08/03/2011 | Yazar: Bülent Somay

Son yedi yılda “kadın cinayetlerinin” sayısı yüzde 1400 artmış.

Bülent Somay | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Bülent Somay
Son yedi yılda “kadın cinayetlerinin” sayısı yüzde 1400 artmış. Abartılı bir rakamdır bu herhalde. Muhtemelen eskiden böyle bir kategoride sayılmayan cinayetleri artık bu gözle görmeye başladığımız için böyle astronomik bir artışla karşı karşıyayız. Ama benim itirazım “kadın cinayetleri” teriminin kendisine. Kurbanlar açısından yapılan bir isimlendirme çok sağlıklı olmaz. Kurban erkek olsa ama aynı (ya da benzer) saiklerle öldürülmüş olsa ne diyecektik? Kadın, çocuk, erkek ya da travesti olabilir kurbanlar. Bu tür cinayetleri birbirine bağlayan esas unsur, katillerin (birkaç istisna dışında) erkek olmaları. O yüzden gelin biz bunlara “erkek cinayetleri” diyelim.
* * *
Ayrıca tek meselemiz cinayet de değil. Ne demişti Oscar Wilde:
Her erkek öldürür gene de sevdiği şeyi
Böylece bilinsin herkes tarafından
Kiminin ters bakışından gelir ölüm
Kiminin iltifatından.
Güzel demiş, ama yüz yıldan fazla zaman geçti, sıkılmadık mı artık böyle “sevilmekten”? Galiba artık (kadın-erkek fark etmez) birilerinin çıkıp erkeklere “Sevgini de al git!” demesinin vakti geldi de geçiyor. Yalnızca o da değil. Biz erkeklerin kendimizi “erkek” yapan (ya da bizim öyle zannettiğimiz) birçok şeyi de alıp gitmemiz, geri dönmeyi bunlardan kurtulduktan sonra düşünmeye başlamamız şart. Birkaç örnek vermek gerekirse:
İlişkisini kıskançlık üzerine kuran, sevgisini ancak kıskançlık hezeyanlarıyla ifade edebilen, karısının kendisinden ayrıldıktan sonra bile başka erkekle ilişki kurmasını hayal edemeyen erkeğe:
Kıskançlığını da al git!
Tecavüze uğrayan, kendince birini sevmeye cesaret eden, satılmaya, kuma verilmeye direnen kızlarını törenle öldüren “aileye”:
Töreni de al git!
Evli bir kadın başka bir erkek arkadaşının evindeyken öldüğünde, ölüm acısını, o derin kayıp duygusunu, dostlarının azabını, geride kalan çocuğu bir yana bırakıp ahlak dersi vermeye girişen “yazara”:
Ahlakını da al git!
* * *
Gerçek ya da hayali bir ihaneti, gerçek ya da hayali bir zinayı, gerçek ya da hayali gençlik yaramazlıklarını kendi “namuslarının” kirlenmesi olarak gören ve buna dünyada olabilecek en büyük namussuzlukla, cinayetle cevap veren baba, kardeş ve kocalara:
Namusunu da al git!
Tecavüze uğrayan kadında kabahat arayan, tecavüzcü erkeği mazur göstermek için kadının kılığına, kıyafetine, yürüyüşüne, davranışına dair fetvalar veren “bilim adamına”:
Fetvanı da al git!
Karısının ve çocuklarının kendisine sadece geçim derdi yüzünden tahammül ettiklerini bal gibi bilen, bu yüzden dayağın, şiddetin dozunu arttırdıkça arttıran kocaya:
Paranı da al git!
Her “erkek cinayetinde”, her tecavüzde bir “hafifletici neden” bulan hukukçuya:
Adaletini de al git!
Bunların hepsini topladığınızda ortaya çıkan şeyin adı fallus işte. Basit bir (cinsel) organ değil, erkeklerin kadınlar, çocuklar, eşcinseller, travestiler ve diğer erkekler üzerinde kurdukları egemenliğin aracı. O yüzden de en sonunda söylenmesi gereken şey:
Fallusunu da al git!

Etiketler: insan hakları
Nefret