05/11/2020 | Yazar: Ali Yıldırım

“LGBTİ+ ve Alevi Dünyalarını Birlikte Düşünmek: İmkanlar, Olasılıklar, Yeni Ufuklar” dosyasında ikinci yazı: Sünni muhafazakar heteropatriyarkal rejimin Alevileri ve LGBTİ+ları “sapkın ötekiler” olarak sınıflandırmada cinselliği ortak tema olarak kullandığını söylemek yanlış olmaz.

“Sapkın” ötekiler Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Ali Yıldırım | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ali Yıldırım

Queer politikaların radikal potansiyelini tartıştığı bir makalesinde Cathy J. Cohen ortaya şöyle bir soru bırakıyor: “Tüm cinsel/kültürel sapkınların göreli ölçülerde deneyimlediği dışlanmayı geniş bir koalisyonun ve bir hareket çalışmasının birlik temelini oluşturmak için nasıl kullanacağız?”[1] Cohen’in makalesinden iyi hissederek çıkmamın sebebi kimlerle, hangi nedenlerle dayanışma kurabileceğimizi yeniden düşünmemi sağlamasıydı. Bu yazı dizisinin ana konularından olan Aleviler ile LGBTİ+’lar arasında örülmeyi bekleyen dayanışma potansiyellerini tam da Cohen’in dikkat çektiği “sapkınlık” deneyimleri üzerinden düşünmeye başlıyorum.

Aleviler ve LGBTİ+’ların tarihsel baskı ve ayrımcılık deneyimlerini belirleyen faktörlerden ilk akla gelenlerden biri Cumhuriyet’in kuruluş projesi. Yani, Türk-Sünni-heteroseksüel-erkek şeklindeki tek tip insan anlayışıyla (mirasıyla) Kemalist ulus-devlet inşa süreci. Bir diğer etken, makbul ve “fiilen” devletin resmi dini Sünni İslam’ın (özelde Kur’an’ın) eşcinsel cinselliği açıkça kınayıp yasaklaması ve bunun Asifa Siraj’ın deyimiyle, teoloji temelli bir homofobiyi beslemesi.[2]

Aynı teolojik söylem geleneğinde Alevilik, doğru olmayan, hakiki İslami inanç ve uygulamalardan sapan, yani heterodoks olarak sınıflandırılıyor. Aleviliğin bu kavram üzerinden yeniden üretilmesine ilişkin Gülfer Akkaya’nın Yol Kadındır kitabında uyarı niteliğinde bir not var: “Heterodoksi kavramı Aleviliği karşılamadığı gibi Alevilik bu kavramla anıldığında -amaç bu olmasa da- bizzat onun -özgün inanç yapısının- inkarına, yok edilmesine, ona karşı uygulanan asimilasyon politikalarının sürdürülmesine hizmet etmiş olacaktır.”[3]

Alevilere Yönelik Ayrımcılıkta Cinselliğin Rolü

Alevilere yönelik tarihsel ayrımcılıkta cinselliğin ve etrafında üretilen söylemlerin nasıl bir rol oynadığı ise henüz tam olarak anlaşılamadı ya da “akademik” bir ilgiye yeterince mazhar olamadı. Bu noktada belirtmem lazım: Alevilikte cinsellik üzerine daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç var. İslam toplumlarında görünüş ve davranış bakımından kural karşıtı olan, zahidlik yoluyla toplumsal sapkınlıklar sergilediği söylenen derviş topluluklarını konu alan Ahmet T. Karamustafa’nın Tanrının Kuraltanımaz Kulları kitabı gibi kaynakların doğrudan Alevilik ve Bektaşilik ile ilgili olanlarına da epey ihtiyacımız var.[4] Bu sayede Aleviliğe özgü, otantik, İslam'da karşılığı olmayan bir cinsellik anlayışının olup olmadığını keşfedebiliriz.

Osmanlı döneminde Alevilerin “inançsal uygulamalarının gerçekliğiyle hiçbir şekilde bağlantılı olmayan kötü hareketlerle” suçlandığı ifade edilir. Örneğin, belirgin Alevi özellikleriyle bir Sufi hareketi olan “Kızılbaş”ın 16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nda “bir kişiyi (veya bir grubu) ensest dahil ahlaksızlık ve cinsel uçarılıkla suçlarken hakaret ifadesi” olarak kullanıldığı bilinir.[5]

