09/07/2020 | Yazar: Serdar Soydan

Ömer Seyfettin’in “Eleğimsağma”sında olduğu gibi Kadın Olan Erkeğin Hatıraları’nda da her şeyin bir rüya olduğunun ortaya çıkışı ile sonlanıyor öykü.

Kadın Olan Erkeğin Hatıraları Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Serdar Soydan | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Serdar Soydan

Aziz Nesin yazı hayatı boyunca on bir roman yayınlamış. Bugün bu romanların bir kısmının baskısı yok.  Ve bu kolay ulaşılamaz durumdaki romanlardan ikisi, gerek adları, gerek konularıyla ile yazı dizisinin kapsamına giriyor: Kadın Olan Erkeğin Hatıraları ve Erkek Sabahat.

Kadın Olan Erkeğin Hatıraları[1] adının vaat ettiği içeriği sunmuyor. Daha doğrusu transseksüelliğin bugünkü algılanışını, tanımlanışını baz alırsak tam da adının vaat ettiğini sunuyor. Biraz açmak gerek sanırım. Transseksüel bir birey kendisini hissettiği, konumlandırdığı cinsiyete sahiptir. Bedeni değildir onu tanımlayan. Yani kadın olan bir erkek yoktur. Ameliyat geçiren bir kadın vardır. Bu sebeple on on beş yıl önce ‘cinsiyet değiştirme ameliyatı’ olarak adlandırılan ameliyatlara ‘cinsiyet düzeltme ameliyatı’ denilmeye başlandı. Daha sonra bu düzeltme kelimesi bile kullanılmaz hale geldi. Bugün geçiş süreci deniliyor genel olarak. Erkekten kadına yahut kadından erkeğe trans yerine de kadından kadına ya da erkekten erkeğe trans kullanılıyor. 

Ancak Aziz Nesin’in romanında ameliyatla kadın olan bir erkek var. Hatta kadın olmayan, kadın olup olmamaya dair bir derdi olmayan bir erkek!

*

Romanın başında, romanın başkarakteri ve anlatıcısı olan Bayram Bey’in Huriye adlı eşi bilinmeyen bir sebeple birdenbire “erkekleşiyor”.

“Bizim hanım ‘Ayol bana bir şeyler oluyor,’ dedi.

‘Nasıl şey? İyi bir şey mi bari?’

‘Bıyıklarım çıkmaya başladı.’

Birkaç zaman sonra sesi, yeni ötmeye başlayan horozlar gibi çatallaştı, gitgide kalınlaştı. Sakallar da başladı çıkmaya. Daha garibi memeleri çekildi, kurudu, kayboldu. Ve azizim, daha müthişi, daha korkuncu... Hayır, söyleyemeyeceğim, yatağımı ayırmaya mecbur oldum.” (s.5)

Gazeteler, ameliyata lüzum görmeden erkek olan kadının ‘Huri’ adını aldığını yazıyor. Bayram Bey ise, evden kaçan Huri Bey’i kaybetmemek adına hemen kadın olmaya karar veriyor. “Ben onsuz yapamazdım. Benim için tek iş kalmıştı artık: Hemen bir ameliyat geçirip kadın olmak!”(s.5)

Yani romanın ana karakteri Bayram Bey, öyle olduğu, öyle hissettiği için değil, karısını kaybetmemek için ‘ameliyat geçirip kadın olmak’ istiyor.

Yapıyor da bunu. Tıp ilerlemiş, ameliyat saniyeler içerisinde, Bayram Bey hiçbir şey hissetmeden gerçekleşiyor. Böylece Bayram Bey de Bayramiye Hanım oluyor.

“Oldu bitti.

‘Sahi mi? Ben kadın mı oldum şimdi?’

‘Oldun ya...’

‘Ne çabuk?’

‘Şimdiki zamanın erkekliği bu kadar olur.’

‘Kadın olduğuma inanmıyorum.’

