23/01/2014 | Yazar: Bahanur Alişoğlu

Eleştirel medya öğrendiğimiz, alternatif haberciliği benimsemeye çalıştığımız şu fakültede "gey haberleri" yapmak! Kabahat bende ki sizin görevinizi idrak edemedim.

Bizim toplumumuzda heteroseksizm ile eğitim arasında ilginç bir ilişki vardır. Psikolojideki pozitif ve negatif korelasyon konusunu hepimiz hatırlarız. Değişkenlerden biri arttığında diğeri de artıyor, ya da biri azaldığında diğeri de azalıyorsa pozitif korelasyon; değişkenlerden biri artınca diğeri azalıyor ya da biri azalınca diğeri artıyorsa aralarında negatif korelasyon vardır gibi. Kimileri heteroseksizm ile eğitim arasında negatif bir korelasyon olduğunu, yani eğitim düzeyi ve eğitimin niteliği arttıkça heteroseksizmin azalacağını düşünürler. Eğitim, genel anlamıyla toplumsal kurumlar içerisinde en değer verilen ve en çok düzeltilmeye çalışılan kurumdur belki de. Bunun nedeni ise aslında eğitimin insanları belli değerler doğrultusunda yönlendirmesi ve insanları ortak değerler etrafında sinsice birleştirmesidir. Eğitim, bu değerlerin toplumun tamamına nüfuz etmesinden sorumludur. Eğitim kutsaldır çünkü bu değerleri kabul etmeyen ötekileri (aslında ötekileştirilmişleri) homojen bir toplum modeline kazandırmak ve reddedenleri de bu toplumdan ayıklamak, onları ayrık otu ilan etmek eğitimin birincil görevidir.
 
Benim eğitimle imtihanım ise ilköğretim yıllarına dayanır. Daha birinci sınıftan itibaren sistemi sorgulamaya başlamış küçük bir ayrık otu olarak hayata başladım diyebilirim. Değişik fikirlere sahip olduğunuzda ya da hocanın dediklerini yerine getirmediğinizde tokadı yerdiniz suratınıza. Ne de olsa etiniz hocaya kemiğiniz ailenize aitti. Sanki siz birey olarak hiç var olmamışsınız ve hep birilerinin malı olarak hayatınızı idame ettirmişsiniz gibi. Bunu size daha ilköğretime başladığınız gün öğretirler o ünlü sözü söyleyerek; eti senin, kemiği benim hocam… Hocalar da bu ziyafeti asla kaçırmaz. Sizin etinizi alıp öyle güzel işlerler, öyle güzel yontarlar ki ortaya çıkan sonuç aileyi bile şaşırtır. Erkekseniz adam olmayı, kadınsanız kadın olmayı bu eğitim sayesinde öğrenirsiniz zaten. Ayşegül ip atlar, Ali futbol oynar bahçede. Eğer evcilik oynamadıysanız benim gibi, muhakkak dışlanmışsınızdır. Sınıftaki kız çocuklar sizle oynamaz, erkek çocuklar da sizi kız çocuksunuz diye oyunlarına almaz. Her şey ne güzel dizayn edilmiştir. Daha o yaşta "oyuna alınmamanın" ne demek olduğunu öğrenirsiniz eğer sorgular, burada bir yanlış var derseniz.
 
Et sizin etiniz değildir, kemik de öyle…
 
Siz hangi varlıktan bahsedeceksiniz bedeniniz size ait değilse?
 
Kız çocuklar Heidi okur, erkek çocuklar Tom Sawyer. Annemle kitapçıya gittiğimizde ikisini de almak için tutturmuştum. Yanıt: "Heidi tamam da kızım, Tom Sawyer erkek kitabı!" O gün öyle sinirlenmiştim ki anneme, üstüne iki kitap daha aldırmıştım tepine tepine. Al sana erkek kitabı!
 
O zamanlar dinin okulda bu kadar net empoze edildiğini fark edecek entelektüelliğe sahip değilsiniz tabii. Dünyada herkes Türk ve Müslüman olsun, ne güzel olur dersiniz. Dedirtirler bunu size. Din insanın sahip olabileceği en iyi değermiş gibi yaşanılır. Aslında yaşanılmaz ama size öyle gösterilir. Benim din kurumuyla takışmam 5. sınıfa rastlar. Ramazan’ın ilk günü. 11 yaşındayım ve evden hiçbir şey yemeden çıkmışım oruç tutacağım diye. Oruç tutuyorum çünkü sınıftaki herkes tutuyor. Oruç tutuyorum çünkü sınıf başkanı oruç tutanların bir listesini yapıp din dersinde hocaya veriyor. Açlıktan ölmek üzereyim. İftardan bir saat evvel yolda aldığım simidi kemirmeye başlıyorum. Sınıftakiler görüyor ve sınıf başkanı, hayatımda hiç unutmayacağım o parmağını bana sallayarak şunları söylüyor: "Sen orucu bozdun! Adını tahtaya yazıyorum!" Adım, tahtada yaramazlık yapanların yanına yazılır; suçum oruç bozmaktır. Daha o zaman bir oruç bozmanın bana nelere mal olacağını, insanların bana nasıl bakacağını ve nasıl adımın anında ayyuka çıkabileceğini, öteki olabileceğimi öğreniyorum. Kara tahtada adım yazılı, suçum oruç bozmak. Suçum aslında diğerlerine ayak uydurmamak ve maazallah (!) bir isyan çıkarabilecek kapasiteye sahip olmak. 11 yaşındayım.
 
