08/12/2021 | Yazar: Hans Knutagard

1 Aralık Dünya AIDS Günü’nden 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ne eşitlik yazılarıyla karşınızdayız. Lund Üniversitesi’nden Hans Knutagård, #eşitlikiçin insan hakları perspektifinden erkeklerin cinsel şiddete maruz kalması ve sosyal hizmetleri yazdı.

İnsan hakları perspektifinden erkeklerin cinsel şiddete maruz kalması ve sosyal hizmetler Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Hale Güzin Kızılaslan / csgorselarsiv.org

*Bu yazıdaki bazı anlatılar ve kavramlar bazı okuyucular için tetikleyici olabilir.

Toplumumuzda erkeklerin farklı şiddet türlerinin mağduru olabildiğini kabul etmeksizin insan haklarını uygulama konusunda çalışmamıza imkân bulunmuyor. Çoğumuz erkeklerin savaş dönemlerinde (Cynoweth 2021), suç eylemleri sırasında ya da namus davası nedeniyle şiddete maruz kaldığının farkındayız. Ancak erkeklerin aile içinde, dini gruplarda ya da toplumun bir üyesi olmanın bir parçası olarak şiddete maruz kaldığı o kadar bilinmiyor. Çoğu zaman, erkekleri başkalarına yöneltilen cinsel şiddetin faili olarak düşünürüz ancak erkeklerin de cinsel şiddetin mağduru olabileceğini aklımıza getirmeyiz. Erkek tecavüzü, tecavüze ilişkin genel kabullerin dışında kalır. İsveç’te 1984 yılına kadar tecavüz, “bir erkeğin bir kadına zorla sahip olması” olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle bir erkeğin tecavüze uğraması söz konusu değildi. Birçok ülkede durum hala böyle.

Peki, neden erkeklere karşı uygulanan cinsel şiddeti insan hakları alanındaki çalışmalarımızda kabul etmemiz gerekiyor? Çünkü ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya başka bir görüş, ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya diğer unsurlardan herhangi birini haklardan hariç tuttuğumuzda, artık bunlara insan hakları değil, ancak ayrıcalıklı grupların hakları diyebiliriz. Sosyal hizmet uzmanı olarak mesleğimizde, farklı şiddet türlerine maruz kalmış birçok erkekle karşılaşıyoruz. Cinsel şiddete maruz kalmış eşcinsel ve biseksüel erkeklerle yaptığım araştırma ve deneyimlerimden yola çıkarak bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum, zira bu söyleyeceklerimin bu alandaki iyi uygulamalar için bir temel teşkil edebileceğini düşünüyorum (Knutagård 2015 & 2016).

Her şeyden önce erkeklerin yardım istemesine ve adalet arayışına girmesine imkân tanımalıyız ki; bu karşılıklı bir süreçtir. Erkekler bu sorunlarla yalnız başa çıkmak zorunda olmadıklarını, bu şekilde şiddete maruz kalmanın doğru olmadığını ve yardım alabileceklerini bilmelidirler. Bu süreç aslında iki yönlüdür; öncelikle içeriye dönüktür, sorununuzu kabullenmeniz gerekir, ikincisi ise dışa dönüktür, yardım alabileceğinizi kabullenmeniz gerekir. Loseke (2003)’nin adlandırdığı gibi hak arama süreci yoluyla sorun toplumsal bir sorun haline gelir. Örneğin geçmişte ve bazı kültürlerde fiziksel cezalandırma çocuğu terbiye etmenin bir parçasıydı ancak artık bu kanunlara aykırı. Mesela İsveç'te 1979'dan beri çocukların fiziksel olarak cezalandırılması her şekliyle yasak. Bu işin bir öncesi ve bir sonrası var. Sosyal inşacı bir açıdan baktığımızda dayağın değişmediğini ama toplumun dayağa bakış şeklinin değiştiğini anlıyoruz. Tecavüze uğrayan erkekler haklarını arayabilmelidirler.

