25/10/2021 | Yazar: Çiğdem Demir

Ben bir tasarımcı olarak mevcut toplumsal cinsiyetin artık sürdürülebilir bir dünya için sürdürülemez bir bağ olduğunu düşünüyorum ve meseleye biraz buradan bakıyorum.

İyi tasarım queer olandır: Tasarım sunumlarında beden kurguları ile toplumsal cinsiyet üretimleri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İyi tasarım, en ince ayrıntıya kadar uzanan tasarımdır.

İyi tasarımda keyfi ve şansa bırakılan hiçbir şey yoktur.

Dieter Rams

İyi tasarım nedir? Dieter Rams’e göre iyi tasarımın on ilkesi var. Tasarım ve toplumsal cinsiyet kesişimi üzerinde birkaç söz söylemeye giriştiğim bu yazıda kafamdakileri şekillendiren ilke sekizincisi oldu. Dieter Rams, Gary Hustwit tarafından yapılan, kendi hayatının anlatıldığı “Rams” belgeselinde iyi tasarımın en ince ayrıntısına kadar uzandığını söyleyip iyi tasarımda keyfi ve de şansa bırakılan hiçbir şeyin olmadığını ifade ediyor. Bence iyi tasarım, ürünün ötesinde tasarımın sunumunda da hiçbir keyfiliğe ve şansa yer bırakmayan tasarımdır. Çünkü tasarımın kendisi işe yarayan nesne iken, tasarımın sunumu nasıl işe yaradığının ve kimlerin işine yaradığının iletişimini kuran bir kurgu ve ürünün getirdiği çözüme dair bütünsel bir temsil. Bu temsiliyet, beden kurgularını içerdiğinde toplumsal cinsiyet konusunda da bir şeyleri yeniden tasarlıyor ya da bazı normları tekrar üretiyor olabilir. Peki biz tasarımcılar, tasarımlarımız ile bedenleri nasıl ilişkilendirip nasıl kurgular üretiyoruz ya da hangi normları tekrarlıyoruz? Bu ilişkilendirmeler ile kimlerin hikayesini anlatıyoruz, kimlerin hikayesini geride bırakıyoruz? Bu yazı, bütün bu soruları icat ettiğim ve beraberinde tüm bu soruları kendime sorarak cevaplar aradığım bir yolculuk. Bu yolculuğa başlarken de çıkınım kendi alanımdan, tasarımdan gözlemlerle dolu.

Bir tasarımcı olarak kendi yaratıcı kaslarımı besleyebilmek, farklı tasarım detaylarını inceleyip öğrenebilmek adına diğer tasarımcıların neler geliştirdiğine dair günlük araştırmalar yapıyorum, bu artık mesleki bir alışkanlık. Bu araştırmalar için Behance, Pinterest ve Dribbble gibi sosyal ağ platformlarını ziyaret ediyorum. Özellikle Covid-19 ile beraber bu şekilde öğrenimler oluşturmak çok daha yaygın ve de mümkün bir alışkanlığa dönüştü. Bu alışkanlık, beraberinde maruz kaldığım görüntüler, tasarım çözümleri ve sunumları konusunda da bazı eleştirel refleksler geliştirmeme sebep oldu. Çünkü var olan bu dijital yığındaki bazı toplumsal cinsiyet normu temelli örüntüler, “Gel bizi konuş” dercesine ses kazanmaya başlamış görünüyorlardı. Beni bu noktaya eğen meselelerden biri de bu üretimlerin paylaşıldığı platformların kamusal alan olma potansiyelleri. Bu çevrimiçi alanları, içerdikleri tasarımların sahip olduğu sosyal sağlayıcılığa göre, etki üretebilecek alanlar olarak görüyorum.

Özellikle benim gibi endüstriye çalışan tasarımcıları ya da bu platformları alan araştırması için kullanan öğrencileri bir araya getiren bu kamusal alanların toplumsal cinsiyet konusunda söylem, imge ve de norm üretme potansiyellerini, gözlemlerim üzerinden tartışmak istedim. Bu yaratıcı kamusal alanlar, sundukları “görme biçimleri” (Berger, 2016) üzerinden bu alanların ziyaretçilerine de benzer tasarlama biçimlerini üretmek konusunda etki edebilir. O zaman bir tasarımcı için bu etkiyi kritik bir şekilde tasarlamak da mümkün olabilir.

