27/04/2021 | Yazar: Serdar Soydan

Aynı dönemde yayınlanan bir başka dergide bu sefer Seyfi Dursunoğlu’nun travesti olup olmadığı tartışılıyor. Fakat tüm bu baskı ve şiddete rağmen ayakta kalıyor Huysuz. Yükseliyor, yükseliyor, yükseliyor.

Huysuz’un yükselişi ve yükselişi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Hüseyin Rahmi Gürpınar’a benzetiyorum Seyfi Dursunoğlu’nu.

İkisi de popüler, ikisi de isimleri ve işleriyle göz önünde oldukları kadar gözden ıraktı. Özel hayatları tam birer muammaydı. İşleriyle var olmuşlardı. Çünkü hem bu kadar popüler, ana akım, hem de işleriyle var olmaları belki de mümkün değildi. Bugün bile eşcinsel olduğunu bildiğimiz, tahmin ettiğimiz pek çok ünlüye baktığımızda, neredeyse hiçbirinin duygusal ilişkileri, yani sevgilileriyle var olmadığını, olamadığını görüyoruz. Bir tek Murat Övüç’ün bir erkek arkadaşı olduğunu biliyoruz mesela. O da var ama yok; birlikte fotoğraf vermiyorlar basına.

Seyfi Dursunoğlu da sadece işiyle vardı.

“Birçok şeyden fedakârlık yapmak zorunda kaldım. Şikâyetçi değilim; saygıyla anılmak güzel. Olaylarla basına intikal etmek benim için geçerli değil.” (Habertürk’te “Hayatım çok güzel geçti diyemiyorum” başlığıyla yayınlanan 17 Nisan 2016 tarihli röportajından)

Hüseyin Rahmi Gürpınar hayatı boyunca, röportajlarında neden evlenemediğini her biri birbirinden güllüm gerekçelerle açıklamaya çalışırken, Seyfi Dursunoğlu 1983’te Şey dergisine, 2000 yılında Hürriyet gazetesine verdiği röportajlarında eşcinsel olmadığını ve eşcinsellerden hazzetmediğini söyleme gereği duyuyordu.

(Hüseyin Rahmi bir adım önde! Zira hayatı boyunca çocukluk arkadaşı, refik-i şefiki Miralay Hulusi Bey’le yaşamış. 1933 yılında Hulusi Bey ölünce uzun süre kendisine gelememiş. İşin garibi, Hulusi Bey’le ilişkisi, tabii ki adı konmadan, pek de gizli saklı değilmiş. Ölümünden sonra yazılan pek çok yazıda Hulusi Bey’e özel bir bölüm ayrılmış, düşünebiliyor musunuz? Bu kadar bilinen ve hatta sevilen biri. Ama gözünü sevdiğimin heteroseksizmi, bu yakın, çok yakın arkadaşlığı hiç kimse diline dolamamış, belki hiç kimse şüphe etmemiş, inatla, aptalca Hüseyin Rahmi Bey’e neden evlenmediğini sormaya devam etmişler. Seyfi Dursunoğlu’nunsa tek bir yerde bir ilişkisinden, üstü kapalı bir biçimde tabii, bahsettiğine şahit oluyoruz. Telefonla bağlandığı bir televizyon programında, kariyerinin başında, Zeki Müren’in kendisini, etrafındaki pek bir vasfı olmayan ‘domez’lerden biri haline getirmek istediğini, ama bir ilişkisi olduğu için o çevrede sevgilisini kaptırmaktan korktuğunu, bu yüzden Zeki Müren’e pek yanaşmadığını söylüyor.)

Hüseyin Rahmi Gürpınar da Seyfi Dursunoğlu da kale gibi duvarlarla çevrili birer evde yaşamış. Hüseyin Rahmi biraz daha uzak, sapa bir yeri seçmiş. Köşkü halen Heybeliada’daki en uzak, en varılması güç evlerden biri. Yine bir tür inziva, görünmez olma isteği.

Bu gözden ırak evlerinde ve özel yaşamlarında ikisi de patchworklere, dantellere, rahibe işlerine doyamamış. Hayatlarını iğneler, iplikler, tığlar, şişler ve yünler arasında geçirmişler âdeta. (Hüseyin Rahmi’nin ölümünden sonra evdeki pek çok eşya haraç mezat satılmış yahut rutubetten mahvolmuş. Ne mutlu ki halen iki üç panoyu dolduracak kadar elişi duruyor ve bunlar müze haline getirilen evde sergileniyor. Seyfi Dursunoğlu’nun el emeği ne olacak peki? Mirasının büyük bir bölümünü verdiği Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kostümlerini ve elişlerini sergilemez, hiç yoktan her birini fotoğraflayıp ölümsüz hale getiremez mi? Umarım.)