Bu olayı anlayabilmemiz için öncelikle sosyalleşme sürecini anlamalıyız. Kökeni Rus psikologlar Vygotsky, Luria ve Leontiev’e dayanan kültürel tarihsel etkinlik teorisinden yola çıkmak istiyorum. Bu psikologlar açısından anahtar kavram, insanların diğer insanlarla ve doğayla tanıştığı eylemdir. Günlük yaşamımız farklı eylemlerle inşa edilmiştir ve her biri, o eyleme katılmak için nasıl davranmamız gerektiğini, o eylemde  “hayatta kalmak” için ne tür eylem yetkinliklerine ihtiyaç olduğunu bilmemizi gerektirir. Biz insanlar yeni eylemlerde bulundukça gelişiriz; okula giderek, bir iş yerinde çalışarak kişisel yetkinliklerimizi elde ederiz. Aynı zamanda toplum içimizdeki yerini alır; sosyalleşiriz. Vygotsky (1978), bir kişinin kültürel gelişiminin önce sosyal düzeyde, sonra da bireysel düzeyde olmak üzere iki şekilde gerçekleştiğini söyler. Bir insanı anlamak için, o kişinin daha önce dâhil olduğu ve katılmış olduğu eylemleri anlamamız gerekir; “insan pratiği, insan bilişinin temelidir” (Leontiev 1978). Bir kişinin sosyokültürel eylemlerinin gerektirdikleri ve bu gereklilikleri karşılamak için o kişinin kullandığı kapasite ve beceri süreçleri arasındaki etkileşim yoluyla, birey belirli bir şekilde hareket etme ve farklı bağlamların gerekliliklerini karşılama konusunda “kişisel eylem yetkinlikleri” (Nygren 2008) kazanır.

Sosyalleşmemiz içeriden gelmez, öncelikle çevremizdeki insanlarla olan iletişimde ve ilişkilerde meydana gelir. Kişisel gelişim sosyalleşme ile el ele gider ve çoğumuz için uyum içindedir. Örneğin, bir kişi heteroseksüel olmadığını hissettiğinde, genellikle önünde örnek alabileceği çok fazla rol modeli yoktur ve kimliği hakkında bir uyumsuzluk hissedebilir. Üstelik toplumda LGBTQ'ya karşı bir düşmanlık varsa, sosyalleşme süreci, kimliğini güvenli ve olumlu bir şekilde toplumun bir parçası olmak için geliştirmek yerine gizleyen bir eylem yetkinliğine yol açar. Bu, birçok bireyi savunmasız ve zihinsel sağlık sorunları olan bir konuma getirir. Bunun sonucunda nefret suçu, totaliter aile içi şiddet ya da namusa dayalı şiddet ve baskı gibi farklı şiddet içeren saldırılar yaşarlar ve bunların öne çıkanları fiziksel ve cinsel şiddettir.

Erkek tecavüzü, biyolojik, psikolojik, sosyal, ekonomik, politik, kültürel, yasal, tarihi, dini ve manevi faktörlerin etkileşimi nedeniyle bugün hala toplumlarımızda en az bilinen sorunlardan biridir. Yavaş yavaş erkeklerin de tecavüze uğradığı özellikle savaş dönemlerinde, hapishanelerde ve kapalı gruplarda tacizler yaşandığı kabul edilmeye başlanmıştır. Araştırmamda aslında bu durumun daha yaygın olduğunu tespit ettim. Peki, neden bu konuda sessiz kalıyoruz? Bunun temel nedeni, erkeklerin bunu nasıl anlatacaklarını bilememeleri ve çeşitli sosyal faktörler nedeniyle bunun hakkında konuşmasının engellenmesidir.

Bir erkeğe penetre edilemeyeceğine dair toplumda yaygın olarak kabul edilen görüş, tecavüze uğrayan erkeklere genellikle inanılmamasına neden olmakta, tecavüze uğrayanların tecavüzü açıklamasını engellemektedir. Bu görüş, erkeklerin başkalarına penetre edebilen ancak kendilerine penetre edilemeyen kesintisiz bir çembere benzetilebileceği geleneksel bir erillik ve heteroseksüellik anlayışına dayanır. Bu nedenle, erkekler yaşadıkları tecavüzü nasıl anlatacaklarını bilemiyorlar ve biz sosyal hizmet uzmanları olarak onlarla birlikte istismarı tanımlamak için uygun kelimeleri bulmalıyız. Bu süreç aynı zamanda toplumun, kültürün veya ailenin LGBTQ'ya ne kadar düşman olduğuna da bağlıdır. Düşmanlık düzeyi yüksekse eşcinsel erkekler daha fazla şiddete uğramamak için öne çıkmazlar. Aynı şey LGBTQ'ya dâhil olmak istemeyen heteroseksüel erkekler için de geçerlidir. Yalnızca eşcinsel erkeklerin tecavüze uğramadığını ve araştırmaların gösterdiği gibi faillerin çoğunun heteroseksüel olduğunu aklımızda tutmamız gerekir.

