02/10/2010 | Yazar: KAOS GL

Genç erkeklerimizin ‘zorunlu askerlik’i olabildiğince ertelemek, kısaltmak, hatta mümkünse hiç yapmamak yönünde verdikleri çabaların, giriştikle

KAOS GL | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı KAOS GL

Genç erkeklerimizin ‘zorunlu askerlik’i olabildiğince ertelemek, kısaltmak, hatta mümkünse hiç yapmamak yönünde verdikleri çabaların, giriştikleri legal ve illegal yolların anlayışla karşılanmasından yanayım. 

Oral Çalışlar yazdı.

Askerlik konusu Türkiye’nin gündeminden düşmüyor. Eskiden bu konu bu kadar kapsamlı bir şekilde tartışılmazdı, tartışılamazdı. Çünkü konunun tek hâkimi Türk Silahlı Kuvvetleri yönetimi, yani Genelkurmay Başkanlığı’ydı. Genelkurmay Başkanlığı, militarist sistemin egemen gücü olarak istediğini talep eder ve alırdı.

Şimdi eskiye oranla çok daha uygun bir zemin üzerinde askerliği birçok açıdan tartışabiliyoruz. Neden 231 bin askerin ‘angarya sektörü’nde çalıştıklarını sorgulayabiliyoruz. Yüzbinlerce (üniversite mezunu olan veya olmayan) gencin posta, garsonluk, korumalık, şoförlük, aşçılık gibi profesyonel hizmetleri ‘vatani görev’ adı altında ücretsiz olarak yaptıkları bu sistemi gerçek anlamda tartışabiliyoruz.
Peki, gerçek görev tanımı ‘ülkenin sınırlarını korumak’ olan bir güvenlik gücü, nasıl oldu da, bütün hayata ve topluma kendi kafasına göre düzen verebilen, kendi kültürünü empoze eden, toplumun bütün kesimlerinden yüz binlerce insana angarya işler yaptırabilen bir ‘egemen güç’e dönüştü?
***
Ordunun, toplum üzerindeki hegemonyasının merkezinde zorunlu askerlik var. Örneğin polisler neden 15 aylık askerliğe mecbur ediliyor? Bunun teknik olarak açıklanması mümkün mü? Silah kullanmak dahil, güvenlik işlerinin profesyonel görevlisi olan polisleri, orduya alıp aylarca çavuşlar eşliğinde yerlerde süründürmek bir ‘güvenlik ihtiyacı’ olarak tanımlanabilir mi?
Bütün bu sistemin anafikri şu: “Siz hepiniz bizim emrimizdesiniz, bu ülkenin sahibi biziz, siz hangi görevde ve statüde olursanız olun bizim karşımızda sıfırsınız. Profesör de olsanız, işadamı da olsanız, doktor da olsanız, polis de olsanız, diplomat da olsanız, hatta topluma malolmuş bir sanatçı bile olsanız fark etmez...”
Burası, hangi statüde, meslekte, durumda olursanız olun, kaç kişiye iş olanağı sağlıyor olursanız olun, devletinize ne kadar vergi ödüyor olursanız olun, işinizden, evliliğinizden, ailenizden, bakmakla yükümlü olduğunuz bütün insanlardan silah zoruyla kopartılıp ülke güvenliği gerekçesiyle 6 ya da 15 ay boyunca, savaşa ya da çeşitli angaryalar yapmaya yollanabildiğiniz bir ülkedir.
***
Ülkede askerliğin temel esprisi ‘zorunlu’ olmasıdır. Bununla birlikte, bu zorunluluğu ertelemenin, onun ‘etrafından dolanmanın’, yaşanacak angaryanın süresini kısaltmanın
çeşitli ‘teknikleri’ vardır.
Yüksek öğrenim gören birçok gencin, öğrenimlerini olabildiğince uzatarak, askerliklerini olabildiğince ileri bir yaşa ertelemeye çalıştığını hepimiz biliyoruz. En geniş imkânlara ve en yüksek maddi güce sahip olan kesimin, 3 yıl yurtdışı ve sonrasında dövizli askerlik üzerinden bir ‘çözüm tekniği’ geliştirdiğini gözlemliyoruz. Dövizli askerlikten yararlanamayan orta ve orta-üst sınıfların angaryadan kaçış için tercih ettikleri yöntemi ise ‘bedelli askerlik’ oluşturuyor. Yani bedelli askerlik, iddia edildiği gibi ‘elitist’ bir seçenek değil,büyük ölçüde bir ‘orta sınıf tercihi’. (Bu ‘teknik’lerin hiçbirini uygulayamayanların önemli bir bölümünün ise, asker kaçağı olmayı seçtiklerini ve bunun yarattığı bütün dezavantajları göze alarak yaşamlarını sürdürdüklerini görüyoruz. Asker kaçağı sayısı yüzbinlerle ölçülüyor.)
Genç erkeklerimizin ‘zorunlu askerlik’i olabildiğince ertelemek, kısaltmak, hatta mümkünse hiç yapmamak yönünde verdikleri çabaların, giriştikleri legal ve illegal yolların anlayışla karşılanmasından yanayım. ‘Zorunlu askerlik’i olabildiğince ertelemeyi, kısaltmayı, hatta mümkünse hiç yapmamayı talep eden gençlerin temel motivasyonunu, iddia edildiği gibi ‘cephe korkusu’ değil ‘angarya yapmama isteği’, ‘iş hayatlarını kesintisiz şekilde sürdürme isteği’ gibi faktörler oluşturuyor.
***