Gözlemlerim ve yorumlarım üç temel çerçevede şekilleniyor. İlk olarak ürün kategorileri ve ikili cinsiyet yapısı arasında kurulan ilişkilerden ve bu ikiliğe sıkıştırılan tasarım pratiğinden bahsetmek istiyorum. İşlevi temelinde, biyolojik olarak beden farklılıklarından temellenen bir ihtiyaç farklılaşması içermeyen birçok ürün, kapitalizmin atadığı cinsiyetlerle cisleşip kadın ya da erkek haline geliyor: Kadınlar için tükenmez kalem, erkekler için tükenmez kalem gibi (Kaygan, 2017). Biz tasarımcılar, yaratıcı pratiğimizin gücünü kullanıcılarımız hakkında bilimin sağladığı nitel ve niceliksel verilerden alıyoruz. Aslında tüm bu veriler bizlere kullanıcılarımız hakkında bilgi sahibi olmamızı yani empatiyi sağlıyor. Tükenmez kalem gibi böylesine evrensel bir işlevi olan ürünü cisleştirmek hangi problemi çözer? Ancak kapitalizmin bayağı problemlerini çözer. Tasarımcısı, bir tükenmez kalemin yolculuğunu böyle tasarlamamış olsa dahi, reklam ve pazarlama -yani kamuya sunma- faaliyetleri çoğu kez ürünleri cisleştirip kullanıcılar ile buluşturuyor. Ha bence şuna da şüphe yok, ikili cinsiyetin dışındaki bir yapıyı, queeri de kapitalizm alıp satabileceği hale getirip kullanacak ve de kullanıyor. Gerçekte kullanıcıların hayatlarındaki problemlere queer bir kuramdan bakıp gerçek sorunlara ciddi çözümler getirmek yerine çoğu marka da queeri bir pazarlama aracı olarak kullanıyor. Fakat şu da açık ki bizim gibi ülkelerde gökkuşağı deseni dahi oldukça cesur bir tasarım kararı olup queerin görünürlüğünü arttıran bir nesneye dönüşebiliyor.

Özellikle toplumsal cinsiyet normlarının fütursuzca kendini bulduğu bazı ürün tasarımı kategorileri var ve evet hepimiz onlar neler biliyoruz. Otomotiv sektörünün kullanıcısının hâlâ oldukça “buram buram erkek” ve ev ürünleri kategorilerinin de “hanım hanım kadınlık” temsilleri yarattığı reklamlar, sunumlar var. Çok üzülerek söylüyorum ki üniversitede endüstriyel ürün tasarımı okumaya başladığımda, bölümümün ne işe yaradığını ve mesleğimi anlatırken özellikle benden yaşça büyük insanlara açıklamak için bu ikili cinsiyet normuna ben de başvurmuştum. Bir erkeğe, bölümümü anlatırken araba tasarlıyoruz diye aktarırken, bir kadına buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev ürünleri tasarlıyoruz diyerek anlatıyordum. İşte bu toplumsal yapı içerisinde ilkokulu, liseyi ve üniversiteyi okumuş bir birey olarak bir ürünü kimlerin, nasıl kullandığına dair veriyi ilk olarak maruz kaldığım ürün sunumlarından, reklamlardan, medyadan alıyordum büyük bir olasılıkla. Şimdi bu medyanın yerini bu yaratıcı kamusal alanlar dediğim Behance gibi platformlar alıyor. Bu nedenle tekrar söyleyebilirim ki sosyal işlevi sebebiyle, iyi tasarım, ürünün ötesinde tasarımın sunumunda da hiçbir keyfiliğe ve şansa yer bırakmayan tasarımdır.