Yukarıda, LGBTQ’ların içinde bulunduğu koşullara değindik. Pek çok tecavüz, bu konuda bana bilgi veren birinin dediği gibi dostane davetler olarak başlar: "o zaman gardını indirirsin" ve tecavüzle birlikte güven, gerçek bir güvensizliğe ve geri çekilmeye dönüşür. Başka bir tecavüz mağduru ise bunu “artık babama bile sarılamıyorum, yıllardır babama sarılmadım” demişti. Sosyal hizmet uzmanı bile bu güvensizlikten nasibini alır ve mağdurun güvenini kazanmakta zorlanır. Bu güven eksikliğini bir sarmala benzetebiliriz; güven eksikliği geri çekilmeye yol açar, geri çekilme ise öz yıkıma götürür. Araştırmama katılanlardan biri olan, tecavüzden sonra yeme bozukluğu başlayan, kendine zarar veren davranışlar sergileyen, depresyona giren ve kendine çok zarar veren cinsel ilişkiler yaşamaya başlayan Hampus’u örnek olarak gösterebilirim. Okulundaki rehberle, bir psikologla ve başka sağlık uzmanlarıyla görüşmesine karşın kendisine cinsel şiddete maruz kalıp kalmadığı bir kez bile sorulmamış. Örneğin, İsveç'te bir kız çocuğu, onunla aynı gerekçelerle çocuk ve ergen bakımında yardım talebinde bulunsaydı, bu soru doğal olarak sorulurdu. Sorulacak ilk soru şu olabilir: “Neden buradasın?” Bu şekilde, sosyal hizmet uzmanı, danışanın sorunlarına veya hastalıklarına isim bulmak zorunda olmaz, bunun yerine danışanın bunlara isim bulmasına ve bunları çözebilmesine yardımcı olabilir.

Bir sosyal hizmet uzmanı olarak erkeğe yönelik cinsel şiddet ile karşılaştığımızda iki kavramla, suçluluk ve utançla nasıl başa çıkabileceğimizi de bilmeliyiz. Suçluluk, fail tarafından mağdurun istismarı kabul etmesi veya açığa vurmaması için sıklıkla kullandığı içsel bir duygudur. Utanç ise sosyal bağları korumamızı sağlamak için diğer insanlara karşı hissettiğimiz dışa dönük duygudur. Utanç ya bizi topluma geri çeker ya da uzaklaştırır. Utancımızı kabullenmez ve bu konuda bir şeyler yapmazsak sonucunda iki şey olabilir. Kabul edilmeyen utanç duygusu diğer insanlara karşı saldırgan davranışlar içine girmemize neden olabilir. Çoğu durumda başkalarına karşı yöneltilen şiddet ve nefret utanç-öfke vardır. Öte yandan içselleştirilen utanç kişinin kendisine öfke duymasına ve en kötü senaryoda da intihar etmesine yol açabilir. Erkeklere yönelik cinsel saldırı üzerinde çalışırken, utancın kuşaklar boyunca utanca sebep olduğunu da görüyoruz. Örnek olarak, Alaska’daki iki uzak köyde yaşayan ve ancak Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Katolik rahipler tarafından belgelenen suiistimalleri içeren John Jay raporunun (2004) yayınlanmasından sonra seslerini çıkarabilen erkekleri gösterebiliriz. Anlaşılan o ki, bu iki köydeki erkeklerin neredeyse tamamına orada çalışan bir misyoner tarafından tecavüz edilmiş. Utanç duygusu onları 30 yıldır istismara karşı sessiz kalmaya itmiş (Lobdell 2005). Bu erkekler, otuz yıl sonra yalnız olmadıklarının farkına vardılar ve bu şekilde suçluluk ve utanç duygularıyla başa çıkabildiler. Aynı şeyi başka uzak bölgelerde de bulabiliriz. Bu, sosyal hizmet uzmanı olarak bizlerin bu duygulara hitap etme, yönetilebilir hale gelmeleri için onları kelimelere dönüştürme yeteneğine sahip olmamız gerektiğini gösteriyor.

