18/03/2010 | Yazar: Ali Arıkan

Transfobi kelimesi Kaos GL’nin fanzin halindeki sayıla

Ali Arıkan | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ali Arıkan
Transfobi kelimesi Kaos GL’nin fanzin halindeki sayılarındaki terimler sözlüğünü okumamış insanlara yabancı bir kelimedir. Transfobi transseksüel ve transgender kişilerden korkmak ve nefret etmek demektir. Fakat bence transfobi dendiğinde genellikle hem korkudan hem de önyargıdan bahsetmiş oluruz. Bu ikisi biraz iç içedir. En azından ben bu kelimeyi öğrendiğimden beri sadece transgender ve transseksüellere yönelik korku ve nefret için değil önyargılar için de kullanıldığını gördüm. Benim de hala bu şekilde kullandığımı bu yazıyı yazarken fark ettim.
 
Genel olarak transfobinin iki temel nedeni vardır; transgender veya transseksüel kişiden korkarız çünkü onlar bizden farklıdır ve bu farklı olma durumundan korkuyoruzdur. Belki biz de “onlar gibiyizdir” ama bunu kabul edemiyoruzdur. Bütün bunlar bugüne kadar cinsiyet ve cinselliğimiz hakkında öğrendiğimiz her şeyi sarsmış olabilir ve yerin ayağımızın altından kaydığını hissettiriyor olabilir.
 
Çoğunlukla transfobinin dehşetli örneklerini gazete, televizyon ve diğer bilgi ağlarından öğreniyoruz. Öğrendiğimiz ilk şey sokakta birisinin bir veya birkaç kişi tarafından dövüldüğü ya da tecavüz edilip başının kesildiği oluyor. Yakın çevremizde transseksüel ve transgender kadınlar varsa polisin uyguladığı şiddeti duyuyor veya bu şiddete tanık oluyoruz. Bizim de başımıza geleceğinden korkuyoruz. Neyse ki zamanla bu korkuyla sıkışıp kalmıyor bu şiddetle mücadele etmenin yollarını arıyoruz, dayanışma ortamları yaratıyoruz. Transfobi sadece sokakta, yani bizden uzakta yaşanmıyor. Çok yakınımızda; yanlarında kendimizi güvende hissettiğimiz, birlikte yol aldığımız kişilerden de geliyor. Bazen yine sokaktaki gibi çok şiddetli oluyor. Bazen de daha incelikli şekillerde ortaya çıkıyor. Bu yazıda transfobinin bu incelikli şekline değineceğim.
 
Uzun süre gönüllü çalıştığım bir LGBT örgütünde ve hala çalışmakta olduğum bir feminist örgütte hem benim hem de başkalarının karşılaştıkları hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Örgüt isimlerini yazmadım çünkü bu tarz yaklaşımlarla çeşitli kurumlarda karşılaşabiliyoruz. Beni tanıyanlar bu örgütlerin isimlerini zaten biliyordur. Öncelikle hiçbirini kötülemek niyetinde değilim. Yani bu yazı bir misilleme veya komplo çalışması değil. Bir şikâyet mektubu da değil. Sadece bazı önyargılı davranışlara, edilen sözlere dikkat çekmek istiyorum. Sonuçta kurumları oluşturan da insanlardır ve insanların birbirlerine ve başkalarına davranışları, sözleri o kurumun ilkelerini, yaklaşımını da belirler. Bu örgütlerde bulunan birkaç kişi bizlerin hayata bakışını değiştirmiş, kimlik kabulümüzü kolaylaştırmış, cinsiyete ve diğer konulara bakışımızı genişletmişse de bazı kişiler de davranışları ve sözleriyle kendimizi bulma yolunda bizleri yavaşlatmıştır.
 
Bu iki örgütün birbirine yakın çalışma ve örgütlenme sistemi vardır. Bir süre belli bir grup gönüllü ve/veya ücretli çalışan örgütte yer alırken, bir zaman sonra başka bir insan grubu gönüllü olarak orada çalışabilir. Bu örgütlere ait mekânların açık olduğu saatlerde gelen kişiler mekânda bulunan diğer insanlarla iletişime ve etkileşime girebilir. Çok uzun zamandır hayat içinde olan bu kurumlar bir şekilde birçok insanın hayatını etkileme, dönüştürme etkisine sahiptir. Aşağıda öncelikle genel olarak transseksüel, transgender, cinsel kimlik, toplumsal cinsiyet kimliği hakkındaki önyargılı davranış ve sözlere, sonra da bu örgütlere özel durumlara bakacağım.
 
