı olduk belki de. Bundan dolayı sokağa bile çıkartmadılar, camlarda bekledik… Ama gökkuşağının 7 rengi de bizdik.
Belki de çok sesliliğimiz, neşeli karakterlerimiz buradan gelecek ki pes edip içimizde saklamak yerine hala bu hastalıklı zihniyetin üzerine yürüyoruz. Neden mi? Çünkü biz o zihniyete hastayız!

İnsan eğer gerçekten herhangi bir hastalığa yakalansa bile yargılanacağı bir zihniyet nedense iş, aş ve adaletten söz dahi etmiyor. Yalan olmasın somut olarak bakanlık binalarımız var. Yalan bakanlarımızda var. Homofobik bir zihniyetin eseri olan bu açıklama gösteriyor ki ne kadar kin besleyen bir bakış acısı. Bu sadece düşüncenin dile gelmiş hâli, bir de eyleme geçmiş haline ne demeli?

Gerçi sistem bile 1990 yılında eşcinselliği diagnostic and statistical manual of mental disorders (dsm 4)'den yani psikolojik sorunlar ve hastalıklar listesinden çıkarmıştır!

Tek tutundukları dal cinsel yolla bulaşan hastalıklardır ki, bunların tektip ilişki modelleriyle ve heteroseksüel ilişkilerle daha çok geçtiği kanıtlanmıştır.

Bu zihniyetin önde gelenlerinin eşlerinin sanırım hemcinsleriyle bir münasebetleri olacak ki bu kadar öfkeliler… Ama kendilerinde de bir suç aramak zorundalar değil mi? Ne kadar doğru işler yaptınız ki?

Gökkuşağı bayrağının her geçen gün yükseldiğini gördükçe üstümüze öncelikli olarak sözle, daha sonra da yakın temasla gelecekleri açıktır. Fakat açık olan başka bir şey vardır ki Stonewall'da da ya da Castro Mahallesi diye adlandırılan bölgede de aynı olaylar ve belki de daha öteleri gerçekleşti…

Son olarak...
Homofobi ve Transfobi bir hastalıktır.
Aliye Kavaf'ın benden farkı, hastalığını kabul etmemesi.

Aliye Kavaf 'hastayım sana'.


Etiketler: yaşam, siyaset
nefret