Ve madilikleri… Drag queen kültüründe ‘roasting’ olarak adlandırılan madileme! İkisinin bir diğer ortak yanı da bu. Diyeceksiniz, Huysuz tamam, sahnede, televizyonda yıllarca yaptı bunu. Peki, ya Hüseyin Rahmi?

Birbirine laf sokan “mahalle karılarını”, “kız kurularını”, öyle tadına doyulmaz ve eğlenceli konuşturan, en iyi yazan hâlâ o. O da ‘madileme’lerini bu kadınlar üzerinden yapmış yıllar yılı. Bu mahalle karıları Halley kuyrukluyıldızını, İspanyol nezlesini, gözü dışarıda kocalarını, zamlanan zerzevatı konuşmuş, birbirlerini çekiştirmiş ve eziklemiş durmuş. Seyfi Dursunoğlu’nun Huysuz’u yarattığı gibi Hüseyin Rahmi Gürpınar da romanlarında mahalle karılarına hayat vermiş.

Hüseyin Rahmi Gürpınar 1864, Seyfi Dursunoğlu 1932 doğumlu. 68 yıl arayla benzer hayatlar yaşamışlar, kendilerini benzer şekillerde ifade etmiş, dışa vurmuşlar. Yahut eşcinselleri dışlayan, yok sayan sistem bu kadarına izin vermiş. Belki başka bir Seyfi Dursunoğlu yahut başka bir Hüseyin Rahmi Gürpınar da mümkündü. Başka bir mekân ve zamanda. Belki…

*

Yetmişlerin ikinci yarısı ve seksenlerin başında ortalığı kasıp kavuran, ekserisi Bülent Ersoy’dan önce sahneye çıkmış, ancak Bülent Ersoy’un fenomen haline gelişiyle büyük gazinolarda, popüler gece kulüplerinde kendilerini var edebilmiş trans assolistler hakkında araştırma yaparken, magazin dergilerinde Huysuz Virjin’in haber ve röportajları da karşıma çıkıyordu.

(Huysuz o zamanlar Virjin’miş. Seksenlerin sonuna kadar sahnede, isim annesi olan Kantocu Minyon Virjin Hanım’dan esinlenerek bir Ermeni kadınını canlandırıyormuş. YouTube’ta bulabileceğiniz yine bu yılların ürünü olan plak kayıtlarında da şivesini fark edebilirsiniz. Fakat, miladı nedir, tam bilmiyorum, televizyona çıktığı doksanlı yıllarda bu Ermeni şivesinden eser kalmamıştı. Artık Virjin’liği de sadece laftaydı. Hatta programının adı bile Huysuz Şov olmuştu. Seyfi Dursunoğlu’nun Virjin adını alışının ve yarattığı sahne personasının Türkiye Ermenilerine dair klişeleri ne kadar yeniden yarattığı ne kadar bu kalıp yargıların altını oyduğu da güzel bir yazı konusu olabilir.

Yetmişler, trans sahne sanatçıları gibi Huysuz’un da yükseliş yılları. Hatta belki bu denli yükselişini, kendine bir yer edinebilmesini tüm bu kadınların varlığına, o dönem içerisindeki popülerliklerine de bağlayabiliriz bir oranda. Bir furya söz konusu. Zeki Müren ve onun sayesinde var olmaya çalışan ama yine büyük oranda onun sayesinde yok olup giden, rahmetli rakiplerine etmediğini bırakmazmış, solistlerin (Adnan Pekak, Bora Dinletir, Genç Osman, Orhan Şener) ve Kudret Şandra gibi figürlerin açtığı yoldan ilerleyen Funda Liza, Alev Tamara, Aylin Berkay (Serbülent Sultan), Bülent Ersoy, Tijen Erman, Emel Aydan, Derya Sonay, Reyhan Şeniz, Nami Eren, Talya Özmen, Merve Sökmen, Lemi Duygun gibi isimler sadece solist olarak değil, oyuncu ve dansöz olarak da rağbet görüyordu. Huysuz da böyle bir ortamda serpildi, kimliğini buldu. İki kanto söyleyip indiği Ramazan etkinliklerinden seyircilere sataştığı Kulüp 12 sahnesine terfi etti. (Şovunu tam olarak olgunlaştırdığı yerse, on yıl kadar sonra Ali Poyrazoğlu’nun Yeşil Kabare’si olacaktı sanırım.) Hem komedyen hem kantocu olduğu için gazino patronları açısından da bir taşta iki kuştu. Böylece gazino programlarının da aranan bir elemanı haline geldi.

huysuz-un-yukselisi-ve-yukselisi-1Hakkında yapılan haberde de vurgulandığı gibi yıllarca ikinci sınıf kulüplerde çalıştıktan sonra şakaları ve kantolarıyla türünde rakipsiz hale gelmişti.