Suçluluk ve utanç duygusuyla ilişkilendirilen şey ise “donmuş çaresizlik ve boyun eğme” deneyimidir.   Bu, Randall Collins'in (2008, s. 83) “ileri panik” dediği şeye maruz kaldığımızda yaşayabileceğimiz bir duygudur. Bu kavram, askerlerin savaş sırasında kaçmasına ve aynı zamanda düşmana doğru koşmasına neden olan panikten yola çıkarak ortaya atılmıştır. Askerler, bir üstünlük atmosferinde meydana gelen şiddetli bir saldırının duygusal tüneline girerler. Asimetrik senkronizasyon olarak bilinen failin ani saldırısı sonucunda, tıpkı araştırmama katılanların belirttiği gibi mağdur felç olur. Collins kavramı tarihten bir örnekle açıklar.

MÖ 334'teki Granicus Savaşı'nda Makedonlar, Perslerin paralı piyadelerini tuzağa düşürür. Paralı piyadeler “bir savaş hilesiyle karşılaşmış olmaktan ziyade beklenmedik bir felaket karşısında oldukları yere çivilenmiş gibi kalmışlardır” ve  “savaş alanlarında askerlerin, bir yırtıcının beklenmedik hücumu karşısında donan tavşanlar gibi oldukları yerde donup kaldığından sık sık bahsedilir. Paralı piyadelerin etrafı kısa sürede kuşatılır ve oracıkta öldürülürler.” (Collins, 2008, s. 103). Çalışmadaki erkeklerin bu pasifliği, erilliklerinin özüyle çelişir, çünkü bu, erkekleri efemine olarak tanımlanabilecek bir konuma sokar.

Konu kadınlara tecavüz olduğunda, kadınların tecavüze direnememeleri ve pasif kalmaları kadın olmalarına, erkeklerden daha zayıf olmalarına bağlanmıştır, ancak beklenmedik bir saldırının karşısında verilen evrensel bir biyolojik tepki olarak düşünülmemiştir. Görüştüğüm erkeklerin hepsi de bu donmuş çaresizliği yaşamış ve direnemedikleri için kendilerini çok kötü hissetmiş. Yaşadıklarının bir kısmının erkeksilikten çok uzak olduğunu ve tecavüzü kabul ettiklerinin işareti olabileceğini düşünmüşler. Aynı şeyi ejakülasyon için de söyleyebiliriz. Görüştüğüm kişiler arasından Adam şöyle demişti: “Sırf beni boşalttığı için hep büyük bir suçluluk hissediyorum. Biriyle seks yapıyorsanız, muhtemelen o kişi de tatmin olur. Tatmin olmanın o eylemi bir nevi doğruladığını biliyoruz. Ancak böyle bir durumda gerçekleştiğinde, bu zalimlik oluyor. Sonuçta bu istediğiniz bir şey değil. Beni boşalmaya zorladığı için acı çektim. Böyle olmaması gerektiğini hissettim.” Sosyal hizmet uzmanı olarak bu iki konuyu erilliğin, cinselliğin ve homoseksüelliğin toplumsal kültürüyle ilgili olarak kapsamlı bir şekilde ele almamız çok önemlidir.

