27/05/2011 | Yazar: Rahmi Öğdül

Bakteri-benzeri parçacıklar kaynaşıyor duvarlarda; bazen parçacıklar bir araya gelerek anlamlı formlar yaratıyorlar. Biçim ile biçimsizlik arasında bitimsiz bir diyalog.

Bakteri-benzeri parçacıklar kaynaşıyor duvarlarda; bazen parçacıklar bir araya gelerek anlamlı formlar yaratıyorlar. Biçim ile biçimsizlik arasında bitimsiz bir diyalog. Charles Darwin’in ‘Türlerin Kökeni’ kitabından sözcükler bir belirip bir kayboluyor kaotik bir çorbanın içinde; “Kaos’tu hepsinden önce var olan” diyen Hesiodos’un sözleri çınlıyor kulaklarımda; aslında kaosun geçmişte kalmadığını, kimliklendirdiğimiz, sabitlediğimiz tüm formların altında, hatta dilin altında bile hâlâ kaosun fokur fokur kaynadığını duyumsuyorum.

BİR GÖRÜNÜP BİR KAYBOLAN TÜMCE PARÇALARI
İstanbul Modern’deki Kayıp Cennet sergisinde sergilenen Büyüteç adlı bu dijital yapıt, İskoçyalı sanatçı Charles Sandison’a ait. Sanatçı, Darwin’in tüm kitabını dijital ortama aktarmış. Bilgisayar modellemesiyle duvara yansıttığı kaotik noktalar arasında bu metinden tümceler, tıpkı kaostan formların ortaya çıkması gibi belirip kaybolurken,  yeryüzündeki tüm formların fark kümelerinin bir araya gelmesinden evrildiğini ve durmadan yeni formların ortaya çıktığını görselleştiriyor. Bir görünüp bir kaybolan tümce parçalarını sonuna kadar izleyebilme fırsatım olmasa da kitabının sonlarında yer alan Darwin’in şu sözleri mutlaka duvarlara yansımış olmalı: “Bu gezegen, sabit yerçekimi yasasına göre dönüp dururken, çok basit bir başlangıçtan, sonsuz sayıda en güzel ve en harika formlar evrildi ve evrilmeye devam ediyor.”

KENDİMİZE YARATTIĞIMIZ SEMBOLLER
Dünyayı sabit formlardan değil de durmadan kendilerini edimselleştirerek yeni formlara evrilen fark yığınlarından oluşmuş olarak görmeye başladığımızda, form eski gücünü kaybediyor. Ya da sanat düzlemine geçtiğimizde figür, yerini “figüral”e bırakıyor diyebiliriz. Lyotard, ‘Discours, Figure’ adlı kitabında figüral sözcüğünü figüratifin karşıtı olarak kullanmıştı. Lyotard’a dayanarak figüral sözcüğünü, harf ya da form ile çizgi arasındaki ayrımı aşındıran bir kuvvet olarak tanımlayabiliriz. Şöyle diyordu: “Harf kapalı, sabit bir çizgidir; çizgi ise kapatılmış harfin açılışıdır. Harfi açın, imgeyi, olayı, büyüyü bulursunuz. Çizgiyi kapatın, amblemi, sembolü ve harfi bulacaksınız.” Kuvvet çizgilerinin akışından oluşan bir evrende durmadan çizgileri akıştan kopararak, kapatarak kendimize sabit formlar, semboller yaratıyoruz. Bu sabit formlarla temsil ediliyor, kendi kimliğimizi güvence altına alıyoruz. Oysa form ile çizgi arasında ayrımı aşındıran figüral, biçim ile biçimsizlik arasındaki geçişi bize sanat düzleminde duyumsatıyor.

Francis Bacon üzerine kitabında Deleuze açısından da figüral, figüratifin biçimini bozandır. Figüratif, temsil ettiği nesneyle anlatısal ve tasvir edici bir ilişki içerisinde yer alırken, figür bu temsil öğelerinden yalıtılarak özgür bırakıldığında figürale ulaşıyor. Figüral saf soyutlama olmadığı için bir kalkış noktası olarak hâlâ figürü içeriyor; figür yersiz yurtsuzlaştırıldığında, temsilin kendi üzerine kapanmış çizgilerini kırdığında, kendini oluş kuvvetlerine bıraktığında figüral çıkıyor ortaya (Francis Bacon, Duyumsamanın Mantığı, Norgunk).

KARA DELİKLER VE BEYAZ DUVARLAR
Bacon’ın resimlerinde, özellikle portrelerinde görünmez kuvvetlerce biçimsizleştirilmiş başlar görüyoruz. Bu başlar artık sabit anlamın beyaz duvarına iliştirilecek ya da inşa edilmiş öznelerin kara deliklerine tıkılacak başlar değil. Sabit anlam tarafından yapılandırılmış yüzlerin bozulmasıyla hayvan ile insan arasında bir ayırt edilmezlik bölgesi ortaya çıkıyor böylelikle. Kendilerini kara delikler ve beyaz duvardan kurtarmış figürlerin algılanamaz oluş halini, figürali görünüyor kılmaya çalışıyor Bacon tablolarında.

İstanbul Modern’in duvarlarına yansıyan Darwin’in evrime dair sözlerini, kaotik bir ortaya çıkış olarak düzenleyen Sandison’un dijital işi ile Bacon’ın kaotik kuvvetlerce biçimsizleştirilmiş başlarının oluş halleri birlikte düşünüldüğünde, kaosun yeni formlara yol açan soluğunu hissetmemek mümkün değil. Mevcut formların altında yatan fark yığınlarının kaotik kaynaşması, yeni formlar, kimlikler halinde edimselleşmek için fırsat kolluyor.

Not: Küratörlüğünü Paolo Colombo ve Levent Çalıkoğlu’nun birlikte yaptığı’ Kayıp Cenne’t sergisi 24 Temmuz’a kadar İstanbul Modern’de izlenebilir.


Etiketler: kültür sanat