Bu yazıda tartışmak için değil ama kafa karışıklığını kırmak için kullanacağım bazı kavramlara açıklık getirmek istiyorum. LGBT bireyler arasında her tanımlama için ortaklaşmış kabuller olmayabiliyor. Bu yazıda tanımlamaları doğru bulduğum şekliyle kullandım ve bunlara biraz açıklık getirmek istiyorum. Cinsel kimliği kişinin iç dünyasında kendini özdeşleştirdiği cinsiyet olarak tanımlıyorum. Herkesin bir cinsel kimliği vardır. Bazılarının bedeniyle cinsel kimliği uyum gösterir, bazılarının ki göstermez. Toplumsal cinsiyet toplum tarafından, bize ait olduğu öne sürüldüğü için dayatılan, bizi baskılayan bir şeydir. Toplumsal cinsiyet kimliği ise bir kişinin özdeşleştiği cinsiyeti başkalarına kıyafet, aksesuar, beden dili, davranış olarak ifade etme biçimi olarak tanımlıyorum. Toplumsal cinsiyet kimliği geçişi ise bir toplumsal cinsiyetten diğerine(örneğin “kadınlıktan” “erkekliğe” ya da tam tersi) geçişi ifade ediyor. Transgender ise kendini transseksüel olarak tanımlamayan ama toplumsal cinsiyet kimliğinin toplumun kişiye atfettiği toplumsal cinsiyetten farklı olan kişi olarak tanımlıyorum (genderqueer de bu tanıma uyuyor). Transseksüelin benim kullandığım transgender kimliğinden en belirgin farkı, gerçekleştirse de gerçekleştirmese de, kendini özdeşleştirdiği cinsiyetin bedenine kesinlikle sahip olma isteğinin sürekli olarak var olmasıdır. Transgender kelimesi bazı kültürlerde farklı şekillerde kullanılıyor; transvestit, transseksüel, interseksüel, genderqueer, crossdresser gibi toplumsal cinsiyet geçişini ortak paydasına almış birçok kimliği içeren çok geniş bir şemsiye kelime veya transseksüel ve toplumsal cinsiyet ifadeleri farklı olan kişileri aynı şemsiye altına alan bir kavram olarak da kullanılmaktadır.
 
Bilgiye erişebilme ve trans kimliklerin kabulü üzerine
 
Feminist örgütte transgender ve transseksüellik konusunda fazla bir bilgi yok. Bir trans kadının gönüllü çalışmasına rağmen bu konular üzerinde çok da fazla düşünen yokmuş gibi gözüküyor. Belki de sadece “kadın ve feminist olmak” ortak paydası üzerinden örgütlenildiği için transseksüel olması önemli değildir. Bu bir yandan iyi gibi gözükürken bir yandan da trans kadının cinsel kimliği yüzünden yaşadığı süreçleri bilmeyen kişilerin olması da aslında “farklılıklarla yan yana olmanın” o kadar da kolay olmadığını düşündürtüyor. Şöyle bir algım da var; “orası LGBT konularını odağına alan bir yer değil, o yüzden her türlü kötü muameleyle karşılaşabilirim”, yani bu feminist örgütten zaten daha fazla bir şey bilmesini beklemiyorum. Aslında beklemeliyim, bu algım da  kendine dönük içselleştirilmiş transfobinin örneği olabilir. LGBT örgütünde ise çok uzun süredir seks işçiliği yapan transseksüel kadınların yaşadığı ayrımcılıklar ve şiddetle mücadele konusunda bir birikim var. Bu yönde hem trans kadınlar hem de trans olmayan LGB, heteroseksüel bireyler ortak çalışmalar da yapıyorlar. Cinsiyet geçişi[1] sürecinde trans kadınların yaşadıkları konusunda çerçeve bir bilgi de vardır. Fakat transseksüel erkek veya transgender (kadın ve erkek) konusunda belli bir alışılmışlık yoktur. Bu konu bence yenidir. Bazı kişiler biliyor olabilir ama örgütün politikalarına geçmiş değil demek daha doğru olabilir.
 
