03/02/2021 | Yazar: Beren Azizi

Hadi devam Osmanlı'da oğlancılık anlatısına. Günlerdir bu yaygın LGBTİ+ nefret eylemlerine “Aman ibne sanılırım şimdi…” diye susarak müsavattan ödü kopan ama istibdat sevmeyen çok hürriyetçi siyasetçiler, gazeteciler, entelektüeller bir anda ne hikmetse konuya manşetten giriş yapıyorlar.

“Geçmişimizde LGBTİ+ yok” oltasına takılan kahrolsun istibdatçı muhalifler Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Adam kasten diyor ki bizim geçmişimizde LGBTİ+ yok. O esnada da kamuoyunda “Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet!” sloganları yükselmiş, atıyor oltayı muhaliflere. Anti Osmanlıcı "aydınlanmacı" kesim de saray elitlerinin sodomisi temalı paylaşımlarla takılıyorlar oltaya "Buyurun ecdadınız, ehehehehe!" mizahi söylemiyle. Olta diyorum ben buna; çünkü tam da bunu yapmanızı istiyor zaten. Neyi mi? LGBTİ+'yı cinsel eyleme indirgeyerek tarihselleştirmenizi. Çünkü ona göre LGBTİ+ kimliği yok, inkar ediyor, ona göre livata şeklinde luti cinsel eylem var. Böylece bir taşla iki kuş vuruyor:

1) LGBTİ+ kimliği mobilize eden fobi ve şiddet konuşulmaz oluyor. Aslında kimliği kimlik yapan şiddeti inkar ediyor, cinsel eylemi değil. Böylece belirli bir toplumsal gruba yöbelik nefret söylemi gerçekliği flulaşıyor; çünkü ortada toplumsal grup kalmıyor, erkek erkeğe anal seks yapan normalden sapmış bir eski "normal" kalıyor. Bakışı fobiden aslında içinde heteroların da olduğu cinsel eyleme taşıyor.

2) Bu taşıma işlemini tek başına yapmak zorunda kalmıyor, hatta kendisi bile yapmak zorunda kalmıyor. "Osmanlıya muhalefet" oltasıyla “Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet!” şeklinde hürriyetin müsavat kısmını unutmuş muhaliflere bu görevi vererek muhaliflerin homofobisini kendi biyopolitikası için devreye sokuyor.

Bu iktidarın yıllardır devreye sıkışınca soktuğu bu biyopolitik stratejilerini keriz gibi yiyorsunuz. Afiyet olsun. Hadi devam Osmanlı'da oğlancılık anlatısına. Günlerdir bu yaygın LGBTİ+ nefret eylemlerine “Aman ibne sanılırım şimdi…” diye susarak müsavattan ödü kopan ama istibdat sevmeyen çok hürriyetçi siyasetçiler, gazeteciler, entelektüeller bir anda ne hikmetse konuya manşetten giriş yapıyorlar. Hoş geldin homofobik tarihyazımı. 

İşlediği nefret suçlarını aklamak amacıyla kullandığı sözde anti-kolonyalist söyleme en azından özde post-kolonyalist bir söylemle “Homofobi dış mihraktır.” demek yerine saraylı oğlanlar diye fantezi sohbetlerinize devam edin. İşte tam da böyle cahil kalın diye LGBTİ+ sivil yoplum hareketi susturuldu. Kendinizi "aşmış" ve zaten bu konularda "aydınlanmış" sanmayın AKP'li değilsiniz diye; ama sanıyorsunuz, çünkü çok hürriyetçisiniz. 

Geçin bu işleri devlet su işleri diyorum.  Birisi “Ecdadımız adam gibi adamdı!” dediğinde açmayın şu kokuşmuş milliyetçi tarihyazımının “Buyurunuz ecdadınız” çeşmesini. Bakışınızı homofobide tutmaya devam edin. Osmanlı’nın çeşitli erkekliklerinin Türk modernleşme biyopolitikasındaki serüvenine ancak homofobinin ve mizojinin tarihinin izini sürerek ulaşabiliriz. Antogonistik bir Osmanlı tarihi yaparak değil.

Osmanlı "oğlancıydı", Cumhuriyet gerçek erdemdir diye Kemalistinden ulusalcısına, komünistinden laikçisine çeşitlenen bir gruba karşı Cumhuriyet geldi "ibne, totoş, top" doldu ortalık, din elden gidiyor diyen bir diğer grubun kavgasıyla yazılan tarihten fazlasını hak ediyoruz.

Oysa Osmanlı-Cumhuriyet kavgasında homofobi her daim merkezdedir, sürekli biri diğerini asıl ibne sensin, senin kültürün diye sözümona suçlar. Yani asıl anakronik olan bu tarihçilerin kendisidir, son derece çağdaştırlar. Spekülatif gevezelikler ederek, doğru ile yanlışı karıştırarak eğitimsiz, hadi toplumsal cinsiyet çalışmaları eğitimini geçtim başka konularda da oldukça eğitimsiz halkı kin ve nefrete tahrikten başka bir ajandası olmayan tarihyazımı ne işimize yarayacak? Osmanlıcılarla Cumhuriyetçilerin kavgasında eşcinselliğin meze yapılmasının karşısında durmak mümkün. Bakışı homofobide tutarak. Sadece tarihin değil, hatta ondan daha çok tarihyazımındaki homofobinin de izini sürerek.

Evet homofobinin ve mizojininin tarihine ve tarihyazımına bakarak! Bu kavramlar verili tarihyazımını korumak isteyen tarihçiler için anakronik bir bakışla Osmanlı’ya bakmak anlamına gelebilir; çünkü onlar ikili karşı ve indirgeyici açıklamalar yaslanan antogonistik tarihyazımının devam etmesini istiyorlar.

Oysa dünyanın en önde gelen Bizans tarihçilerinden Robert Browning, Bizans'ın bir döneminin resmi literatürü için açık açık “ırkçı tondaydı” der. İmparatoriçe Zōē dönemini anlatırken “zenofobi” ifadesini dahi kullanır. Böylesine yazmaktan geri durmayan daha onlarca saygın tarihçi var! Yani zihniyetin tarihini yapmak mümkün.

Örneğin bir koronanın, pandeminin, doğal afetin ortasındayız. Avrupa’da veba tarihi erkek iktidarı üzerine kurulu ve ölüm korkusundan beslenen Kilise’ye güvenin de güvensizliğinin de tarihidir. Eş olarak bilimin de tarihidir. Böyle kriz dönemlerinde homofobinin, komplo teorilerinin, yalancılığın patlaması hiç de yeni değildir. Örneğin 1894 İstanbul depreminden sonra Filistin’deki hahamlar, erkekler arası eşcinsel ilişkinin yaygınlaşması sebebiyle depremin olduğunu konuşmaya başlarlar. Tanıdık geliyor mu? O halde bir tarih var. Dolayısıyla bu bilginin ve analizinin, bir deprem tarihi makalesinde olduğu kadar, bakışın “homoseksüel”de değil de homofobide olduğu gereken toplumsal cinsiyet tarihi makalesinde de olması gerekirdi.

İşte böyle sayın seyirciler, oltaya gelmeyin.

Liberté Égalité Sexualité!

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, yaşam, nefret suçları