Seksenlerin başına geldiğimizde Huysuz, medyayı çok iyi kullanıyor, Zeki Müren ve Bülent Ersoy gibi dönemin en popüler iki isminin attığı pasları değerlendiriyordu. Mesela Zeki Müren tamamen tüylerden oluşan bir elbise yaptıracaktı çıkacağı bayram programı için… Hop, Huysuz hemen tüyler arasında poz poz fotoğraflar çektiriyordu. Manşet de hazırdı tabii.

“Zeki Müren’den önce Huysuz tüylendi”

(Zeki Müren’in bu tüylü kostümü sahne yasağının ilk adımlarından birini ortaya koyuşuyla önemli. Zeki Müren’in Paris’te Madam Fevrier’e yaptırttığı tavus kuşu tüylü bu kostümle söylediği şarkı, o sene şeker bayramının ikinci günü yayınlanan “Zeki Müren’le Bir Demet” adlı programda yer almayacak, yayın dışı bırakılacaktı. Dahası TRT yetkilileri, “Zeki Müren program süresince hal ve tavırlarıyla topluma ters düşmüştür,” gibi muğlak bir açıklama yapınca, Zeki Müren böyle bir hakaretin altında kalmayarak “Hal ve tavırlarıyla topluma ters düşmekten ne kastedildiği açıklığa kavuşturulmazsa tazminat davası açarım,” diye isyan edecekti. Yıllar sonra Huysuz için de aynısı söylenecek ve o da, hem de külliyen yayın dışı bırakılmak istenecekti, ne tuhaf!)  

Bülent Ersoy’un geçiş süreci de Huysuz için güzel bir malzemeydi. Farklı tarihlerde “Önce koca bulayım, sonra kadın olayım” ve “Huysuz da ameliyat oldu” gibi haberlerle bu pastadan payını almaktan çekinmeyecekti.

Tüm bunlar yaşanırken ameliyat olacağı dedikoduları çıkacaktı. Bu yüzden sözlü tacize uğrayacak, sokağa çıkamaz hale gelecekti yine o dönem yapılan haberlere bakarsak. (O dönemde habercilik büyük oranda kurmaca. Bir tür danışıklı dövüş söz konusu. Haberin öznesi ve nesnesi, haberci/editör ile haberi yapılacak kişi kafa kafaya verip bir senaryo yazıyor ve sonra çekiyor anladığım kadarıyla. Bu yüzden o dönemin tüm haberlerine biraz şüpheci yaklaşmakta fayda var. Zira Seyfi Dursunoğlu örneğinde olduğu gibi pek çok sanatçı gazete ve dergilerle iş birliği içinde.)   

Fakat bu yükseliş uzun sürmeyecek, 11 Haziran 1981’de “kadın kılığında sahneye çıkan erkeklere” sahne yasağı getirilecekti. Düşününce, yasak metnindeki bu transfobik tanımlama sadece Seyfi Dursunoğlu’nu kapsıyordu. Kadın kılığında sahneye çıkan erkek bir tek oydu içlerinde. Zeki Müren’in kostümleri, tepki çekse ve yeterince ‘erkeksi’ bulunmasa da nadiren ‘kadın’ kıyafetleriydi. Süslü erkek kıyafetleri giyiyordu sanat güneşi. Erhan Tünay ve Şeracettin Erman da öyle. Geri kalanlarsa kadındı. Hatta pek çoğu sürecini tamamlamış ve kimliğini değiştirmişti çoktan.

Ancak işler böyle yürümeyecekti. Bülent Ersoy, Serbülent Sultan, Emel Aydan, Tijen Erman gibi “kadın kılığındaki kadınlar” sahneden indirilecekti. İstanbul’un ardından Anadolu’nun her yerinde ardı ardına sahne yasağı kararları çıkartılıp bir cadı avı başlatılacaktı. Lubunyaların yükselişi, Bülent Ersoy için 1988’e kadar, ancak pek çok isim için ilelebet sona erdi bu yasakla.

huysuz-un-yukselisi-ve-yukselisi-2Seyfi Dursunoğlu’ysa hemen güllüme vurdu işi. “Gazino sahnelerinde homoseksüel salgınından sonra Allah vergisi sesleriyle Çingeneler devri başladı,” diye başlayan haberde Seyfi Dursunoğlu’nun Kibariye ve Ümmiye’nin yükselişine paralel Huysuziye ismini aldığı, sahnede Çingene taklidi yaptığı söyleniyordu. Haberin başlığı da “Huysuziye geliyor” olmuştu.

