02/04/2024 | Yazar: Atilla Dirim

Temel hak ve özgürlükleri, demokrasiyi, insan haklarını savunduğunu iddia eden siyasi partiler artık LGBTİ+ haklarını savunmaya başlamak zorunda

“LGBT’ciler” kazandı (mı?) Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde AKP ve MHP’den oluşan iktidar ittifakı sandığa gömülürken, CHP hatırı sayılır bir başarıyla oyunu büyük ölçüde artırarak birinci parti konumuna yükseldi. Ama sandığa gömülen sadece iktidar bloku değil, LGBTİ+ nefreti üzerinden yapılan oy devşirme politikalarıydı da. Bütün kara propagandaya, “Bunlar LGBT’ci” söylemlerin rağmen, LGBTİ+ nefretinin kitlelerin oy tercihi üzerinde beklenilen etkiyi yaratmadığı görüldü.

Neler neler demediler ki? Hele de son milletvekili seçimlerinde… Mesela Erdoğan 11 gün içinde 14 şehir ve 2 yayında LGBTİ+’ları hedef göstermiş, Memur-Sen’in genel kurulunda “Ya toplumun temel direği olan aile kurumuna sahip çıkanları ya da aile düşmanı sapkın akımların desteğini alanları tercih edeceğiz. Cumhur İttifakı LGBT'ci değildir. Şu anda adı millet olan zillet ittifakında LGBT aleyhine bir söz duydunuz mu? Yok. Çünkü LGBT'yi açık ve net ne yapıyorlar? Başta ana muhalefet olmak üzere savunuyorlar” demişti.

Rize’de düzenlediği mitingde ise “Aile bizde kutsaldır. LGBT gibi sapkın yapıların niçin kendisine oy dilendiğini sorun. Bay bay Kemal, LGBT'ci olduğunu biliyoruz. İYİ Parti, onu da biliyoruz. O masada beraber olan, maalesef yok DEVA'sıymış, yok bilmem Gelecek'miş, yok bilmem şu bu filan, HDP, bunlar hepsi LGBT'ci. Ama AK Parti'nin asla böyle bir sorunu yok, Milliyetçi Hareket Partisi'nin asla böyle bir sorunu yok” sözlerini sarf etmişti.

Bunun gibi sayısız örnek verilebilir. Ancak geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimler, “LGBT’ci” olmakla “itham edilen” ana muhalefet partisinin kesin zaferiyle sonuçlanınca, bu kara propagandanın beklenildiği kadar etkili olmadığı ortaya açık bir şekilde çıktı. Yüksek enflasyon altında ezilen, makul bir hayat yaşamaya kesinlikle elverişli olmayan maaşlara mahkûm olan, fırsatını bulanların bir şekilde Avrupa ülkelerine gitmeye çalıştığı umutsuz, çaresiz, gelecek korkusuna kapılmış insanlar sorunun kaynağının LGBTİ+’lar değil de iktidarın kendisinin olduğunu gördüler.

AKP-MHP ittifakının LGBTİ+’lara yönelik kara propagandası boşa çıktı ama gerçekten “LGBT’ciler” mi kazandı? Maalesef öyle bir şey olmadı. Şu anda birinci parti konumundaki CHP’nin kazanması değişim isteyen herkese moral verdi ama bu parti AKP-MHP ittifakının baskısı altında LGBTİ+ kısaltmasını kullanmaktan özenle kaçındı, toplumsal cinsiyet ifadesini bile zar zor kullandı, LGBTİ+’ların varlığını görmezden geldi. Sadece CHP değil, seçim sonuçlarına göre Türkiye’nin dördüncü büyük partisi konumunda olan DEM Parti de LGBTİ+ hak ve özgürlüklerini savunmakta fazlasıyla çekingen davrandı.

Şimdi değişim vakti gelip çattı. Temel hak ve özgürlükleri, demokrasiyi, insan haklarını savunduğunu iddia eden siyasi partiler artık LGBTİ+ haklarını savunmaya başlamak, programlarına almak, LGBTİ+ kısaltmasını metinlerinde ve söylemlerinde kullanarak AKP-MHP vesayetinden kurtulmak zorundadır. Bunu yapmadıkları takdirde, fobik nefret partisi Yeni Refah’ın yükselişinin zeminini daha da güçlendireceklerdir.

LGBTİ+ özgürlüğü sadece LGBTİ+’ların meselesi değildir. Temel hak ve özgürlüklerin sadece birinin bile ihlal edilmesi, diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlalinin de kapısını açacaktır. Bugün çalışanlara yapılan ekonomik saldırı, göçmenlere yöneltilen nefret, sokak hayvanlarına yönelik katliam çağrıları, hayat tarzlarına müdahale, içinde bulunduğumuz boğucu, nefes almamızı zorlaştıran antidemokratik ortam, birbirini besleyen hak ihlallerinin sonucudur. LGBTİ+’ların temel hak ve özgürlükleri çiğnendiği sürece, bu antidemokratik atmosfer de varlığını sürdürecektir. Bundan ötürü daha iyi bir dünyada yaşamak isteyen herkes LGBTİ+ hakları için verilen mücadeleye katılmalı, imkânları ölçüsünde destek olmalıdır.

Çünkü: Kurtuluş yok tek başına …


Etiketler: insan hakları, siyaset, yerel seçim
nefret