İki örgütte de trans denilince ilk olarak transseksüel kadınlar akla geliyor. İki farklı nedeni olabiliyor. Biri bizim algımız diğeri de toplumun algısı. Toplumun algısı trans kadını hem kadın olduğu için hem de “erkekliğinden vazgeçtiği için” önemsemiyor, aşağılıyor, bu yüzden acı çektiriyor. Medyanın tek taraflı tutumu nedeniyle “canavarlar” olarak gösteriliyorlar. Benim algıma göre ise politik alanda LGBT mücadeleyi ilk başlatan -en azından Amerikan LGBT tarihinde böyle birkaç kayıt var- trans kadınlardır. Bu “görünürlük” meselesi biraz da eşcinsel denince akla ilk olarak eşcinsel erkeklerin gelmesine benziyor. Benzer nedenlerle lezbiyen ve biseksüel kadınlar da görünmezdir. Fakat transgender ve transseksüel erkekler görünürlük sıralamasında en alt sıralardadırlar. Bunun nedeni toplumda “erkekliğe” atfedilen önem olabileceği gibi, örgütlenmeyi seçmemiş kişilerin varlığı, “ne var ki halinde, toplumda “erkek Fatmalar” zorluk yaşamaz” yanılgısı da yatıyor olabilir. Hem trans kadınlar hem de trans erkekler için kimliğin toplum içinde kabulü her zaman göründüğü kadar kolay değildir. Bir “olmamışlık” yakıştırılır. Oysaki kim ne kadar %100 erkek veya kadındır!
 
Hiçbir yerde kendi beyanımız yeterli olmuyor. Bir trans erkek veya trans kadın toplumsal cinsiyet kimliği geçişi yapmamışsa “ben erkeğim” veya “ben kadınım” dediğinde kimse ona inanmıyor. Birçok ortamda “şimdi sen kendine erkek diyorsun da benden farkın ne?” gibi sorular, “erkeksi erkek” kadınım derse veya “kadınsı kadın” erkeğim derse inanmam” gibi cümleler uçuşuyor. Trans olmayan hiç kimse kendine “ben kadın mıyım”, “ ben erkek miyim”, “ben neden kadınım”, “ben neden erkeğim” sorularını sormadığı gibi bu soruları sormak ve “mantıklı” bir açıklama bulmaya çalışmak zorunda da kalmıyor. Cinsiyet çok uzun zamandır hiç sorgulanmadan kabul edilmiş ve içselleştirilmiştir. Bir anlamda bu kavram cinsel kimliği sabit ve ayrılmaz görülen “cinsel kimlik-toplumsal cinsiyet” ikilisinden farklı bireyler üzerinde iktidar kuran bir sistemin[2] parçası haline gelmiştir.
 
İster dış görünüşümüzü değiştirelim ister değiştirmeyelim özdeşleştiğimiz cinsel kimliğimiz değişmez. Fakat birilerini inandırmamız gerekiyorsa bu o kişilerin bizleri kendi alıştıkları toplumsal cinsiyet ifadelerinde (kıyafet, aksesuar, saç biçimi, kullanılan dil, hareketler, vs.) görmeye çalışmaları yüzündendir. Hep birilerini ikna etmeye çalışmamız gerekiyor. Birçok yerde de şüpheli konumunda oluyoruz. Kendini trans kadın olarak ifade eden birinin dış görünüşü kadın olmadığı için ve/veya diğer kadınları taciz edeceği şüphesiyle huzursuz olunduğu için kadınlar için düzenlenen alanlara alınmamaları ile çoğu kurumda karşılaşılır. Kadınlara yönelik ayrımcılık ve şiddetin boyutunun büyüklüğünden dolayı kadınların kendilerine güvenli ortamlar yaratma istekleri anlaşılır bir şey olsa da trans kişilerle hiçbir ortak paydada buluşma arayışının olmaması da düşündürücüdür. Buna benzer örneklerin çoğalmasıyla (örgütlü veya değil) trans grupların dışında trans bireylere kimlikleriyle var olma alanı bırakılmamış oluyor. Şiddetin olma olasılığından çok, şiddet gerçekleştiği zaman nasıl bir tavır alınacağı üzerine birlikte konuşulup karar verilmesi bence daha sağlıklıdır. Başka kimliklerdeki kişiler için bu mekanizma çalıştırılırken trans bireyler için çalıştırılmaması bence sorunludur.
 