Seyfi Dursunoğlu hiçbir şey olmamış gibi şovuna devam etmek istiyordu. (Şeracettin Erman ve Erhan Tünay da öyle yapacaktı. Trans solistlerin yükseldiği dönemde Huysuz gibi onlar üzerinden reklam yapan, haberlerde feminenliklerine, ‘aradalıklarına’ vurgu yapılan bu isimler de hızla erkeksileşecek, hatta bununla da yetinmeyip evleneceklerdi.)

Fakat birkaç sene sonra Şey dergisine verdiği röportajda Seyfi Dursunoğlu’nun da sahneden indirilmek istendiğini anlıyoruz. Önce Nurhan Damcıoğlu ve kocasını kendisini sahneden indirtmeye çalışmakla itham ediyor, daha sonra da yaptığı şovun sorunsal haline getirildiği, sahneden indirilmesinin resmî kurumlarca tartışıldığını söylüyor.

“Bir keresinde de İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne gitmiş Nurhan Damcıoğlu eşi ile birlikte, ‘Bülent Ersoy’u çalıştırmıyorsunuz, peki Huysuz Virjin’in sah­nelerde işe ne?’ demiş. Ben de bu olayı tesadüfen orada bulunan bir sanatçı arka­daşımdan öğrendim. Bunun üzerine telefon açtım. Eşi Ercan Bey telefona çıktı her şeyi inkâr ederek ‘Tam tersine, biz sizi çok seviyor ve takdir ediyoruz,’ dedi. Ama bir kere üzül­müştüm. Çünkü kimse kimsenin ekmek parası ile oynayamazdı, üstelik Bülent Ersoy ile be­nim yaptığım iş birbirinden çok farklıydı. Benim olayım Danıştay’a kadar gitmişti. O ta­rihlerde günlük üstelik tirajı oldukça yüksek bir gazetede de ‘Niye Huysuz Virjin hâlâ sah­nede, Bülent Ersoy yok’ diye bir haber yayın­lanmıştı. Sonuçta Danıştay benim kadınlığa özenmediğimi, sanatımın, işimin gereği kadın giysileriyle sahneye çıktığımı ama özel yaşa­mımda böyle bir olayın olmadığına karar verdi ve ben kendimi temize çıkardım.”

Aynı dönemde yayınlanan bir başka dergide bu sefer Seyfi Dursunoğlu’nun travesti olup olmadığı tartışılıyor. “Huysuz Virjin bir psikopat mı?” başlıklı haberde “Sahnede giydiği kadın kılığının şovunu aşıp rahatsız edici şekle dönüşmesi, herkese sataşması, bunların ötesinde de mini etek giyip pozlar vermesi karşısında Seyfi Dursunoğlu için ilmin söyledikleri gerçekten ilginçti,” deniliyor.  

Fakat tüm bu baskı ve şiddete rağmen ayakta kalıyor Huysuz. Yükseliyor, yükseliyor, yükseliyor.

Tabii ki tüm bu travmalardan sonra daha korunaklı bir hayat yaşamayı, cinsel yönelimini, belki de cinsiyet kimliğini saklamayı seçiyor. Biraz Hüseyin Rahmi gibi, onun mahalle karılarıyla özdeşleşip dev bir külliyat yaratması gibi, Seyfi Dursunoğlu da var ettiği kadın üzerinden, Huysuz üzerinden var ediyor kendisini. Ama bir mesafe koyarak her zaman lubunyalar ve lubunyalıkla arasına. Eşcinsel değilim, eşcinselleri sevmem, eşcinseller yalancı olur diyerek. Demek zorunda hissederek kendisini. Şovunda, Mehmet Ali Erbil, Seda Sayan gibi televizyon yıldızları gibi lubunca kelimelere bir kere bile yer vermeyerek, içinden çıktığı, bir parçası olduğu alt kültürle bağını ortaya koymaktan imtina ederek.

Ne yazık ki bu fobik düzende aslını inkâr etmeden ya da pek çok şeyden feragat etmeden sürekli yükselebilmek mümkün olmuyor. Hâlâ. 

Kaos GL dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin Normativite dosya konulu 174. Sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: medya, kültür sanat, yaşam