25/02/2016 | Yazar: Beren Azizi

‘Gerçek ve güzel aşk masalını’ bildikleri gibi noktalamışlara bir kere daha soralım: Kim bilir kimdir aşk ile yanan?

İki hovarda iki klip iki Emel Müftüoğlu ve tek gerçek: Straight’leşmesinler de taşa mı dönsünler?

Hiç uzatmayacağım ve açık konuşacağım, ikinci klip ilk klibin en gerçekçi devamıdır. İlk klibin “güzelliği” ise, devamının ikinci klip gibi olmama ihtimalini “seyirciye bırakmış” olmasıydı. İşte şimdi artık o ihtimal de yok, neyin ne olduğu ayyuka çıktı: Bu bir heteroseksist-cisgender kimlik masalıdır.

Hepimiz Emel’in Seray’ın memelerine baktığı sahneyi “Neler oluyor orada, eşcinsellik falan mı?” diye izleyip heyecanlanmış olabiliriz, olduk da. Sahnenin hemen devamında Emel’in kendi memelerine dokunup “Benimkiler neden böyle değil ki?” üzüntüsü gözümüze sokulmuş olsa da, bir ihtimal demiştik. Hoş gerçekten bir ihtimaldi bu, velev ki benimkiler niye böyle değil diye ellenmiş olsa da o memeler bir yanıyla kimlik kriziydi ve çekiciydi, hâlâ heteroseksist değildi. Kızıl saçlı cosmo-girl, yalnız yaşayan, evine farklı erkekleri alan, içki içen, köpüklü duş alan, LÖNK diye ikinci klipte olduğu gibi Kadirizm tavırlarıyla motorun üzerine oturtulmayan, aksine sevişeceği için telefonunu meşgule atan, ne iş yaptığı hepimizin malumu olan kadının hatrına Emel’in çocukluktan ergenliğe, ergenlikten de “ideal kadınlığa” uzanan kimlik krizine katlandık. Ne bileyim, en azından sonu “şaibeli” bitiyordu klibin. Emel acaba geleni gideni çok olan bu kadına mı aşıktı? Acaba memesini ellerken kadından mı etkilenmişti? Kadın seks işçisi miydi? Emel “kıymaaaa banaaaa” diye mahallenin malumu kadınına mı inliyordu? Hovarda kimdi? “Hüküm giymiş hayaller”, “günah bunun neresinde”, “yine de aşk boyun eğmez yasaklarla” falan filan, yok yok kesin bu işin içinde en azından heteroseksist olmayan dolaplar dönüyordu. İşte tam da bu cevaplanmamış soruların hatrına; aşüfteliğin, ayyaşlığın, belirsizliğin hatrına, sonra queer sloganlar gibi sözleri olan bu şarkının da hatrına sevdik galiba bu klibi. Yoksa aslına bakarsak, ilk klipteki sonuna doğru zorlanan “kimliğini bulma/kimliği hafiften oturma” hikayesi de gayet sıkıcıydı; ama dediğim gibi tüm o süreçteki asıl kargaşanın hatrına, aşüfte cinselliğin hatrına, biraz da gender konusunda sloganlara ihtiyacımızın olduğu günler olduğu ve şarkı sözlerinin de bu ihtiyacı karşıladığı ve uzun yıllar da karşılamaya devam ettiği düşünülürse böyle sebeplerle sevmiştik klibi.

Şimdi yıllar geçti ve geçtiğimiz günlerde çekilen ikinci klip yayınlandı. “Nerde o eski bayramlar, ah ah…” duygusunda değilim, dediğim gibi eski klip de bence öyle çok ah ah değildi. Zaten Seray Sever’in canlandırdığı hariç beni tutan pek karakter de yoktu; ama bu ikinci klip bana hikayelerin aslında özellikle cinsel kimlik konusunda nasıl başladığını, buna karşın nasıl bitebileceğini bir kere daha göstermesi açısından acı bir “gerçek” oldu.

Göze sokulan aşırı stilize eden remake acemiliğini geçiyorum, zira komik olmuş. Kötü oyunculukları, makyajlardaki “kirli” yapacağım derken cilalanmış ifadeyi de geçiyorum, bana ne, tin güzelse ucuzluk/vasatlık sevilebilir belki de. Ali Ağaoğlu’nun klibin orta yerine konan arabasını bile geçiyorum, geçebiliyorum. Bir şey çok acı ki, galiba geçemiyorum, bu hikaye “yüzük”le bitiyor: Ve prens ile prenses yüzüklerini takarlar, ömür boyu mutlu mesut yaşarlar.