‘Kendinde bir eksiklik hissetmiyor musun?’

‘İçimde bir oynaklık hissediyorum.’” (s.10)

Yani romanın girişinde Huri Bey hiçbir sebep verilmeden, iradesi dışında, Bayramiye Hanım’sa Huri Bey’le evliliğini kurtarmak adına geçiş sürecine giriyor.

Bayramiye Hanım geçirdiği ameliyatın ardından eve geliyor. Oğlu kendisini tanıyamayınca “Şimdi ortaya hukuki, siyasi ve içtimai bir mesela çıkıyordu. Ben ameliyat geçirip kadın olduktan sonra, oğlumun nesi oluyordum? Evvelce dayı diyenler şimdi teyze, amca diyen yeğenlerim de hala diyeceklerdi, ama ya oğlum bana ne diyecekti? Anne dese ben doğurmadım, baba dese, babalıkla ilgim kalmadı.” (s.20) diye düşünüyor. Sonunda oğluna kimliğini açıklıyor. Oğlu korku ile dışarı fırlayıp etinden et koparılıyormuşçasına bağırmaya başlıyor. Konu komşu eve doluşuyor, pek çok kişi Bayramiye’nin eskiden Bayram olduğuna inanmakta zorlanıyor.

Olayı duyan gazeteciler, bu sefer de Bayramiye Hanım’ın cinsiyet geçişini haber yapıyorlar: “Bayram Bey Bayramiye Hanım oldu!” (s.26) Aynı haberlerde, “Şimdiye kadar, bir ailede karı koca, ikisinin birden cinsiyet değiştirdiği, dünya yüzünde ilk defa görülmüştür,” vurgusu yapılıyor.

*

Eser Bayramiye’nin eski karısı, artık kocası olan Huri Bey’i arayışı üzerinden ilerliyor. Kocasını bulmak ya da kocasının kendisini bulması için ünlü/görünür olmaya, diğer yandan da hayatını kazanmaya çalışan Bayramiye Hanım, süreç içinde önceden erkek olarak girdiği pek çok ortama girip çıkıyor. Böylece yazar, önce erkek ve sonra kadın olarak aynı ortamlarda bulunup iki durum arasında mukayese yapabilecek bir karakter yaratmış oluyor. Bu, başarılı kurgu romanın sonunda daha çetrefil bir anlatı oyunu ile farklı bir boyut da kazanıyor.

Huri Bey’i bulmak için metres tutulan, assolist olan, oyunculuk yapan, randevuevlerinde çalışan Bayramiye Hanım, nihayet konsomatrislik yaptığı bir barda Huri Bey’le karşılaşıyor. Kendisini tanımayan Huri Bey ile konuşmaya başlayan Bayramiye Hanım, Huri Bey’den hayatını anlatmasını istiyor. Huri Bey sırasıyla “anadan doğma bir erkek olmadığı, sonradan olma bir erkek olduğun”dan ve eski kocası Bayram Bey’e dair memnuniyetsizliğinden dem vuruyor. Daha sonra kadın olduğu dönemde kocasını aldatışlarına geliyor bir şekilde konu ve Huriye Hanım’ın da Bayramiye Hanım ile neredeyse aynı yollardan geçtiğini öğreniyoruz. Roman boyu Bayramiye Hanım’ın deneyimleri birden Huri Bey’in de deneyimleri haline geliyor ve bütün kadınlar bu yollardan geçer mesajı verilmiş oluyor. Ayrıca karısının kaderini yaşayan koca, ama karı ve koca rolleri tersine çevrilmiş, bir şekilde birbirlerine dönüşen karakterler... Her şey iç içe geçip karmakarışık bir hal alıyor.

Eski karısının kendisini aldattığını öğrenen Bayramiye ağlayarak oradan kaçıp doktora gidiyor ve yeniden ameliyatla erkek olmak istediğini söylüyor. Ameliyat ilkinden farklı olarak acılı geçiyor. Bayram Bey acıya dayanamayarak fazlaca bağırıyor. Ta ki:

“’Ne oluyorsun ayol! Ne var öyle danalar gibi bağırıyorsun... Ahmet’i uyandıracaksın.’