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ve MHP yöneticisi emekli general Erdal Sipahi gibi siyasiler ise, Genelkurmay’ın gerekçelerini temellendirerek ‘tek tip’ askerliği savunuyorlar.
Nüfusa oranla en yüksek asker sayısına sahip olan ülkelerden biriyiz. Gerçek sosyal demokrasi, bu gerçeği tartışmaya açmaktan geçer. Herkesin eşit süre askerlik yapması, teoride eşitlikçi bir fikir olsa da sadece bu proje üzerinden eşitlik aramaya çalışmak ve askerlik olgusunun diğer yönlerini göz ardı etmek, gerçek bir eşitlikçilik değildir.
Gerçek eşitlikçilik, zorunlu askerliğin kaldırılmasından ve profesyonel askerliğe geçişten yana olmaktır. Gerçek eşitlikçilik, askerde angaryanın yasaklanmasından, insan haklarına uygun bir askerlik sisteminin ve askerlik kültürünün yaratılmasından yana olmaktır. Cep telefonu, laptop gibi en temel iletişim cihazlarının bile kullanımının yasak olduğu,19. yüzyılda sıkışıp kalmış bir otoriter kültürle yürüyen askerlik sistemi, 21. yüzyılın giderek büyüyen, özgürleşen, vizyonunu genişleten, teknolojik açıdan da küresel standartları hedefleyen Türkiyesi’ne yakışmıyor. Kariyer açısından iyi yerlere gelmek isteyen genç erkeklerin üzerinde askerlik yoluyla kurulan psikolojik baskı, 21. yüzyılın Türkiyesi’nin büyüme potansiyelini kısıtlıyor.

Zorunlu askerliğin adım adım kısaltılması ve giderek kaldırılması, askerliğin insan haklarına saygı temelinde yeni baştan düzenlenmesi gibi ihtiyaçları görmezlikten gelip meseleyi ‘bütün farklı sosyal düzeylerdeki ve eğitim düzeylerindeki genç erkekler eziyet ve angarya ortak paydasında eşitlensin’e indirgemek, eşitlikçilik maskesi altında ve ‘halk çocukları’ edebiyatının gölgesinde militarizmin değirmenine su taşımaktır.
 

Etiketler: insan hakları, askerlik
Nefret