Büyüdüm, daha doğrusu kadın olarak büyütüldüm. Regl olmanın utanılacak bir şey olduğunu iddia eden kızlar arasında pedlerimi çantanın derinliklerine saklayarak, göğüslerim çıktığında sırtımı kamburlaştırarak büyüdüm. Kadın konusu olduğunda kadın öğrencileri başka odaya transfer eden "genç kız" danışmanlarının konuşmasını dinleyerek, hediye edilen pedleri erkek öğrenciler görmesin diye saklayarak büyüdüm. Düşe kalka, yana yakıla, bağıra çağıra liseyi bitirdim. Üniversiteyi kazandım ve her şey güzel olacak dedim. Koca akademide de böyle geleneksel bir kafa yapısı ve heteroseksizmin olacağını ben nereden bilebilirdim?
 
Bir gün haber yazmam gerekiyor ve danışmanıma giderek LGBT temalı bir haber yapmak istediğimi söylüyorum. Danışmanım da yaşını başını almış, profesör unvanına sahip bir erkek. Bana şöyle bir bakıyor ve şunları söylüyor: "Okulda gey haberleri yapmayalım, yakışık almaz." Okulda "gey haberleri" yapmak… Yakışık almaz… Beynim zonklamaya başlıyor duyduğum kelimelerin saçmalığını idrak edemediğim, aslında idrak etmek istemediğim için. Evet, hocam haklısınız. Aman bu tür haberleri yapmayalım. Millet özenir, "onlar" gibi olmak ister sonra. Hem okul dediğiniz nedir ki? Hele ki sosyal bilimler alanında eğitim yapan bir iletişim fakültesi tutup neden LGBT haberleri yapsın ki? Medyayı ne ilgilendirir heteroseksizmmiş, LGBT haberlermiş! Biz oturup ana akım medyanın keyfine bakalım, yakışık almaz okullarda böyle şeyler! Erkekliğe sığmaz "gey haberler" yapmak. Erkekliği zedeleniverir sonra öğrencilerin. Çarklarını döndürdüğünüz o sisteme bir çomak sokarlar sonra, aman! Erkeklik öyle kolay sorgulanabilecek bir şey değildir, değil mi hocam? Eleştirel medya öğrendiğimiz, alternatif haberciliği benimsemeye çalıştığımız şu fakültede "gey haberleri" yapmak! Kabahat bende ki sizin görevinizi idrak edemedim. Sizin de ilköğretim hocalarından pek farkı olmayan kafa yapınızı anlayamadım, utanmadan LGBT haberi yapmak istedim. Affedin hocam! 22 yaşındayım.
 
Aynı dönem başka bir kültürle ilişkili derste LGBT’den bahsediliyor. Sunum yapıyorum o sırada. Bu sefer hocamız sözde feminist bir kadın. Konu translar olunca tutup şöyle diyor: "Şimdi homofobik falan demeyin ama güzelim Nil Erkoçlar da ne hale geldi! Yazık oldu kıza!" Evet, yazık hocam. Ne yazık ki bu insan sizin gibi düşünen, kaç yaşına gelmiş ve üstüne kültürel farklılık ve benzeri dersler veren sözde eleştirel bir akademisyenin yaşadığı ülkede nefes almak zorunda kalıyor. Kalkın hocam! Linç edelim Nil’i! Güzelliğini bozdu o, kadın kimliğini bir kenara atarak trans erkek oldu. Bu ne cüret! Ayarttı hepimizi. Kötü model oldu bizlere hocam. İnsan hem feminist hem de transfobik olabiliyormuş akademi dünyasında demek ki dedim. 22 yaşındayım.
 
32 olacağım, 42, 52. Ben yaşlanacağım ama sistem eğitimle var olmaya devam edecek. El üstünde tutulan, eleştirilmeyen o eğitim sistemi bugün boğuştuğumuz heteroseksist sistemin başat sebeplerinden biri. Eğitim o kadar da masum ve kutsal bir kurum değil. Alışın buna. Hocaların zihninde ne varsa biz de onu yaşadık bu zamana kadar. Bundan sonra da onu yaşayacağız. Heteroseksizmin eğitimle imtihanından sıfır aldık ülke olarak. Hep sınıfta kaldık biz takdirnamelerle döşesek de duvarlarımızı. Eğitime, heteroseksist hocalara ve sisteme koca bir sıfır! Bütünleme hakkınız da yok, zira hayat dediğiniz şey bir kez yaşanıyor. 

Etiketler: insan hakları, eğitim
Dijital