Kimliğin tanınmamasına dair daha birçok örnek vardır. Bazı lezbiyen ve biseksüel kadınların göğüslerini aldıracağını söyleyen bir trans erkeğe “göğüslerin çok güzel” veya “çok güzel bir kadınsın” sözleri de cinsel kimliğin kabul edilemediğinin ve o kişinin hala “kadın” olarak görüldüğünün örnekleridir. Bir lezbiyene veya geye “güzel kadınsın, erkek bulabilirsin” demek gibidir.
 
Trans erkekler için kadınlara yönelik hitapların (kızım, bacım, bayan, kadın, vs.), trans kadınlara yönelik erkeklere yönelik hitapların kullanılması (oğlum, abi, beyefendi, vs.) trans bireyler için sıkıntı veren bir durumdur. Gey veya lezbiyen olarak tanıdığınız birinin yeni kimliğiyle yüzleşmek ve buna alışmak ve eski alışkanlıkları kırmak zaman alıyor. Bu yüzden çoğunlukla bir süre için bu duruma dayanılır. Belli bir alışkanlığın olması anlaşılır bir şey. Fakat bazı insanlar ısrarla aynı hatayı tekrarladığında bunun da bir transfobi örneği olduğunu söylemek isterim.
 
Cinsiyet nedir?
 
LGBT örgütünde, uzunca bir dönem, her kapıdan giren kişi “erkekse” gey, “kadınsa” lezbiyen (çok az bir ihtimalle de biseksüel kadın veya biseksüel erkek) olarak algılanmıştır. Sanırım kendimize, bizimle aynı kimliğe sahip olduğunu düşündüğümüz kişileri görmek, onları tanımak istiyoruz. Tabii bunun yanında öğrendiğimiz, örgütlerin kapısından birlikte girdiğimiz, yanlış bilgilerimiz ve önyargılarımız var. Cinsiyet geçişi sürecine girdiği “dışarıdan bakılınca belli olan” trans kadınların dışında kalan herkesin sadece gey, lezbiyen (ve biseksüel) olduğunu düşünmek, olduğunu zannetmek, toplumdaki çoğu insanın gördüğü herkesi sadece heteroseksüel olduğunu varsaymasına benziyor. Bir de cinsel kimlik üzerine pek fazla bir şey bilmediğimizi de gösteriyor. Feminist örgütte de buna benzer olarak her kapıdan giren “kadın görünümünde” olan kişinin “kadın” olduğuna ve “erkek görünümünde” olan kişinin “kadın olmadığına” inancı kuvvetlidir. Tamam, feminizmin öznesi kadınlardır[3]. Kadınlar yaşadıkları cinsiyet ayrımcılığına ve şiddete karşı güçlenmek ve mücadele etmek için bir araya gelmişlerdir ve yaptıkları analize de feminizm denmiştir. Peki olimpiyatlarda yaptıkları gibi burada da bir cinsiyet testi mi söz konusudur, hayır. O zaman kapıdan giren “kadın görünümündeki” herkesin “kadın” olduğuna dair inancımız neden bu kadar kesin diye sormak istiyorum. Birçok kurumda bir zamanlar lezbiyen ve biseksüel kadınların da var olmadığı düşünülürdü. Kendini açılmaya hazır hisseden kişiler sayesinde var oldukları görüldüğünde olduğu gibi, açılmayı düşünen, düşünmeyen ama cinsiyetini (cinsel kimliğini) sorgulayan “kadınlar” da olabilir. Ayrıca karşı cinsiyetin kıyafetini giymemiş, aksesuarını kullanmamış, davranışlarını edinmemiş dışarıdan erkek olarak algılanan kişinin cinsel kimliğinin kadın olmadığını nereden biliyoruz! Kimse bize cinsel kimliğini söylemedikçe o kişinin cinsiyetini bilemeyiz. Aynen kişilerin kendileri söylemedikçe eşcinsel veya biseksüel olduklarını bilemeyişimiz gibi.
 
