20/05/2010 | Yazar: Rahmi Öğdül

Kullanım dışı kalmış, birbiriyle ilişkisiz, ayrışık nesnelerin yığıldığı çöplükleri karıştırıp işine yarayacakları seçen, bu nesneleri ayırıp sınıflandıran paçavracı,

Kullanım dışı kalmış, birbiriyle ilişkisiz, ayrışık nesnelerin yığıldığı çöplükleri karıştırıp işine yarayacakları seçen, bu nesneleri ayırıp sınıflandıran paçavracı, yakın akrabası flâneur (kent aylağı) ile birlikte modern hayatın kahramanlarından birini oluşturuyordu Baudelaire açısından. Bu sokak çocuklarının gündelik hayattan devşirdikleri nesnelerin, imgelerin soylu sanatın içine sızacağını ve genel olarak sanat ve yazını içerden dönüştürerek onu dışarıya doğru iteceğini öngörmüştü Baudelaire. Çok geçmeden bu sokak çocuklarının sokaklardan topladıkları sıradan nesnelerin, Georges Braque ve Pablo Picasso’nun aracılığıyla, kolaj adı altında resim düzlemine sızdıkları görüldü.

HER ŞEY SANAT!
Analitik kübizm olarak adlandırılan dönemde (1908-1912) Picasso ve Braque, nesneleri parçalarına ayırarak, çizgisel perspektifin hiç de tasvip etmeyeceği şekilde bu parçaları yan yana getirmiş, üst üste bindirmiştir; optik parçalanmaya maruz bırakılan nesneleri artık resim düzleminde ayırt etmek güçleşmiştir. Parçalanmış nesneler resim yüzeyine yapışmış gibi görünürler. Bu yüzden bazı yazarlar analitik kübizm evresini bir sahte kolaj evresi olarak yorumluyorlar.
Daha sonraki yıllarda (1912-1914) önce Braque ardından da Picasso resimlerinde şablon harfler kullanmaya başlamışlar, resim dokusunu zenginleştirmek için boyaya kum, talaş gibi malzemeler katmışlardır. Sentetik kübizm adı verilen bu evrenin en önemli yeniliği, önce Picasso’nun daha sonra da  Braque’ın kullanmaya başladığı kolaj tekniğidir.

Picasso resimlerine kumaş ve kağıt parçaları, atık malzemeler dahil etmiş, Braque da ‘papier collé’ olarak adlandırılan ve kesik kağıt parçalarının resim yüzeyine yapıştırılmasıyla elde edilen kendine özgü bir kolaj tekniği kullanmaya başlamıştır. Geleneksel malzemenin dışında, kitle kültürüne özgü gündelik, sıradan malzemelerin sanat yapıtı öğesi haline gelmesiyle birlikte bu hamle, sanat ile hayat arasındaki kesin sınırları eritiyor; dada kolajları ve fotomontajlarına, Marcel Duchamp’ın hazır-nesnelerine dek uzanan daha sonraki gelişmelere uç veren bir hamle.

Genelde kolaj, ayrışık parçaların bir bütün içerisinde ortak birlikteliği olarak algılanmaktadır. Kolaj adı verilen bu bütün içerisinde parçalar, aralarında kurdukları etkileşimle, kendilerine özgü devinimsel bir bağ kurarlar. Daha önce farklı bağlamlarda yer alan, totaliter sınıflandırmaların baskısı altında bir arada olmaya zorlanan bu parçalar, ait oldukları bağlamlarda asla mümkün olmayacak yan yana gelişleriyle, yeni bağlantıların, anlam kümelerinin, ilişkilerin ortaya çıkışına kapı aralar. Farklı, ayrışık alanlar arasında yatay bağlantılar kurulur; Deleuze’ün tabiriyle ağacımsı, yani dikine hiyerarşik yapılar değil, birbirlerine sonsuzca yatay olarak bağlanan rizomlar yaratılır. Rizom bir bulaşmadır, ayrıksı öğelerin, alanların birbiriyle temasını, devinimini içerir. Öğelerin birbirlerinden kesin sınırlarla ayrıştırıldığı iktidar mekânında rizomatik bağlantıların kurulması, yeni anlamların, yaşam tarzlarının üretilmesine yol açar. Bu yüzden bağlantılar kurmak, hayatın içinde yanlamasına ve verevine hareket ederek ayrışık noktalar arasında rizomlar inşa etmek, yaratıcı bir eylemdir.

Resim alanında olduğu gibi yazın alanında da alıntı ile eşanlamlı olarak kullanılmaktadır kolaj. Örneğin Aragon kolajı bütünüyle alıntı ile bir tutuyordu: “Her alıntı bir kolaj olarak görülebilir.” Geleneksel metnin çizgiselliğinde bir kopukluk, ayrışıklık yaratıp tekçi anlatıyı çoğullaştırmasıyla, farklı söylemleri yan yana getirmesiyle alıntılı metin, şaşırtıcı bağlantıların, yeni anlamların ortaya çıktığı bir döl yatağına dönüşür: iktidarın meşru anlamlarının yerine gayrimeşru anlamların üretildiği bir döl yatağı. O yüzden kolaj hem gayrimeşru ilişkilerin yaşandığı bir yataktır, hem de gayrimeşru ilişkinin bir ürünü.
 

Etiketler: kültür sanat