16/11/2020 | Yazar: Ali Yıldırım

LGBTİ+ ve Alevi Dünyalarını Birlikte Düşünmek: İmkanlar, Olasılıklar, Yeni Ufuklar” dosyasında beşinci yazı: İlk bakışta can ve cinsiyet eşitliği söylemi, LGBTİ+ Alevilerin öznelliklerinin, cinselliklerinin ve sosyal ilişkilerinin inşasında kolaylaştırıcı ve üretici görünüyor. Ancak diğer yandan, bu kavramların kullanım şekli, cinsiyeti ikili kategoriye ve cis-hetero ilişkilere sabitliyor.

“İyi azınlık”: Alevilerde toplumsal cinsiyet tartışmalarına bir bakış Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Ali Yıldırım | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ali Yıldırım

Alevilik, “Pir” kavramının Ana ve Dede’den oluşması, ibadetin -teoride- kadın-erkek beraber yapılması ve can söylemi ile cinsiyet politikası olmayan bir inanç olarak tasvir ediliyor.[1] Alevilerde toplumsal cinsiyete ilişkin çalışmalarda ise sekülerlik, kadın-erkek eşitliği, hoşgörü kültürü gibi referanslar aracılığıyla Alevilere “iyi azınlık” rolü atanıyor. Alevilikte kadınların erkekler için yaratıldığı fikrinin yaygın olarak reddedilmesi, yaratanın Fatma Ana yani bir kadın olduğuna işaret edilmesi, kaç göç’ün ve örtünmenin olmayışı, kadınların kıyafetlerini zorlama olmaksızın seçmesi, Alevi kadınların özgürlüğüne yönelik söylemlerin zeminini oluşturuyor. Aleviler, eşitlikçi bir toplumsal cinsiyet anlayışını, kendilerinin İslam’dan (genelde Sünni ötekiden) ayrılan özelliği olarak öne çıkarıyor. Buna karşılık, İlkay Kara’nın da belirttiği gibi, kendini biraz da kadınlarla kuran Alevilik yine kadınlarla etiketlenerek, -önceki yazılarda bahsi geçen sapkınlık ve düşük ahlaklılık suçlamalarıyla da paralel- nefret söyleminin hedefine oturtuluyor.[2]

Bizzat Alevi kadınlarca üretilmiş, toplumsal cinsiyet meselesine daha eleştirel yaklaşan ve Alevi teolojisi ile günlük pratikleri arasındaki çelişkileri ortaya koyan çalışmaların olmasıysa çok kıymetli. Örneğin, ismini bir kadından alan Anşabacılar topluluğuna odaklanan Canların Cinsiyeti kitabında Nimet Okan, Aleviler arasında mirasın eşitsiz dağılımına, cem ritüellerinde kadınların konumuna/yaptığı işlere ve erkek şiddetine odaklanarak bu eşitlik iddiasının gerçek hayata ne kadar taşındığını tartışıyor.[3] Gülfer Akkaya ise, Sır İçinde Sır Olanlar, Kadıncık Ana: Yol Kurucusu ve Yol Kadındır kitaplarıyla, teorideki eşitliğin pratikte gerilediğine dikkat çekiyor. Akkaya, kadınların Aleviliğin tarihine yaptığı katkıların, erkeklerce sessizleştirilmeye ve yok sayılmaya çalışıldığını irdeliyor. İlkay Kara’nın 2014'te Ankara Üniversitesi'nde düzenlenen Alevilikte Kadın Konferansı’na dair izlenimlerini kaleme aldığı yazısının başlığına taşıdığı "Sahiden eşit miyiz?" sorusu ise tüm bu eleştirilerin derdini özetler nitelikte.

Alevi kadınlar, Aleviliğe dair üretilen bilgilerin erilliğine, Aleviliğin erkekleştirilmesine ve Alevilerde toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı feminist örgütlenmeye sahada da devam ediyor. Yakın zamanda oluşan 17+ Alevi Kadınlar hareketi kendini şöyle tanımlıyor:

Bizler, inanç temellerinde kadın ve erkeği eşit gören kadim Alevi inancından kadınlarız. Zalime ve zulme karşı direnişçi geçmişe sahip olan Alevi toplumunun yarısıyız. Diğer inançların, devletlerin, imparatorlukların gadrine rağmen kendisini koruyabilmiş Alevi toplumunda, sadece egemen inançlara değil, Yol içinde egemenlik kurmak isteyen erkekliğe de direnenleriz. (17+ Alevi Kadınlar)

Cinsiyetsiz Canlar

Alevi kadın mücadelesi, LGBTİ+ Alevilerin de çeşitli şekillerde etkilendiği cinsiyet alanının, Alevilerin günlük yaşamında ataerkil örüntülerden ari olmadığını göstermesi açısından önemli.