Gözümü açtım Huriye yanımda... (...) Acayip, bizim Aksaray’daki evdeyim. Huriye de yanı başımda... (...) Gözlerimi ovuşturdum. Yorganın altında kendimi yokladım. Her şeyim, bütün parçalarım yerli yerindeydi.” (s.159)

Her şeyin bir rüya olduğuna bir türlü inanamayan Bayram Bey karısını dövmeye başlıyor. Huriye Hanım’ın feryatlarını duyup kapıyı kırarak eve giren mahalleli karı kocayı güçlükle ayırıyor. Son olarak Bayram Bey’in iki ay tımarhanede yatıp çıktığını ancak halen ara sıra o korkulu rüyanın şüphesi ile yanıp tutuştuğunu öğreniyoruz. 

*

Ömer Seyfettin’in “Eleğimsağma”sında olduğu gibi Kadın Olan Erkeğin Hatıraları’nda da her şeyin bir rüya olduğunun ortaya çıkışı ile sonlanıyor öykü. Ancak “Eleğimsağma”dan farklı olarak, yazının başında da belirttiğim gibi, Aziz Nesin’in bu garip fantezisinde transseksüel bir karakter yok. Transseksüellik sadece çocuksu bir kurgu içinde, sağladığı imkanlar sayesinde anlatı malzemesi oluyor ve ne Bayramiye ne de Huriye’yi transseksüel kılmıyor. Zaten Aziz Nesin de, yarın ele alacağım bir diğer romanı olan Erkek Sebahat’ın önsözünde Kadın Olan Erkeğin Hatıraları romanının ana düşüncesini “cemiyetimizde kadına bir mal gözüyle bakılışı, kadın erkek münasebetlerindeki aksaklıklar ve çapraşıklıklar,” olarak özetliyor.

İlgi çekici diğer bir konu ise, romanın 1957 yılında yapılan ikinci baskısının ardından bir daha basılmamış olması. Oysa ikinci baskını arka kapak yazısında, ilk baskının kısa sürede tükendiğinden, eserin büyük bir ilgi ile karşılaştığından bahsediliyor. O tarihten beri, hiçbir engel olmadığı halde yazarın eserlerini basan pek çok yayınevinin neden bu eseri basmadığını bilmiyorum. Aziz Nesin’in notlarında herhangi bir şerhi de yok romana dair. Yani yazarın açıktan bir engellemesi söz konusu değil.

Peki, Aziz Nesin’in nereden aklına geldi Kadın Olan Erkeğin Hatıraları’nı yazmak? ‘Transseksüel’ kelimesi ilk olarak 1923 yılında kullanılsa da bu kimliğin ana akım medyada konuşulan, tartışılan bir olgu haline gelmesi 1952 yılında Christine Jorgensen’in ortaya çıkışına dayanıyor. New York Daily News’in manşetten girdiği bu haber kısa sürede tüm dünyaya yayılıyor. Christine Jorgensen, Lili Elbe’yi saymazsak ilk trans ünlü oluyor. O yıllarda Türkiye’de çıkan seksoloji mecmuası da bu gündemin gerisinde kalmamak için birkaç yazı yayınlıyor. Aziz Nesin medya ve kamuoyundaki bu ilgiden faydalanmak istemiş olabilir. Ancak derdinin bir transseksüeli anlamak ve anlatmak olmadığı kesin. O, ‘cinsiyet değiştirmeyi’ kadınlık ve erkeklik arasında, hem de aynı karakter üzerinden bir mukayese yapabilmek için kullanmış romanında.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.



[1] Aziz Nesin, Kadın Olan Erkeğin Hatıraları, İstanbul: Akbaba Yayınları, 1955


Etiketler: kültür sanat
Nefret