12/01/2022 | Yazar: Tankut Atuk

Birlikte HIV’den Güçlüyüz gibi sosyal sorumluluk projeleri ile halkı bilinçlendirmeyi amaçladığını iddia eden bir ilaç firması doğru ve bilimsel bilgiler yaymaktansa politik çekinceler yüzünden bilime aykırı ve ayrımcılık besleyen açıklamalar yapmayı daha uygun görmüştür.

İlaç endüstrisi, HIV ve bir pazarlama stratejisi olarak kurumsal sosyal sorumluluk projeleri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Biliyorum kaygıların var, çıkabiliriz bu karanlıktan

Kafanı kemiren korkuların da (HIV) bir çaresi var

Senin elinde, senin elinde (Test, tanı, tedavi)

Senin elinde

 

Birlikte HIV'den güçlüyüz

De ki " ona yenilmem "

Birlikte HIV'den güçlüyüz

Testini yaptır hemen

Yukarıdaki dizeler Türkçe rap tarihinin belki de en kafa karıştırıcı şarkısı Test’e ait. Gilead’ın fonladığı Birlikte HIV’den Güçlüyüz girişiminin desteğiyle 2020 yılında 1 Aralık Dünya AİDS günü için yapılan bu prodüksiyon, şirketin Pazara Erişim ve Kurumsal İlişkiler müdürü Toros Şahin’e göre ‘düzenli HIV testi konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı hedefliyor’.[i] Sağlık Bakanlığı görevini layıkıyla icap etmediği için ve yaygın damgalanma sebebiyle Türkiye’de düzenli cinsel sağlık taraması yaptırılmadığı bir gerçek. Ve bu sebeple HİV testi yaptırmaya dair sosyal bilinci arttırmak ve HİV tanısı etrafındaki korkuyu kırmaya çalışmak ilk bakışta çok takdire şayan gayeler. Ancak daha yakından baktığımızda görüyoruz ki bu ve benzeri test mesajlarıyla önce ‘çare bulunması gereken bir HİV sorunu’ olgusu yaratılıyor, sonra bu ‘soruna’ tek çözümünün test yaptırmak ve ardından ilaç kullanmak olduğu söyleniyor ve bu mesaj ısrarla 1 Aralık’ta verilmeye devam ediliyor. 1 Aralık Dünya AİDS Günü aslında HİV’le yaşayanlarla ve AİDS sebebiyle hayatını kaybedenlerle alakalı olsa da, Türkiye’de her sene tanık olduğumuz gibi bu günün anlam ve önemi henüz ilaç kullanmaya başlamamış ama kullanma potansiyeline sahip HİV negatifler oluyor. Gilead’ın ve HİV alanında aktif diğer bazı aktörlerin 1 Aralık’ta tek dertleri halkı test yapmaya yönlendirmek ve HİV’le yaşayanları güçlendirecek bir girişim asla söz konusu olmuyor. Gilead’ın bir önceki sene hazırladığı ‘En Büyük Hastalığım’ isimli sosyal sorumluluk kampanyasının her ne kadar HİV’le sağlıklı ve uzun yaşamanın mümkün olduğunu vurgulayarak HİV’le yaşayanları güçlendirme potansiyeli olsa da, kampanyanın verdiği mesaj yine HİV negatiflerin test yaptırmaktan ve alabilecekleri pozitif sonuçtan korkmamalarıdır. Bu yılın ‘Cesurum Hayata’ temalı etkinliğindeyse Gilead yeniden doktorları ön plana çıkarmayı seçti ve onların cesur oluş hikayeleri anlatıldı. Bütün katılımcıların testinizi yaptırın mesajıyla noktaladığı etkinlikte açık kimlikli HİV’le yaşayan kimsenin cesaret hikayelerine yer verilmedi. Ayrıca, alandaki bütün politik tartışmalardan uzak olduğunu kanıtlar nitelikte Gilead’ın HİV’den sorumlu direktörü konuşması sırasında ‘HİV’liler’ ve ‘HİV’le enfekte kişiler’ gibi ayrımcılık dolu ifadeler kullandı.