LGBTİ+ Aleviler toplumlarında nasıl davranma eğilimindedir? Sosyal kimlikleriyle ilgili tecrübe ettikleri, iç içe geçmiş baskı eksenleri var mıdır? Alevi çevrelerinde karşılaştıkları cinsiyete dayalı (örneğin: evlilik, askerlik) beklentiler nelerdir? LGBTİ+ Alevilerin toplumsal cinsiyete içkin hikâyeleri, Alevi inancında ve uygulamasında toplumsal cinsiyet meselesinde yeni alanlar açabilir. Bu yöntem, aynı zamanda Cenk Özbay’ın Türkiye’de LGBT ve Queer Cinsellikler yazısında dikkat çektiği, Sünni çoğunlukla kıyaslandığında Alevi azınlığın eşcinselliğe karşı tutumunun genellikle daha demokratik ve esnek olduğu varsayımının gerçekliğine dair bize ipuçları verebilir.[4]


Bununla birlikte Türkiye'deki Alevi çalışmalarının toplumsal cinsiyete odaklanırken cinsel çeşitliliğe yeterince hakkını vermediğini, ihmal edildiğini gözlemliyorum. Cemlerde cinsiyet ayrımının olmadığının, herkesin birer “can” olarak orada yer aldığının altı çizilse de farklı cinsel yönelimler, cinsiyet kimlikleri ve ifadelerine ilişkin literatürde kayda değer bir gönderme, içerik yok.

İlk bakışta can ve cinsiyet eşitliği söylemi, LGBTİ+ Alevilerin öznelliklerinin, cinselliklerinin ve sosyal ilişkilerinin inşasında kolaylaştırıcı ve üretici görünüyor. Ancak diğer yandan, bu kavramların kullanım şekli, cinsiyeti ikili kategoriye ve cis-hetero ilişkilere sabitliyor. Bu nedenle Alevi toplumunda heteronormatif alanın dışında konumlanan queer oluş hallerini, cinsellikleri ve LGBTİ+’ların deneyimlerini “normalleştirme” riski taşıyor. Mesela, görüştüğüm kişilerden Bozkır, can söyleminin pratik kullanımına şöyle eleştirel yaklaşmıştı:

Alevi muhafazakârlığı diye de bir şey var. Bunun yoğun yaşandığı yerler var. Cem’e gittiğinde kadınlarla erkekler ayrı ayrı oturuyor mesela. Can olmak deyince heteroseksüellikten, heteronormatif düzenden sıyrılamıyorsunuz. Cem’de hangi tarafa oturacağın konusunda senin önce önüne, çüküne bakılıyor. Sadece Cem için değil, kimlik, yönelim, cinsiyet tabuları yıkılmamışsa, sınıf farkı sürüyorsa orada can’lık diye bir şey olamaz. Bu şekilde ancak içi boşaltılmış bir can oluştan bahsedilebilir. (Bozkır, Mayıs 2017, İstanbul)

Melis de hayallerinden oynadığı oyunlara kadar her şeyin diğer çocukların ilgisinden çok farklı olduğunu ve çocukluk/gençlik yıllarını geçirdiği Alevi çevrede yaşadığı sorunları düşündüğünde can söylemine mesafeli yaklaştığını söylemişti. Melis’in “Evet, can’ız ama ne ölçüde?” sorusunun geçerli ve konuşulmaya değer olduğunu düşünüyorum. Aleviliği bir yaşam felsefesi olarak kucaklayan Erdem ise “can” tartışmasını insan dışındaki diğer canlılara ve organik yaşam süreçlerine genişletmiş, örneğin, bir kedi, köpeğin, ağacın da can olarak kabul edildiğini vurgulamıştı.

Peki herkesçe aynı şekilde içselleştirilmediği ve açıklıklar barındırdığı halde “can”, Ceren Ataş’ın da ifade ettiği gibi Aleviliği “cinsiyetler üstü” bir inanç haline getiriyorsa, bu söylem Aleviler ile LGBTİ+’lar arasında örülecek bir dayanışmaya ve queer bir dünya tahayyülüne el veremez mi?[5]

Teorideki “can”ın neyse o olarak tanınmasına, temsiline (örneğin akademide) ve gerçek hayatta pratik edilmesine imkân verecek bir anlayışa ihtiyacımız var. Bunun için, Alevi kadın hareketinin yıllardır yapmaya çalıştığı gibi, can söylemini bedenler ve varoluşları homojenleştiren ve onların aralarındaki asimetrik güç ilişkilerini gizleyen bir şekilde kullanma eğilimleriyle mücadele etmemiz gerekiyor.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.



[1] Akkaya, G. (2017). Yol Kadındır. İstanbul: Kalkedon.

[2] Kara, İ. (2015). İnançta ve toplumsal yaşamda, Alevilikte Kadın Konferansı’nın ardından: Sahiden eşit miyiz?, Birikim, 309-310, 120-126.

[3] Okan, N. (2016). Canların cinsiyeti: Alevilik ve kadın. İstanbul: İletişim.

[4] Özbay, C. (2015). Same-Sex Sexualities in Turkey. In James D. Right (Ed.), International Encyclopedia of the Social & Behavioral Sciences (pp. 870-874). Oxford: Elsevier. 

[5] Ceren Ataş’ın alıntıladığım bu ifadesinin de geçtiği yazısı ve Alevi LGBTİ+’lar ile yaptığı röportaj dizisi için bakınız: https://avrupaforum2.org/alevi-escinseller-vardir-ceren-atas/


Etiketler: kadın, yaşam, din/inanç
Nefret