Beden kurguları

Bir diğer konu, gene bu cisleşmiş ürün kategorileri sunumlarındaki beden kurgularının ürettiği toplumsal cinsiyet normları. Burada bahsettiğim beden kurgusu, ürün ve kullanıcı olarak atanmış bedenin nasıl bir etkileşim içerisinde olduğu. Aslında beni bu konuda yazmaya motive eden tespitlerden biri Behance isimli platformda gördüğüm bir otomotiv konsepti projesinin sunumundaki tasarım iletişimi oldu. Bu otomobil projesinin sunumunda kadınlık ve erkeklik temsilleri diyebileceğimiz temsiller mevcut. Fakat şöyle bir kurgu görmem aslında bu kurguları ne kadar çok gördüğümü ve de böyle bir örüntü olduğunu fark ettirdi: Şoför koltuğunda yani aracı kontrol eden, iktidar sahibi eril bir beden iken dişil bedenler ise eşlikçi. Bir diğer ifade ile hareket halinde ya da hareketin kaynağı, hareketin kontrolcüsü erkek bedenler, dişil bedenlerse ise oturmak ve uzanmak gibi pasif beden kurguları ile yerleştirilmiş durumdalar. 

Gördüğüm bu örnek ve geçmişte kendimin yaptığı tasarım iletişimlerinde aslında biz tasarımcıların bu kurgularda toplumsal cinsiyet normlarından ne kadar haberdar olduğu ve ne kadar bilinçli bir şekilde bu seçimleri, yani tasarım kararlarını verdiğini sorgulattı. Bir tasarımcı, bir ürün sunumu için figür kullanma kararı verdiğinde akla ilk gelen beden tahayyülü nasıl bir biçim oluyor? Aklımıza gelen ilk figür nasıl bir beden oluyor? Aslında akla ilk gelenin sunulmasının nasıl bir işlevi ya da işlevsizliği olur? Belirli ürün kategorilerinin kullanıcıları olarak kimleri seçiyoruz, bu seçtiğimiz ürün kategorilerinin tasarımcılarına dair tahayyüllerimiz toplumsal cinsiyet normlarından nasıl etkileniyor? Sorularım fazla fakat pek cevabım yok şu an için. Kime ait olduğunu tam olarak teyit edemediğim ama çok sevdiğim bir laf var: “Biz tasarımcılar bütün cevapları bilmiyoruz ama hangi soruları sormamız gerektiğini biliyoruz.” Belki de bir başka derin çalışmanın ve de araştırmanın başlangıcını oluşturabilir bu sorular. Kendimize ve pratiğimize dair daha çok soru sorma zamanı.

Persona ve queer

Son olarak da aslında tümden gelim yapıp bu tasarım sunumlarındaki kurguları şekillendiren ve de tasarım sürecindeki ilk adımlardan olan persona tanımlama ve cinsiyet atama alışkanlığına biraz meydan okumak istiyorum.

Tasarım, tasarım odaklı düşünme, insan odaklı olarak çerçeve edilen bir pratik. Odaklanmak istediğim konuda derinleşmeden önce şunu da belirtmeliyim ki özellikle son dönemdeki akademik çalışmalarda tasarımın bu insan odaklı yapının ötesine geçmesi gerektiğine dair çok fazla çalışma var ve bununla ilişkili birçok ürün tasarımı da yapılıyor. Yani aslında insanın ötesinde, multi-species tasarım denilen bir tasarımı yaklaşımı yükselişte. Konumuza dönecek olursak, işte bu odaklanılan insanların kim olduğuna, motivasyonlarına, ihtiyaçlarına dair bir çerçeve çizen ve bu insanların bir temsili olan persona dediğimiz bir pratik var ürün tasarımında. Bu tanımlanan persona, benzer deneyim örüntüleri gösteren kullanıcı grubunu tek bir bireye soyutlayan bir temsil.

