05/02/2010 | Yazar: Rahmi Öğdül

Kapitalist toplumlarda boyun eğdirme, boyunduruk altına alma yazıyla, metinle bağlantılı bir semiyotik boyun eğdirmedir aslında.

Kapitalist toplumlarda boyun eğdirme, boyunduruk altına alma yazıyla, metinle bağlantılı bir semiyotik boyun eğdirmedir aslında. İktidar oluşumlarının temelinde dilsel ve semiyotik bir yapı yatıyor. İnsanlar konuştuklarında bile sanki yazıyormuş gibi davranıyorlar; iktidarın dayattığı  yazı yasasına, belirli bir sözdizimine bağlı kalıyorlar. Yazının yasasını ihlal edenleri, akıl hastaneleri, hapishaneler gibi özel kurumlar bekliyor. Toplumda yapılan her jestin mutlaka iktidarın oluşturduğu yazılı metinle ilişkilendirilmesi gerekiyor; jest tutarsızsa, yerinde değilse şayet, kişinin meczup olabileceğine ya da en iyi ihtimalle şair olabileceğine karar veriliyor.


Metnin oluşturduğu senaryoya uygun olarak biçilen rolleri yerine getirmemiz isteniyor bizden. Mesela bir savaş alanında birbirleriyle karşılaşan düşman askerlerin milliyetçi, ırkçı ya da aşiretçi duygularla, politik ve ekonomik iktidarlar uğruna dövüşmeleri bekleniyor.

Şakalarını, anılarını, sigaralarını paylaşıp toplumsal ilişkilerini genişletecekleri yerde, birbirleriyle ölümcül mermi mübadelesine girişiyorlar. Roman Polanski’nin ‘Melekler Düşerken’ filmi, senaryoda yapılan küçük bir değişikliğin nelere yol açabileceğini düşündürtüyor bizlere.

İstanbul Modern, küratörlüğünü Paolo Colombo’nun gerçekleştirdiği ‘Melekler Düşerken’ temalı bir dizi videoya ev sahipliği yapıyor. Video sergisiyle aynı adı taşıyan 1959 tarihli filmi yönetmen Roman Polanski, Polonya’daki Lodz Devlet Film Okulu’nun bitirme projesi olarak çekmiş. Barok üslubuyla dikkati çeken film bir ülkenin tarihini özetliyor sanki. Bir sahnede filmin kahramanı katıldığı savaşın ölümcül atmosferinden kaçıp yıkık bir eve sığınır; burada kendisi gibi savaş alanından kaçmış bir düşman askeriyle karşılaşır. Önce tüfeğini doğrultur düşmanına; sonra silahsız ve zararsız olduğunu anlayınca tüfeğini indirir. Düşmanı dostane bir yüz ifadesiyle elini paltosundan içeri sokar. Asker birden düşmanının bu hareketinden korkuya kapılıp can havliyle sarıldığı tüfeğini ateşler, düşmanı ölmüştür.

Ölü düşmanının paltosunun içindeki elini dışarı çıkardığında sıkılı yumruğunun içinde iki dal sigara bulur; mermi hedefini ıskalamamıştır; amma velâkin, sigaralarını tüttürürken kendilerine biçilen rolün dışına çıkıp başka türlü bir ilişki geliştirme fırsatını, kendi mekânlarını yaratma fırsatını ıskalamışlardır.

Boyun Eğen Bireyler
Politik ve ekonomik iktidarlar, toplumsal ilişkilerin gelişmesi önünde bir engel oluşturuyor; ilişkisizlik her zaman iktidarların yararına işliyor. Yürürlüğe koydukları yazı yasasıyla boyun eğdirdikleri bireylerin, kendilerince eklentiler yaparak senaryoyu içerden dönüştürmelerini istemiyorlar. Hegemonik söylemleri darmadağın edici bu tür eklentilerle, toplumsal ilişkilerle özgürleşme sağlanacaktır oysa; senaryonun dikte ettiği söylemler içinde kalarak değil, toplumsal ilişkileri genişletecek doğaçlama tavırlarla özgürleşme gerçekleşir. Tıpkı bir örümcek gibi bir ağ-bedene dönüşerek, iktidarın dayattığı yazı yasasını, senaryoyu içerden saptıracak ilişkiler kurarak, ilişkiselliği yoğunlaştırarak bir özgürleşme mekânı yaratmamız gerekiyor. Toplumsal mekân bize önceden verilmiyor ne yazık ki; bu mekânı kendi kurduğumuz, hiyerarşik olmayan, özgürlükçü ilişkilerle kendimiz inşa etmeliyiz; aksi takdirde melekler düşerken iktidarlar yükseliyor.

Not: İstanbul Modern’deki ‘Melekler Düşerken’ video programı 7 Şubat 2010’a dek sürecek


Etiketler: kültür sanat