Bazen kurumlarda “ben trans değilim, bu kimlik hakkında pek bir şey bilmiyorum” cümlesiyle karşılaşılabiliyoruz. Bu sözü LGBT örgütünde duyduğunda kimlik politikalarının özneleri tarafından yürütülmesi lazım diye düşünebilir insan. Fakat transların insan haklarını talep etmek için illa trans olmak gerekmiyor. Yabancılaştık ve korkumuz var, ama bunu yenmenin yöntemleri muhakkak vardır. Dinlemeye, duymaya açık olmak gerek sanırım. Bu da uzun zaman alan bir süreç demektir. Bu konuda bir şey bilmiyorsak da öğrenebileceğimiz birçok kaynak var.  
 
Transseksüel ve transgenderlar hakkında bildiğinizi sandıklarınız…
 
Her iki yerde de trans olduğunuzu söylediğinizde ilk sorulan soru hem kadınlara hem erkeklere “ameliyat olacak mısın” veya “penis/vajina yaptıracak mısın?” oluyor. Öncelikle tam bir cinsiyet geçişine girme ihtiyacı hissetmeyen ve kendini transgender ve/veya “erkek” , “kadın” olarak tanımlayan kişiler de vardır. Transseksüel kişiler ailelerine ve çevrelerine açılmak zorunda olmak, maddi yetersizlikler gibi nedenlerle cinsiyet geçişi sürecine girmeyi ertelemiş veya bu sürecin içinde olup bitirmemiş olabilirler. Bazı transseksüel kişiler bu ameliyatları olamadıkları için kendileri tamamlanmamış, eksik kalmış gibi hissedebilmektedir. Bu soru onlara iyi gelmeyebilir. Kaldı ki özellikle de penis/vajina ameliyatları bu sürecin neredeyse son halkasıdır. Üniversite hastanelerinden bu ameliyatları olabilmek için bir rapor almak gerekmektedir. Bu raporu alabilmek için ortalama en az iki senelik bir psikoterapi görmüş olmak, hormon kullanımına başlamış olmak, üreme organlarını (testis veya yumurtalık, rahim) ya aldırmış olmak ya da kısır olduğunu kanıtlayan raporu ürolog veya jinekologdan almış olmak gerekmektedir. Bu sürecin tamamlanması kişiden kişiye değişebilir ama en az iki ile altı yıl arasında bir süreden bahsetmiş oluyoruz. Daha da uzun süreçler yaşayanlar da vardır.
 
Feminist bir örgütte çalışan trans kadına geçmişte söylenen “penisini aldırmadığın için sende hala erkeklik vardır” cümlesi de toplumsal cinsiyet ile cinsel kimliğin aynı pakette geldiğini sanan kişilerin ürünü olmalı. Cinsel kimlik varoluşun bir parçasıdır. Mavi veya ela gözlü olmak gibidir. Değiştirilemez. Beden ise değişebilir. Penis ve vajina sadece bedenlerin parçalarıdır. “Erkeklik” ise “kadınlık” gibi bir toplumsal cinsiyet kimliğidir. Feminist literatürde “erkeklik” denilince bir başka cinsel kimlik üzerinde iktidar kuran, bu iktidarı sürdürmek için şiddetin her biçimini uygulayan toplumsal cinsiyet normu anlaşılıyor. Bugünlerde ise aynı çevrede kadınların da “erkeklik” sergileyebildikleri konuşuluyor. Toplumsal cinsiyet kimlikleri kendimizi rahatlıkla ifade ettiğimiz araçtırlar. Toplumun bize öğrettiği iktidarın peşinde olmadığımız, şiddetten kaçındığımız ve bu yönde sorgulamalarda bulunduğumuz sürece o şiddetsiz davranış, söz ve eyleme sahip erkeklikler olabilecektir.
 
Transseksüel ve transgender kişilerin sadece heteroseksüel (karşıcinsel) oldukları sanılır. Fakat cinsel kimlik ile cinsel yönelim farklı kavramlardır. Cinsel yönelim kime duygusal ve/veya fiziksel çekim duyduğumuzu anlatır. Transseksüel ve transgender kişiler de biseksüel, eşcinsel, aseksüel gibi farklı yönelimlerden biri olabilir. Bazı trans erkeklerin feminen ve biseksüel olması ile bazı trans kadınların biseksüel veya lezbiyen olması çoğu trans bireyleri ve trans olmayan insanları şaşırtmaktadır.
 