Bu persona konusunda farkındalık yaşadığım konu ise şu oldu; bir persona tanımı yaparken mutlaka kadın ve erkek olarak ikili cinsiyet atamaları yapıyoruz. Personalarda kadın ve erkek ataması yapmanın nasıl bir işlevi var, biraz da bunu sorguluyorum. Benim orada kadın demem bana nasıl bir veri sağlıyor. Ben bu kadınlık atamasından nasıl bir bilgi alıyorum? Bence tasarımcılar olarak kadın ya da erkek olarak o personaya cinsiyet ataması yapmamız çok da sağlıklı bilgiler vermiyor, yanlış iç görüleri ortaya çıkarıyor olabilir. Belki de hatta zarar veriyor. Çünkü bu toplumun tasarımcıları olarak tamamen toplumsal cinsiyet normlarından arınmış değiliz, üstümüzde kültürel bir yığın var. Kadın dediğimizde, aklımıza ilk gelen kadın figürü nasıl işlevsel bir kadın figürü ya da yüzü olacak? Persona tanımları yaparken, kimi zaman da bir fotoğraf ya da çizim aracılığıyla temsiller yapıyoruz. Tasarımın sunumunun nasıl yapıldığını da şekillendiren bu persona temsillerini yaparken aslında ne kadar bir toplumsal cinsiyet farkındalığı ile hareket ediyoruz? Üzerimizde birikmiş bu toplumsal cinsiyet normlarını persona üzerinden tekrar edip üretip farklı cinsiyetleri, farklı bedenleri dışarıda bırakmış oluyoruz ki kadın ve erkek deyip bu iki atanmış cinsiyet arasında bırakmak da tasarımlarımızın kapsayıcılığını azaltabilir.

Bu yazı ile beraber tasarımcı benliğime sorduğum sorulardan biri de şu oldu: Bir ped ürününü tasarlarken, kadınlar için ped dediğimizde ya da vajinası olan bireyler için bir ped tasarımı dediğimizde ürün tasarım süreci nasıl değişir? Burada problemi tanımlamada kullandığımız dil queerleştikçe tasarımın kapsayıcılığı artacaktır. Fakat trans erkekler için ped tasarımı diye bir persona tanımı aracılığıyla bir ürün tasarım sürecine girildiğinde ürün deneyimi anlamında daha özelleşmiş ve ihtiyacı karşılayan bir ürünü inşa etme olasılığı varken, bu ürünün satın alma deneyimi de aslında bir dışlayıcılık yaratabilir.

Tasarımcının sorumluluğu

Dieter Rams’in dediği gibi iyi tasarım, en ince ayrıntısına kadar uzanan, keyfi ve şansa bırakılan hiçbir şeyin olmadığı tasarım (Hustwit, 2018). Toplumsal cinsiyet de oldukça keyfi ve şansa bırakılan bir algı yığını. Yirmi birinci yüzyılda da bu köhnemiş ikili cinsiyet ve atanmış kadın-erkek rollerinin, tasarım disiplininin emekçileri tarafından olabildiğince ayıklanarak, yapılan tasarımın kapsayıcılığının arttırılması gerektiğini düşünüyorum.

Rams, insanı anlamadan iyi tasarımı anlayamayacağımızı söylüyor (Hustwit, 2018). Biz tasarımcılar olarak geliştirdiğimiz fiziksel ya da dijital ürünlerin gerçekten iyi tasarım olabilmesi için kullanıcılarımızı hep daha iyi anlamaya çalışma sorumluluğundayız. Bunu, kendimizi ve geliştirdiğimiz ürün çözümünü sistemden izole ederek yapamayız. Çünkü geliştirdiğimiz hiçbir çözüm izole bir çözüm değil ve içine girdiği sistemde sosyal, psikolojik, ekonomik ve de politik ağlar ile etkiler oluşturan bir nesne. Duayen tasarımcı ve tasarım eğitmeni Viktor Papanek (1984), Design for the Real World isimli kitabında sürdürülebilirlik bağlamında tasarımcıların sorumluluklarından bahsediyor. Papanek’e göre tasarım insanların kendi araçlarını ve çevrelerini şekillendirdikleri çok güçlü bir araç haline dönüştü ve bu durum tasarımcılardan özellikle yüksek sosyal ve ahlaki sorumluluk talep ediyor (1984, p.14). Ben bir tasarımcı olarak mevcut toplumsal cinsiyetin artık sürdürülebilir bir dünya için sürdürülemez bir bağ olduğunu düşünüyorum ve meseleye biraz buradan bakıyorum. Çünkü belki de iyi tasarım queer olan tasarım: Good design is queer.

Referanslar:

Hustwit, G. (Yön) (2018). Rams.

Kaygan, P. (2017). Tasarım, Pazarlama ve Ürünlerde Toplumsal Cinsiyet.

Papanek, V. (1984). Design for the real world: Human ecology and social change. Academy Chicago Publishers.

Kaos GL dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin Toplumsal Cinsiyet dosya konulu 178. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: medya
Telegram