Gökten de üç elma düşüyor.

Biri benim kafama kabul ediyorum. Ne bekliyordum yani, bu işlerin çoğunlukla “yüzükle” bitirileceği kaç senelik mevzu, kaç hikayede aynısı oluyor. Şaibeleri birilerinin bitirmesi gerekiyordu.

Şimdi sıra ‘Korkuyorum’ ve ‘Deli Et Beni’ şarkılarının kliplerinde bence. Onların da Türkiye’nin günümüzdeki yapısına uygun, şeffaf, kimlik krizi açısından berrak hale getirilmesi gerekiyor. Bu iki şarkının klibindeki lezbiyenik ve lezbiyenist tutumlara da bir açıklık getirilsin lütfen! Emel’in ‘Korkuyorum’ klibinde aslında cinsiyetsiz bir melek olduğu, Sevmek Zamanı’na yapılan göndermelerin asılsız olduğu, bilinmezliğe/karmaşıklığa olan bir aşkın değil de açıkça kadın ve erkek arasında sonu yüzükle biten bir hikayenin olduğu hemen kurgulanmalı. Deli Et Beni’ye değinmiyorum bile, zira düşündüğümüz kadar “ahlaksız” olmadığını hemen açıklasınlar.

İkinci elma da kliptekilerin kafasına düşsün. Ya pardon da, aşk bu ikinci klipte neden yine de boyun eğmiyor ki diye sorası geliyor insanın. Hani hayat baya tıkırında ilerliyor. Ben yasak falan da göremedim ikinci klipte. A ciğerim söyle neyleyelim diye sitemkar ve direnişçi bir tutumu gerektirecek iktidar da göremedim. Boşuna kasmışsınız, ne hüküm giymiş mesela o klipte? Günah falan da göremedim ben. Hani ilk klipteki gibi eve giren çıkan belli olmasaydı, kadın telefonu falan meşgule alsaydı anlardım da gayet nişan düğün kıvamında her şey. Günah sevap kısmı çoktan bitmiş işin. Kimsenin kimseye arada sırada uğradığı da yok, eskilerden bazı adamlar gelip gidiyor; ama kadının kimseyi evine aldığı ettiği yok. Pencereden hani bakıyor, “Oooo hala eskilerden gelenler var, şanımız yürüyor.” gibi de, cınk… Ha belki hâlâ ikinci klip bu mevzularda biraz dişe dokunur olmuş, birazdan da az. İddia ediyorum ki günah falan yok ikinci klipte, işin uzmanları daha iyi bilir tabii ama etik bir vandalizm bile sansürlenmiş, sihirlerle büyülerle çalınıyor elbiseler dükkanlardan. Öyle camı kır, içeri gene de etik davran para koy… Böyle işler yok. Hovardalık gayet çöpe atılmış yani, klibin başından da bu meselenin sonunun “güzeli” açıklanmış, sonunda da tekrardan gösterilmiş: Yüzük, balolar, mutlu mesut toplumsal yakışıklı-toplumsal güzel ve toplumsal masum heteroseksüel-cisgender çiftler…

Üçüncü elma da bu klibi ve şarkıyı sevmiş tüm heteroseksizm-ikili cinsiyetçilik karşıtlarının kafasına düşüversin. Cinsellik, toplumsal cinsiyet kimliği 90’lar Türkçe pop gibi başlıyor başlamasına da 2010’ların sıkıcı heteroseksizmine kayabiliyor çoğu zaman. İnsan “belli bir yaştan” ve “belli bir olgunluktan” sonra straight estetiğe, yaşama doğru kayıyor işte, hele ki şu günlerde, günümüzde yekvücut ne kadar da stilize olduğumuz düşünülürse, ne kadar da etik çultutmazlar olarak meselelere sarıldığımız/ meseleleri savunduğumuz düşünülürse o kayışın içten içe arzulandığı daha da iyi görülebiliyor. 

Son olarak, kimlik krizleri ve kargaşa böylesine "berraklığa" akmış olsa da ikinci kliple birlikte, bu klibin kullanım haklarına sahip kişiler kendilerince “en güzel” devam klibini çekmiş olsalar da yine de aşk boyun eğmez. Öyle klibin başına da sonuna da yüzükleri koyunca hikaye noktalanmış olmaz, gerçekleşmiş ve gerçek olmuş olmaz. “Gerçek ve güzel aşk masalını” bildikleri gibi noktalamışlara bir kere daha soralım: Kim bilir kimdir aşk ile yanan?  


Video Haber İkon  İlgili Video:


Etiketler: kültür sanat
Telegram