Hem trans kişiler hem de trans olmayan kişiler transgender ve transseksüel kişilerin dışında kalan bireylerden bahsederken “biyolojik erkek”, “biyolojik kadın”, “gerçek kadın”, “gerçek erkek” gibi ifadeler kullanırlar. Bu ifadelerin egemenin bakışıyla kendini tanımlamak olduğunu düşünüyorum. Bunları kullandığımızda başka transgender ve transseksüeller için ve kendimiz için sahte/yapma olduğumuzu ya da “doğal” olmadığımızı söylemiş oluyoruz. uzun ama daha açık olduğunu düşündüğüm "trans olmayan" ifadesini kullanmayı tercih ediyorum. (İngilizcede trans bireyler tarafından kullanılan "cisgender" gibi.)
 
Sık karşılaşılan bir durum da trans erkek olduğunuzu yeni öğrenen kişinin gözündeki şaşkınlık ve akabinde size “ormanda egzotik bir bitki bulmuş” muamelesi yapmasıdır. Etrafımızda farkında olmadığımız kimliklerin farkına varmak iyi bir şey ama bu kimlik hakkında bir şeyler öğrenmenin daha az rahatsız edici yöntemleri de vardır muhakkak.  
 
Son söz niyetine
 
Yukarıda saydığım önyargılı davranışları, sözleri biz transgender ve transseksüel bireyler de yapıyoruz ve söylüyoruz, bizim de içimizde transfobi var. Bununla bizim de mücadele etmemiz gerekiyor. Farklı kimliklerimizle her yerde bir arada çalışabilmek, arkadaşlık kurabilmek ve/veya sevgili olabilmek, aynı mekânda yaşayabilmek için birbirimizin hassasiyetlerine karşı daha duyarlı olmalı ve birimizin karşılaştığı ayrımcılık ve şiddetin önlenmesinde sorumluluk almalıyız diye düşünüyorum. Bu farkındalıkları kazanmanın zaman aldığının farkındayım. Kimliklerimizin kimlik olmasına gerek olmadığı daha huzurlu zamanlara ulaşabilme dileğiyle…
 
 
 
 

[1] Cinsiyet geçişi; psikoterapi (aşağı yukarı 2 yıl), karşı cinsiyetin hormonlarının alınması, üreme organlarının (rahim, testis, yumurtalık, vs) alındığı ameliyatlar, karşı cinsiyet organlarının yapıldığı ameliyatlardan oluşan sürecin bir kısmını veya hepsinin yaptırılması ile olur.
[2] İkili cinsiyet sistemi: Kadın/erkek cinsiyetlerinden başka bir olasılığın olmadığını düşünen ve bunda ısrar eden bir yaşam biçimini dayatır.
[3] Feminizmin öznesinin kadınlar olduğu çoğu feminist literatürde geçer ama erkekler feminist olabilir mi, olamaz mı tartışmaları da vardır. Birçok Avrupa ülkesinde ve A.B.D.’de kadına yönelik cinsel şiddeti önlemede ve genel olarak ataerki eleştirisi yapan erkeklerin erkeklere bu konularda farkındalık yaratmada yardım ettiği, erkekliği sorgulayan erkek örgütleri de vardır. Erkeklerin, trans erkeklerin feminist örgütlerde çalışıp çalışamayacağı konusu ise ayrı bir tartışma konusudur. Amargi gibi örnekte “kadınlık deneyimini” kabul eden ve “sokakta kadın olarak algılandığı için kadınlara gösterilen muamele ile karşılaşan” trans erkekler ve “kadınlık deneyimini yaşayan” trans kadınlar çalışabiliyorlar. Fakat toplumsal cinsiyet geçişi yapmamış trans kadınlar ile toplumsal cinsiyet geçişi ve/veya cinsiyet geçişi aşamasında olan trans erkeklerin konumu belli değildir. Tartışılmamıştır.
 
Aligül ARIKAN

Etiketler: insan hakları
Nefret