Hemen her Alevinin özellikle çocukluk yıllarında maruz kaldığı, Anadolu'da 'mum söndü' olarak bilinen yaygın söylentiyi düşünelim mesela. Alevilerin Cem ibadetlerinde mumları söndürdükten sonra birbirinin eşleriyle veya rastgele biriyle birlikte oldukları fikrine dayanan bu pejoratif söylemle Aleviler, İslam’da yasaklanmış cinsel ilişkilere giren sapkınlar olarak tasvir edilir. Alevilik’de -teoride- kaç göç’ün ve örtünmenin olmaması ve ibadetle muhabbet esnasında cinsiyet ayrımının yapılmaması da Alevilerin “düşük ahlaklılık” ile suçlanmasının sebepleri arasındadır.[6] 

Paylaşılan Bir İtham Olarak: Sapkınlık

Hal böyle olunca, Sünni muhafazakar heteropatriyarkal rejimin Alevileri ve LGBTİ+ları “sapkın ötekiler” olarak sınıflandırmada cinselliği ortak tema olarak kullandığını söylemek yanlış olmaz. Paylaşılan bir itham olarak sapkınlık, çoğul iktidar sistemlerinin yarattığı şiddet ve tahakkümle mücadele veren Alevi ve LGBTİ+ toplulukları arasında oluşturulacak bir dayanışmanın aracı haline getirilebilir mi?

İnanıyorum ki, böyle bir kullanımla kesişimsellik gündemi de sadece sosyolojik değil politik ve ilkeli bir içeriğe kavuşmuş oluyor.[7] Cohen’in de makalesinde bahsettiği kimlikleri ve kimlik temelli hareketleri istikrarsızlaştırmanın bir yolu da, onları bir araya getirebilecek sapkınlık benzeri ortak dil yaralarının izini sürmek.

Bu, ille de birleşik bir topluluk yaratmak anlamına gelmez. Grupların kendilerine atfedilen sapkınlık suçlamalarını (velev ki sapkınız demeleri politik bir seçenek olarak duruyor olsa da) kabul etmeleri anlamına hiç gelmez. Bilakis, ortak mücadele bağlamlarını keşfetmek, olsa olsa ayrıcalıklı, dominant, anaakım teorilerin ve söylemlerin gözden kaçırdığı ya da kasten ihmal ettiği alternatif dayanışma yolları üzerine çabalamak demek olabilir.

Sosyal diyalog, müzakere ve dönüşüm fikirleriyle doğrudan ilintili böyle bir çerçevede kesişimselliğe vurgu yapmak, bizi zor görevlerden birine de teşvik ediyor: Hepimizin aynı anda ezen ve ezilenler olduğumuzu kabul etmek. Belki şu soruyla daha iyi anlatabilirim: Dini-kültürel düzlemde baskı gördüklerini, ötekileştirildiklerini ve siyasallaştıklarını iddia eden bir topluluğa bağlı kişiler, cinsel çeşitlilik söz konusu olduğunda kendilerini ayrıcalıklı görmeye başlarsa (bu soru tersi senaryo için de geçerli) olası yakınsama, temas, ilişkisellik potansiyellerine ne olur? Ötekiler arasındaki böylesi hiyerarşik bir savaşım, Alevifobi ve LGBTİ+fobiyi yaratan sistemin ekmeğine yağ sürmekten ileri gider mi?

Özellikle bir grup, tarihsel sıkıntılarına her şeyden daha çok öncelik verdiğinde ve diğer gruplarla önem hiyerarşileri ürettiğinde, dayanışma siyasetini tahayyül etmek oldukça zahmetli hale geliyor. Ötekilerin yaşadığı tarihsel şiddet ve ayrımcılık deneyimlerinin ağırlığı ölçülebilir mi? Daha açık sorayım; Söz gelimi 1996’da Ülker Sokak’ta yaşanan zulüm ile 1993 Madımak katliamı kıyaslanabilir, ölçülebilir mi? (Zulüm ve katliam kelimelerini seçerken de kendime bu soruyu defalarca sordum.) Şayet cevap 'Evet' ise, bu matematiğe/istatistiğe LGBTİ+ Alevileri, yani Karin Karakaşlı’nın o çok sevdiğim tabiriyle, “çifte kavrulmuş kimlikli” özneleri kattığımızda ne olur?[8]

Elbette Leyla Neyzi’nin dikkat çektiği üzere Türkiye toplumu, hem siyasi hem de kültürel duruşları ve dolayısıyla geçmişte yaşanmış bu tür olaylara dair anlatıları çok farklı olan kesimleri barındırıyor.[9] Öyleyse, bu oldukça çeşitli bellek havuzunun içinden farklı sosyal adalet gruplarının birbirleriyle diyalog kurmasını sağlayacak tarihsel müştereklikler çıkarabileceğimizi düşünebiliriz. Evet iyimserim; çünkü giriş yazımda da ifade ettiğim üzere, daha keskin siyasi çıkışların ve kırılmaların peşindeyim. Bunun hayalini kuruyorum. Bazılarınız bir tür solcu romantikliği, nostaljisi yaşadığımı düşünebilir. Ancak, çağdaş, ilerici, özgürlükçü, savaşsız, sömürüden arınmış, eşitlikçi bir toplum iddiasında olan bazı devrimcilerin cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimler söz konusu olduğunda, toplumun büyük çoğunluğundan farksız bir tutum sergilediklerini görmüyor değilim.