Ya, ne fark eder pozitif olsan da, senin elinde, (testini yaptır)
Korkma bi' tedavi yok sanma
Zaman kısa ömür akıp gediyor, inan bana kazanırız HIV'i hepten siliyoz
Tütün hayata dört elle, gel benle

Peki aslında sözleri olabildiğince anlaşılır yazılmış bu şarkıda kafa karıştırıcı olan ne diye sorabilirsiniz pekâlâ. Benim kafamı karıştıran ilk nokta HİV’in çaresinin test, tanı ve tedavide saklı olduğu savı. Hatırlarsanız önceki yazıların birinde Türkiye’deki ulusal HİV pedagojisinden bahsetmiştim. Buna göre Sağlık Bakanlığı’nın ‘HİV’i bitirmek’ için sunduğu çözüm tek eşlilik, STK’ların kondom kullanımı ve ilaç firmalarının ve doktorların da test yaptırılması ve ilaç kullanılması. Halbuki yapılan birçok klinik ve akademik çalışma HİV testi yaptırmanın kendi başına hiçbir çözüm olmayacağına işaret ediyor. Tanı almak kadar önemli bir şey varsa bu da tanının alındığı ortamdır. Gerekli danışmanlıklar ve kapsayıcı sağlık hizmetlerine erişim sağlanmadan verilen pozitif tanıların kişileri tedaviye erişmekten alıkoyabildiği yaygın olarak gözlemlenen bir durum. Ayrıca, Türkiye’de doğrulama testlerinin sonuçlarının alınması bazen aylar sürüyor ve bu süreçte kişiler çok ciddi travmalar yaşayabiliyor. Öte yandan Türkiye’de ilaca erişebilen birçok HİV’le yaşayan kişinin de belirttiği gibi ilaç kullanmak sağlıklı ve güvenli bir hayat yaşamak anlamına gelmiyor. Kafamı karıştıran ikinci noktaysa testin ve tedavinin kişinin elinde olduğu önergesi. Sağlık hizmetlerine erişimde hem ekonomik hem de sosyo-politik birçok sorun yaşanırken, ücretsiz anonim test merkezleri ülke genelinde sadece 7 il merkezinde bulunurken ve toplumda HİV bilincini artırmak için çalışan bir toplum sağlığı mekanizması mevcut değilken, testin ve tedavinin kişinin elinde olduğunu söylemek her şeyi bireyin sorumluluğuna iten apolitik, neoliberal sağlık algısının en büyük yanılsamasıdır. Son olarak benim kafamın almadığı kısım niye birlikte HİV’den güçlü olmaya çalışıldığı. Niye HİV hep bizim rakibimiz veya düşmanımız olmak zorunda? HİVfobiden güçlü olmadıkça, ayrımcılıktan güçlü olmadıkça neye yarar mikroskobik bir virüsten daha güçlü olmak. Ayrıca, birlikte bir şeylerden güçlü olabilmek için örgütlenmek ve HİV’le yaşayan özneleri ve anahtar grupları güçlendirmek gerekir. Test tedavinin yolunu açar ve tedavi hayatta tutar ama hayatta kalmak ve güçlenmek arasındaki fark Türkiye’de HİV’le yaşayanların her gün deneyimlediği kritik bir farktır. 

Yanılgıdan arın bugün geç olur bak yarın
Hayata bir katıl, atıl gidip testini yapıp
Fark etmez ki tanı, " tedaviye varım" de
Budur en güzel yanı, sevdiğine sarıl ve
Söyle, söyle, söyle, söyle onlara
Söyle, söyle, söyle, söyle onlara

Antropolog Kalman Applbaum’a göre günümüzde ilaç firmalarının en yaygın olarak kullandığı pazarlama stratejisi tüketime olan istekliliği artırmak. Bunun sağlanması için iki farklı yol olduğundan bahseder yazar: ya tedavi kılavuzlarına müdahale eder firmalar ya da benim de üstünde duracağım gibi ‘eğitim ve halkı bilinçlendirme’ adı altında doktorları ve tüketicileri tüketime hazır ve istekli hale getirirler. Yani ilaç firmalarının halkı bilinçlendirmeye çalıştığı doğrudur ancak yaratılmaya çalışılan bilinç genelde sadece halk sağlığını değil finansal çıkarları da—hatta bazen sadece finansal çıkarları—gözeterek oluşturulmuştur. Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri olarak da bilinen ve kapitalizmin yarattığı sistemik sorunları göstermelik ama içi boş jestlerle örtmeye çalışan bu tip stratejiler tabiri caizse hiçbir zaman birilerinin hayrına veya hatırına bir şey yapmaz. Sosyal sorumluluk projelerinin asıl amacı yeni piyasalar yaratmak ve var olan piyasalarda daha güçlü bir biçimde var olmaktır. Özellikle Türkiye gibi reçeteli ilaçların reklamının yapılmasının yasak olduğu bir bağlamda ilacı reçetelendirecek olan doktorların ve potansiyel tüketicilerin güvenini kazanmak son derece mühim ve sosyal sorumluluk projeleri tam da bu noktada imdadına yetişiyor gözü kârdan başka bir şey görmeyen ilaç firmalarının.

