20/03/2007 | Yazar: Kürşad Kahramanoğlu

‘Türkiye’de de yapılması gereken budur. Tavizsiz; ırkçılığı her seviyede reddederek, Türkiye’de kabul edilemez bir suç ve ayıp haline getirmeliyiz.

‘Türkiye’de de yapılması gereken budur. Tavizsiz; ırkçılığı her seviyede reddederek, Türkiye’de kabul edilemez bir suç ve ayıp haline getirmeliyiz. Daha çok demokrasi, daha fazla insan hakkı, daha şeffaf bir devlet, daha az işsizlik ırkçılığın panzehirleridir.’ Kürşad Kahramanoğlu’nun kaleminden.

Bütün sofistikeliklerine, medeniliklerine kültürlerine rağmen İngilizlerin ırkçılık kapılarını çalan bir milliyetçilikleri var. İngiliz milliyetçiliği tarihinde asimilasyonu en başarılı bir şekilde gerçekleştirmiş, kültür ve değerlerini dünyaya en iyi empoze edebilmiş bir milliyetçilik.

Önce kendi adalarından başlayarak dünya üzerinde ciddi bir hegemonya kurmuş. Adalarında, Türklerin Anadolu’da yaptıkları gibi, önce bütün diğer millet ve kavimleri kendi idareleri altında toplayıp sonra onlara dillerini unutturmuşlar. İşte bu yüzden bugün İskoçlar, İrlandalılar kendi dilleri yerine sadece İngilizce konuşuyor. Galiler ise biraz daha dayanıklı çıktıklarından zar zor dillerini kurtarabilmişler ama günlük pratikte Gal dili, hem de günümüzün bütün yüreklendirmelerine rağmen, hala fazla etkin bir dil değil.

Bu milliyetçilik endüstri devriminden sonra buhar gücünü de arakasına alıp üzerinde güneşin batmadığı bir imparatorluk kurmuş, Hindistan’dan ABD’ye kadar uzanan inanılmaz bir bölgede bütün değerlerini ama özelliklede dilini dünyaya hiçbir şüpheye yer vermeyecek kadar kabul ettirmiş. İşte bu yüzden bugün eğer ikinci bir dil konuşuyorsak bu çok büyük bir olasılıkla İngilizce!

Bugünün İngiltere’si son 50 küsur yılın çabalarına rağmen hala ırkçı bir yer. Türkiye’de ki olumlu İngiltere imajını biliyorum. Oraya üç günlüğüne tatile gidenlerin intibalarıyla, basında okuduğunuz magazin haberlerle veya Tony Blair’in dikkatle programlanmış Türkiye yanlısı sözleri ile İngiltere hakkında güvenilir bir fikir sahibi olunamaz. İngiltere’de ki ırkçılığı anlamak için orda yaşayan ve çalışan yabancılarla konuşmalı, çoğu İngiltere’nin eski sömürgelerinden gelmiş oraya yerleşmiş siyahlarla veya Müslüman azınlığın durumunu anlamalısınız. Örneğin İngiltere’de siyahlar toplumun yüzde beşi civarında olmalarına rağmen hapishanelerde ki siyah oranı bu rakamın kat kat üstünde!

Kendi tecrübelerimden bir örnek vereyim – İngiltere 1982’de ‘Malvinas’ adaları yüzünden Arjantin’e saldırdığında ben Manchester’da öğrenciydim. Üniversiteden birkaç arkadaşla birlikte ‘Albert Square’ diye bilinen meydanda İngiliz Hükümetinin bu haksız saldırısını protesto etmeye gitmiştik. Yüzlerce polis bizi İngiliz milliyetçilerinin elinden linç edilmekten zor kurtarmıştı.

Margaret Thatcher kazandığı birçok seçim zaferlerinden birinden önce ülkedeki NF’u* kastederek ‘O çocukları da anlamak lazım’ gibi bir laf edince ertesi gün kamu yoklamalarında oylarında yüzde sekize varan bir artış görmüştü. Yine aynı başbakan 1978 ‘Beyazlar yabancı kültürden insanlar tarafından bir bataklık gibi çevrilmekten korkuyorlar’ demiş ve yine NF’ın* hemen hemen bütün oylarını almıştı.

İngiltere’nin başta Hindistan olmak üzere Afrika’da ki ve diğer sömürgelerinde ki ırkçı tarihini özetlemeye bir gazete yazısı yetmez. Parçası oldukları Avrupa’yı bile ‘the Continent’ diye dışlayan, aşağılayan İngiliz zenefobisini biraz olsun anlayabilmek için İngiliz Büyükelçiliğinden veya Konsolosluklarından bir vize almaya çabalamak gerekir! Veyahut ta en azından İngiltere’ye bir Türk futbol takımını izlemeye gitmelisiniz ki İngilizlerin ‘hooligan’ dedikleri vahşi fanatik ırkçıları göresiniz!

Ne var ki İngiltere’de işleyen bir demokrasi vardır (Burjuva, murjuva olsa dahi). İşte bu demokrasi ırkçılığın ne kadar yıkıcı ve ülkeye zarar veren bir şey olduğunu dile getirmeye olanak verdiği gibi ülkede ırkçılığa karşı bir konsensüs oluşmasına olanak sağlamıştır. Bu konsensüs içinde yer alan bazılarının samimiyetleri hala sorgulansa bile bu günlerde ırkçılık İngiltere’de hoş karşılanmayan, hatta lanetlenen ve milyonlarca insanın yok etmeye çalıştığı bir suçtur. Hiç kimsede bizim polisimiz, devletimiz, futbolumuz, okullarımız ırkçı değildir, olamaz gibi absürt iddialarla ortaya çıkmaz. Kendinden emin İngiliz milletinin öyle bizde ki 301. madde gibi veya benzeri kanunlarla korunmaya ihtiyacı yoktur.

Türkiye’de de yapılması gereken budur. Tavizsiz; ırkçılığı her seviyede reddederek, Türkiye’de kabul edilemez bir suç ve ayıp haline getirmeliyiz. Daha çok demokrasi, daha fazla insan hakkı, daha şeffaf bir devlet, daha az işsizlik ırkçılığın panzehirleridir.

‘Kurtlar Vadisi’ni’ ekranlardan kaldırmak onu sadece hasıraltına iter. Polat Alemdar’lığı daha saygın, Memati’liği ve Abdülhey’liği daha taklit edilir kılar. Her türlü kopyaları hem de iyice kahramanlaştırılmış olarak sokaklarımızda satışa çıkacağı gibi hayali bir senaryo ile yaşamı ayırt edemeyecek bir jenerasyonun varlığı büyük ayıbımızdır. Yoksa bu farkı bizde mi bilmiyoruz? Böyle bir fark yok mu?

*National Front – İngiliz Irkçı Parti
Etiketler: yaşam, siyaset
Dijital