28/12/2022 | Yazar: Kardelen Yılmaz

Bir hukukçu siyasete alet olmamayı, bir hakkı savunmanın üzerine nasıl koyabilir? LGBTİ+’ları anayasa eliyle doğrudan suçlulaştıran ve bu suçlulaştırmanın temelini de ‘dine uygun olmama’ya bağlayan bir kavram, bir tutum giriyor anayasaya. Eşitlik demek ne ara siyasete alet olmak oldu?

Hak etmediğim muamelelerin yılından hak ettiğim hayata yaklaşmak Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Hukuku sevmeyen avukat diye giriş yaptığım yılı hukuka dair ne hissedeceğimi bilmeden kapatıyorum. “Hukuk neydi, hak denilen kavram kimi/kimleri özne görürdü/görmeliydi, hakkı kazanmanın yolu hangi hakları nasıl aramaktan geçerdi?” gibi kafamda yıllardır dönen sorular yılı kapatırken iyice cevapsızlaştı, belirsizleşti. Üzerine bir de şiddet, yargısal taciz, mesleğini icra edememe/icra etti diye suçlulaştırmalar binince peş peşe, 2022 oldu bana zulüm. Paramız da yok kafa dağıtmaya çıkalım. Özel hayatımda ben mağdurlaştım, pıstım, sindim sims oynadım yıl boyu bari sanal dünyaya hazırlık olsun diye.

Verdiğim danışmanlıklarda hukuka olan güvensizliğin getirdiği çaresizlik, çekinceler her zaman çarpar yüzümüze. Bunun yanında çevremdeki insanlardan, iş arkadaşlarımdan yüzüme çarpan ise hukuka karşı bir öfke, sürekli şikayet ve sıfır bilgi, hukuka dair tüm meselelerin çözüm odaklı olarak konuşulamaması ama konuşmaktan da geri durulmaması oldu. Kafam iyice karıştı. İnsanların hukuktan ümidini kestiğini düşündüğüm yerde bu öfke, sitem, şikayet, bu sürekli konuşma isteğinin kaynağı neydi o zaman, dedim kendi kendime.

Bir noktada fark ettim ki biz hak sahibi olduğumuzu unutmuşuz, hukuki herhangi bir meseleyi içselleştiremiyoruz, sanki ötede bir yerde bizi kapsamayan bir şeye sitem ediyoruz. Velev ki mevzuat geldi kapımıza tebligat olarak: anında korku geliyor bir de herkese sitem mitem kalmıyor. Biraz da ‘hak benim hakkım’ kısmını avukatlara bırakmışız sadece. Bıraka bıraka ötede bir yerde kalmış hukuk kırıntıları.

Bu sitemler, çaresizlikler ama sanki bir gün bizi görecekmişçesine konuşmaktan geri duramadığımız ‘haklılık’ meselesi niyeyse beni ufak ufak hukuku sahiplenmeye itti. (iyi midir kötü müdür bilemedim) Güçlendirme anlayışımızı insanlara hakkın öznesi olduklarını hatırlatarak, hak üzerine düşünmeye ve çözüm üretmeye teşvik ederek revize mi etsek diye düşünürken buldum kendimi. Bunca göz göre göre yapılan haksızlıkların, hukuksuzların sonu, öznesinin biz olduğu, bizim çeşitliliğimizi gören ve eşitlik anlayışına uygun bir hukukun adımları olabilir aslında. (biraz da pozitif) Ben de dahil olmak üzere meslektaşlarım ve diğer hukukçular bazen insanların sitemlerini ve şikayetlerini üzerimize alır savunmaya geçeriz. Ne gerek var? Her şikayet, her sitem, her öfke aslında çözüm arayışına bir yol gibi gördüm ben bu sene. Kimsenin dilinden düşmüyor bizden çok ötede duran haklarımızın olmayışı. O zaman onları yeniden hatırlamak ve var etmek için tekrar hak sahibi olduğumuza uyansak mı hep birlikte? Atacağımız her adımı bireyinden, topluluğuna, belediyesinden kamu kurumuna kadar hepimiz, ‘acaba kriminalize miyiz, ona göre hakkımızı arayalım’ gibi bir önçekinceyle atıyoruz/atmıyoruz. İçselleştirdiğimiz tek şey bu. E tabi bir anayasanın gerekçesinde ‘sapkın’ kelimesini görüyorsanız ‘kriminalize etmişler beni’ demekten daha normal ne olabilir?

Meslektaşlarıma da iki çift lafım var elbet. Ne zaman LGBTİ+ dense, siyasete alet olmayalımcı bir kitle var yıllardır, anlayamadım gitti. Ben siyasetten anlamam, işim yüzünden dinlemek duymak zorunda kaldığım bir şey. Onu bile dinleyenlerden aktarım şeklinde almayı tercih ediyorum. (Ben daha çok kısmetse olurdayım ekranda bu aralar) Açıp haber izlemem filan da ne bu siyasete alet olma korkusu? Nedir siyasete alet olan şey? Bir hukukçu siyasete alet olmamayı, bir hakkı savunmanın üzerine nasıl koyabilir? Sapkın kelimesi için hiç kimsenin iki çift lafı yok muydu mesela? Sapkın kelimesi Türkiye literatürüne nasıl girdi, nasıl yayıldı ve ne işi var anayasa gerekçesinde? LGBTİ+’ları anayasa eliyle doğrudan suçlulaştıran ve bu suçlulaştırmanın temelini de ‘dine uygun olmama’ya bağlayan bir kavram, bir tutum giriyor anayasaya. Eşitlik demek ne ara siyasete alet olmak oldu? Biraz biz hukukçular da mı unuttuk acaba hukukun ne olduğunu?

Kapımı yataktan kalkıp kalkıp kontrol ettiğim, dışarı çıkmaya korktuğum, yanı başımda acaba ne olacak kim kime şiddet uygulayacak diye beklediğim ve korkudan bazen uyuyamadığım şu günlerde, bir hakkı savunmaya dair korkuya bünyemde yer yok çünkü avukatım ya hani bir misyonu, bir anlamı var bu işin. İnsanlar haksızlığa karşı bu kadar öfkeyle doluyken bizimkilerin korkuları yüzünden ötelerde kalmaya devam ediyor hukuk. 

Yeni yıl ve benim 31. yaşım, umuyorum varoluşumuzu hukuk eliyle güvence altında aldığımız, hep birlikte ‘bu benim hakkım ay sen kimsin?’ diyebildiğimiz, hukuku dönüştürdüğümüz ve dönüştürme işini de yalnızca hukukçulara bırakmadığımız, haklarımızı sahiplenip gümbür gümbür savunduğumuz, özgüvenimize sağlık dediğim bir şekilde geçer, geçecek. ‘Avukat ben’ pes etse, her akşam korkarak uyumak istemeyen ‘ben/biz’ bu işin peşini bırakmaz eminim. Hak ettiğimiz hayata bir yıl daha yaklaştık diyebilir miyiz?

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, din/inanç, siyaset, anayasa
nefret