12/03/2010 | Yazar: Rahmi Öğdül

Otoriter sözler uçuşuyor havada; hiçbir konuşma türünün kendisine yaklaşmasına izin vermeyen kesin hükümler; her yerde karşımıza çıkıyorlar: oku

Otoriter sözler uçuşuyor havada; hiçbir konuşma türünün kendisine yaklaşmasına izin vermeyen kesin hükümler; her yerde karşımıza çıkıyorlar: okulda, hükümette, sokakta, kışlada. Her türlü diyaloğu, ilişki imkânını kesintiye uğratan iktidarın sözleri; kendisi dışında tüm kültürel katmanları, başka türlü yaşamları, oluş hallerini geçersiz ilan eden sözler.
Kaosa Düzen Dayatmak
Otoriter sözler, kendi üzerine kapanmış, hayatı dondurmuş kanonik yapılar kurmaya meylediyorlar durmadan. Başka düşünceleri, başka yaşam tarzlarını zındık, hastalıklı olarak ilan ederek kendi hastalıklı sağlık takıntıları üzerinden, hayatla ilişkisi olmayan kaskatı kanonik yapılar kurmaya çalışıyorlar. Hayatı kaotik bir oluşmuş gibi kabul ederek bu kaosa bir düzen dayatma iddiasıyla, akışkan olanı, hayatın içinde hayatla birlikte akmasını bilen yaşam bilgeliğini olumsuzluyorlar.
Oysa Mihail Bahtin’e göre, hayatın içsel olarak bir kaos olduğunu ilan etmek tam bir safsata. Hayatın sanat sayesinde örgütlü bir biçime dönüştürüldüğü şeklindeki yorumlara karşı çıkıyor örneğin. Hayatın insanın davranış ve bilişsel edimleri sayesinde örgütlendiğini, dolayısıyla sanatsal bir yapıya girdiği anda zaten bir değerler sistemiyle yüklü olduğunu söylüyor. Sanat sadece bu örgütlü malzemeyi, ayırt edici yeni değerler ortaya çıkarmak olan yeni bir sisteme dönüştürüyor.
Benzer şekilde iktidar da, resmi kültür de hayatın bir kaos olduğu argümanına dayıyor sırtını. Bu kaosa düzen getirme savıyla kendi mevkilerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Her şeyi, ama her şeyi yerli yerinde, tanımlı, sınırlı bir varlık olarak tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar; bireylerin, toplumsal cinsiyetlerin, siyasal, toplumsal, kültürel yapıların tanımlarının dışına çıkmasından, muğlaklaşmasından büyük korkuya kapılıp, sınırlarının, tanımlarının ötesine taşan her şeyi derhal yasadışı, hastalıklı, zındık olarak yaftalıyorlar.
Merkezden Örgütlenme Çabası
İktidar doğası gereği baktığında tanımlı şeyler görmek istiyor; çerçeveye alınmış siyasal, kültürel, biyo-politik peyzajlarla donatıyor duvarlarını. Kendi konumunu merkeze yerleştirerek çevreyi bu merkezden örgütlemeye çalışıyor; halbuki hayata baktığımızda merkezin her yerde çevrenin ise hiçbir yerde olduğunu görüyoruz. Evren bir bütün olarak farklı akıntılar ve dalgalardan oluşmuş bir madde havuzu olarak yayılıyor gözlerimizin önünde. Kıvrımlarla kendini çoğaltan madde havuzunun içinde yüzüyoruz.
Bir tarafta iktidarın donmuş  kanonik yapısı, diğer tarafta yaşamın bir oluş olarak dalgalı, kıvrımlı akışı. Bakthin, yaşamın bu oluş halini grotesk kavramıyla karşılıyor. Bedeni de dünyayı da varlık olarak değil, varoluş süreci olarak, dönüşüm süreci olarak tanımlıyor grotesk kavramı; hayatı ve bedeni kalıba sokma çabasının tam karşıtını gösteriyor. Tüm gözenekleriyle evrene açık olan bir beden, otoriter sözlerin kendisine dayatmaya çalıştığı sabitlikleri parçalayıp, üstü örtülmeye çalışılan hakikatin maskesini düşüyor. Grotesk beden, evrenle, doğayla, bireylerle, şeylerle diyaloğa girerek otoriter sözün karşısında duruyor.


Etiketler: insan hakları