Bu nedenle, toplumsal cinsiyet ve güç, sürekli değişen ve hareket halinde olan dinamik bir süreç olan erilliğin toplumsal inşasında ele alınması gereken önemli unsurlardır. Erkek tecavüzünü anlamak için en önemli şeyin, bu erillik algılarının oluşma biçimleri ve erkeklerin kendilerini nasıl algıladıkları olduğunu buldum. Bu algılar, erkek dokunulmazlığını, erkek üstünlüğünü, erkek şiddetini ve saldırgan davranışları ve homofobiyi içerir. İkinci olarak, çoğumuz, cinsel davranışta bulunmayı senaryolar tarafından yönlendirilen bir ritüel gibi adım adım ilerleyen, sarılma, öpme, okşama ile başlayıp, devam eden bir şey olarak düşünürüz. Cinsel senaryolar (Gagnon ve Simon, 2005) konu cinsel pratik olduğunda belli bir şekilde düşünmemizi ve davranmamızı sağlayan içselleştirilmiş sosyal uzlaşmalar olarak tanımlanabilir. Üç iplikli bir kordon gibi iç içe geçen intrapsişik, kişilerarası ve kültürel senaryolardan oluşurlar. Cinsel senaryolar tecavüz ile o kadar güçlü bir şekilde kırılır ki, mağdurların kimliğinin özüne, diğer insanlara karşı duydukları güvene büyük bir darbe vurur. Son olarak, görüştüğüm erkeklerin çoğunun yaşadığı tecavüzün bir sonucu, eşcinselliklerinin ya da daha çok Batı kültürünün eşcinsellik algısının belirginleşmesi, cinsel yönelimin toplum tarafından damgalanma, ayrımcılık, tabu ve utançla doldurulmasıydı.

Yardım aramamanın erkeklerin yaşamları üzerindeki etkisine Timmy'nin deneyimiyle örnek verebiliriz. Timmy tecavüze uğramış, başka erkeklerle para karşılığı seks yapmış, ıslahevinde yatmış, eşcinsel olduğu için nefret suçlarının hedefi olmuş ve şimdi 27 yaşında HIV pozitif bir genç adam. Bu bir paradoks. Tecavüze uğrayan pek çok kişi para karşılığı seks yapmak gibi kendilerine zarar veren cinsel ilişkiye girmeye başlarken, seks işçileri de genellikle çalışırken tecavüze uğrarlar. Görüşme sırasında Timmy, tüm bu olanlar içinde en kötüsünün ilk kez tecavüze uğradığında yaşamaya başladığı kaygının tedavi edilmeden kalması olduğunu söyledi. Timmy yaşadığı tecavüzün utancıyla ve beraberinde gelen tüm sorularla boğuşuyor. Ben ne yaptım? Benim bir değerim var mı? Cinsel tacize uğradığıma göre yaşamanın artık bir anlamı var mı? Sosyal hizmet uzmanı, erkek tecavüzünün travmasını ele alarak, diğer sosyal ve sağlık sorunlarına destek sağlayabilir.

Sosyal hizmet uzmanı olarak ne yapabiliriz? Erkek tecavüzünü görünür kılmaya, ulusal ve uluslararası gündeme taşımaya başlamalıyız. Bu sayede erkekler için söylemi kolaylaştırabilir ve deneyimlerini anlatmalarına yardımcı olabiliriz. Ayrıca tecavüz mağduru erkekler için iyi bir sağlık hizmeti, sosyal içerme ve sosyal adalet sağlamalıyız. Bunu yapmak için erkeklerin tecavüze uğramasıyla ve eşcinsellikle ilişkilendirilen damgalama ve ayrımcılığa meydan okumamız gerekir. Örneğin, Mac an Ghaill ve Haywood (2012, s. 581), “eşcinselliğe ilişkin daha geniş kültürel algılara geçişin, erilliğin kapsayıcılığa dayalı olarak yeniden tanımlanmasına yol açtığını” savunur. Bu nedenle, LGBTQ bireyleri de içeren ve baskıcı olmayan sosyal hizmet uygulamaları geliştirmeliyiz. Bunu başarmak için, birçok sosyal hizmet uzmanının tutum geliştirme (örneğin, kişinin kendi cinsel yönelimi üzerinde düşünme), LGBTQ ile ilgili daha fazla bilgi edinme ve örneğin Kaos GL’nin yaptığı gibi LGBTQ dostu bir ortam yaratma gibi gelişmiş beceriler konusunda eğitime ihtiyacı vardır.  Uzun vadede, erkekliği yeniden inşa etme çalışmasında yer almalıyız. Bu, insan hakları mücadelesinin bir parçasıdır.

* Bu yazı, Avrupa Birliği'nin mali desteği ile hazırlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamıyla KAOS GL’ye aittir ve AB’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.

lgbti-esitligi-icin-kat-edilecek-cok-mesafe-var-yayini-turkcede-1


Etiketler: insan hakları, yaşam, sosyal hizmet, dünyadan
nefret