Topluluklar arasındaki farklılıklar, sembolik “çokkültürlülük” retoriğinden ileri bir biçimde tanınırsa ortak mücadeleye canlılık kazandırılabilir. Bu da adalet/barış inşası için yeni olasılıklar yaratabilir. Bu olasılıkların, Dean Spade’in eleştirel trans siyasetinden bahsederken kullandığı tabirle “demokratik, hiyerarşik olmayan ve iyileşme merkezli sosyal hareket altyapısı ile” sürdürülebileceği konusunda bir öngörüm var.[10] Bütün bunlar, Judith Butler'ın sözleriyle “sadece sosyal destek fikri ve siyasi haklarını elde etmek için mücadele etmeyen, aynı zamanda mücadelelerinin kendisi toplumsal bir biçim kazanan” sapkın bedenlerin/marjinalleştirilmiş ötekilerin arasındaki müzakereyi yeniden düşünme girişimim olarak okunabilir.[11]

Peki bu diyaloğun ve sosyalleşmenin gerçekleşmesinin tek yolu, kamusal, kolektif, makro ölçekli ve hatta bilinen olması mı? Bana öyle geliyor ki, bedenlerin birbiriyle cinsellik yoluyla kurdukları diyaloglarda ve günlük karşılaşmalarında da dayanışma ve mücadeleye konuşan önemli bir rezerv var. Bu kişiler-arasılığı bir sonraki yazımda dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

 


[1] Cohen, C. J. (1997). Punks, Bulldaggers, and Welfare Queens: The Radical Potential of Queer Politics? GLQ: A Journal of Lesbian and Gay Studies3(4), 437–465. 

[2] Siraj, A. (2014). Islam, Homosexuality and Gay Muslims: Bridging the Gap between Faith and Sexuality. In Y. Taylor & R. Snowdon (Eds.), Queering Religion, Religious Queers (pp. 194-210). New York: Routledge.

[3] Akkaya, G. (2017). Yol Kadındır. İstanbul: Kalkedon.

[4] Karamustafa, A. T. (2019). Tanrının Kural Tanımaz Kulları: İslam Dünyasında Derviş Toplulukları 1200-1550. (Ruşen Sezer Trans.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

[5] Karolewski, J. (2008). What is Heterodox about Alevism? The Development of Anti-Alevi Discrimination and Resentment, Die Welt des Islams, 48(3-4), 434-456.

[6] Kara, İ. (2015). İnançta ve Toplumsal Yaşamda, Alevilikte Kadın Konferansı’nın Ardından: Sahiden Eşit Miyiz?, Birikim, 309-310, 120-126.

[7] Kesişimsellik konusunda bir tartışma için Aksu Bora’nın “Kesişimsellik” başlıklı 21 Mart 2017’de Birikim’de yayımlanan yazısını tavside ederim. Erişim adresi: https://birikimdergisi.com/haftalik/8225/kesisimsellik 

[8] Karakaşlı, K. (2008). Çiftekavrulmuş, Hükümsüz Kimliklerim. In N. Mutluer (Ed.), Cinsiyet Halleri: Türkiye'de Toplumsal Cinsiyetin Kesişim Sınırları (pp. 157-164). İstanbul: Varlık.

[9] Neyzi, L. (2014). Nasıl Hatırlıyoruz? Türkiye’de Bellek Çalışmaları. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

[10] Spade, D. (2011). Normal Life: Administrative Violence, Critical Trans Politics, and The Limits of Law. Boston: South End.

[11] Butler, J. (2011). Bodies in Alliance and the Politics of the Street. European Institute for Progressive Cultural Politicies. Erişim adresi: http://scalar.usc.edu/works/bodies/Judith%20Butler:%20Bodies%20in%20Alliance%20and%20the%20Politics%20of%20the%20Street%20%7C%20eipcp.net.pdf


Etiketler: yaşam, din/inanç, cinsellik
Nefret