Küresel alanda tedaviye erişimin önündeki en büyük engel olan yüksek ilaç fiyatlarıyla, jenerik ilaçların yolunu kapamasıyla ve ilaç kullanıcılarını bilerek daha toksik maddelere maruz bırakmasıyla bilinen Amerika menşeli Gilead hem dünyada hem de Türkiye’de birçok sosyal sorumluluk projesine imza atıyor. Yıllık kazancı neredeyse 25 milyar dolar olan (yaklaşık 16 milyarı antiretroviral ilaçların satışından gelir) bu firmanın Türkiye gibi küçük bir pazara sosyal sorumluluk adı altında yaptığı yatırımlar sadece 500.000 TL değerinde ve bu meblağ beşte üçü bilimsel projeler, geri kalanı da sosyal projeler desteklenecek şekilde paylaştırılıyor. Gilead’ın hasta hakkı savunucuları, sağlık çalışanları ve sivil toplum kuruluşları için altı kıtada sağladığı fonlar 2013 yılından beri Türkiye’de de Hayat Bulan Fikirler programı kapsamında dağıtılıyor. Geçmişte fon alan sosyal projelere baktığımızda görüyoruz ki trans seks işçilerinin sağlığa erişiminin güçlendirilmesi ve HİV’le yaşayanların psikososyal destek alması gibi son derece ihtiyaç duyulan projeler de desteklenebiliyor ancak fonun çoğu test ve tedaviye erişim odaklı projeler için kullanılıyor. Yani bazı güzel fikirler hayat buluyor ama çoğunlukla hayata geçen projeler ülkedeki tanı sayısını ve haliyle tedavi gereksinimini arttıracak yönde olanlar oluyor.

Aslında Gilead açık açık belirtiyor Hayat Bulan Fikirler programının amaçlarını: Hastalıkların taranması, teşhis edilmesi ve/veya uygun tedavilere ulaşımın iyileştirilmesi. Haliyle nasıl projelerin arandığını gören sivil toplum örgütleri de kendi yazdıkları projeleri fon verenin aradığı çerçeveye sığdırmak zorunda kalıyor. Bazen alanda gerçekten ihtiyaç duyulan hizmetlerle ilgili proje yazmaktansa finansal gereksinimler sebebiyle maddi desteğin daha garantili olduğu projeler yazılabiliyor. Bu demek oluyor ki çok fazla maddi gelir kaynağı olmayan ve devletten gerekli desteği alamayan sivil toplum örgütleri ilaç firmalarına bağımlı hale gelebiliyor. Bu bağımlılık her şeyden önce hem sosyal alanın ilaç firmalarının beklentileri ve istekleri ışığında şekillenmesine, hem de hayata geçirilen projelerin sürdürülebilirliklerinin olmamasına sebep oluyor. Brezilyalı Ünlü medikal antropolog Joao Biehl’in literatüre kazandırdığı farmasötikleşme (pharmaceuticalization) konseptini tam da bu durumu açıklamak için kullanabiliriz.[ii] Farmasötikleşme, bilimin ve sivil toplumun giderek ilaç firmalarına bağımlı hale gelmesini ve ilaç firmalarının büyüyen ekonomik güçleriyle beraber toplumda ve siyasetteki etkilerinin artmasını ima eder. Yazar bu konsept aracılığıyla aynı zamanda HİV’in farmasötik bir olguya indirgenmesinden ve ilaç tedavisinin her sorunun çözümüymüş gibi addedilmesinden bahseder. Ve Biehl der ki HİV’le yaşayanların sağlıklı bir hayat sürmeleri için tek gerekenin ilaç kullanımı olduğunun düşünülmesi Türkiye’de olduğu gibi daha kapsamlı bakım mekanizmalarının hayata geçirilmesinin de önüne geçer.

*

Eğer hala yapmadıysanız hepinize Birlikte HİV’den Güçlüyüz platformunun İnstagram hesabını takip etmenizi öneriyorum. Neden mi? 2020 yılının Ağustos ayında platformun İnstagram hesabında şu ana kadar yaklaşık 30bin kere izlenmiş bir içerik paylaşıldı. Bu içeriğin görselinde el ele tutuşan çiftler varken, görselin içine yerleştiriliş metin ‘tedavi alan iki HİV+ bireyin cinsel ilişkide korunması gerekir mi?’ diye soruyordu. Şimdi paylaşımın öteki ayrıntılarına geçmeden önce söylemek istediğim bir şey var: çekin elinizi HİV’le yaşayanların cinsel hayatından çünkü kimsenin size verilecek hesabımız yok ! İki HİV’le yaşayan kişinin (‘HİV+ birey’ değil arkadaşım kaç kere söyleyeceğiz, HİV’le yaşayan kişi) nasıl seviştiği veya kondom kullanıp kullanmadığına hiç kimse karışamaz, hele bir ilaç firması hiç karışamaz. Bu güya toplum sağlığı adına her türlü söylemin yapılabileceğini meşru kabul eden kendini bilmez ve hadsiz zihniyetin bir ürünüdür. Şimdi gelelim bahsi geçen paylaşımın ayrıntılarına:

1. Önerge: ‘’Tedavi alan ama henüz viral yükü baskılanmamış (Belirlenemeyen =Bulaşmayan seviyesinde olmayan) HIV pozitif bireylerin tedavilerini başarılı bir şekilde sürdürmeleri ve cinsel yolla bulaşan her türlü enfeksiyondan korunmaları için cinsel ilişki sırasında kondom kullanılması çok önemlidir.’’ Açıkçası bu iddia üzerinde çok vakit harcayamayacağım çünkü burada düpedüz HİV’le yaşayan kişilerin tedavilerinin başarılı bir şekilde sürdürülmesi için kondom kullanmaları gerektiği söyleniyor. Ve benim buna istinaden yapacak hiçbir yorumum yok. Kondomun bir önlem mekanizması olarak dikte edilmesine alışmıştık ama bir tedavi yöntemi olarak kondom Gilead’ın geliştirmekte olduğu yeni bir ürün olsa gerek.

2. Önerge: ‘’HIV negatif bireyler de cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmak için cinsel ilişki sırasında mutlaka kondom kullanmalıdır.’’ Bu cümlede en çok göze çarpan kelime şüphesiz mutlaka. Kondom kullanımının cinselliğin olmazsa olmaz bir parçası olduğu mesajı yine yakın bir zamanda başka bir Birlikte HİV’den Güçlüyüz sosyal medya postunda paylaşıldı ve bu sefer de ‘her tip cinsel ilişkide kondom kullanmak çok önemlidir’ dendi. Cinselliği penetrasyona indiren, genital merkezci ve her cinsel aktivitenin tehlikeli olduğunu söyleyen bu tip mesajlar hiçbir şekilde bilimsel değildir, toplum veya birey sağlığını gözetmezler ve muhafazakâr toplum sağlığı politikalarının ürünleridir.

3. Önerge: ‘Antiretroviral tedavi ile etkili viral baskılanmanın cinsel yolla bulaşma riskini önemli ölçüde azalttığı kanıtlanmış olsa da artık risk göz ardı edilemez.’ Muhafazakarlığın en bariz şekilde boy gösterdiği yer ise burası. Burada yapılan iddia Dünya Sağlık Örgütü tarafından da desteklenen ve yirmi yılı aşkın süredir yürütülen çeşitli araştırmaların sonuçları ışığında tüm inandırıcılığını kaybeder. Undetectable=Untransmittable (U=U), yani Belirlenemeyen=Bulaşmayan (B=B) demektir ki viral yükün baskılandığı ve kanda belirlenemeyen seviyeye indirildiği (yani testlerde saptanamadığı) durumlarda HİV geçiş olasılığı SIFIRDIR. Kondom kullanılsa da kullanılmasa da cinsel yolla herhangi bir geçiş ihtimali söz konusu değildir. Birlikte HİV’den Güçlüyüz Platformu bilimsel otoriteyi suiistimal eden ve ayrımcılığı destekleyici nitelikte olan bu paylaşımının ardından HİV aktivistleri tarafından sosyal medyada eleştirilmiş ancak hiçbir sonuç alınamamış, hatta paylaşım geri bile çekilmemiştir. Bunun yerine Sağlık Bakanlığı’nın uygulamaları bahane olarak gösterilmiş, hiç tatmin edici veyahut inandırıcı olmayan bir açıklama yapılmış ve bakanlığın onayladığı ilaç ruhsatlarında ‘sıfır risk’ denmediği için Gilead’ın da bunu söyleyemeyeceği belirtilmiştir. Yani Birlikte HIV’den Güçlüyüz gibi sosyal sorumluluk projeleri ile halkı bilinçlendirmeyi amaçladığını iddia eden bir ilaç firması doğru ve bilimsel bilgiler yaymaktansa politik çekinceler yüzünden bilime aykırı ve ayrımcılık besleyen açıklamalar yapmayı daha uygun görmüştür. Ancak bütün bunlara rağmen HİV alanında kurumsal sorumluluk projelerinin yarattığı sorunlar hala göz ardı ediliyor ve Gilead hekimler ve bazen sivil toplum tarafından yere göğe sığdırılamıyor. Sanki Gilead HİV’in tedavisini arıyor gibi değil de kür Gilead’ın kendisiymiş gibi de davranılabiliyor.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

 

 



[i] Twitter hesaplarına göre Birlikte HİV’den Güçlüyüz HIV pozitif bireyleri sağlıklı bir yaşam sürme konusunda desteklemeye ve toplumu bilinçlendirmeye yönelik bir girişim.

[ii] Biehl, J. (2007). Will to Live: AIDS Therapies and the Politics of Survival.

 


Etiketler: insan hakları, medya, sağlık, hiv
Telegram