29/06/2022 | Yazar: Yusuf Gülsevgi

“Nefret cinayetlerine karşı kampanya yürütmeyi; daha ne kadar hayvan yiyerek, hayvanın etini talep ederek sürdüreceğiz?”

Kesişen ama görülmeyen-2  Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org

Ataerkinin ürettiği şiddet mezbahalardan yükselir!

Mezbahalar, kan kusan ölüm evleridir. Mezbahalar, kentlere, yerleşim yerlerine çok uzak mekânlara inşa edilir -herkesin kolayca göremeyeceği yerler-. Ve mezbaha olgusu LGBTİ+’ların kendi deneyimlerini anlatırken ilginç biçimde dillerindedir. Şimdi bunu birkaç örnek ile anlamaya çalışalım.

Yakın bir arkadaşım, ailesine açıldıktan sonra, karşı karşıya kaldığı ev içi şiddeti “kıydılar bana” sözleriyle tanımlamıştı. TDK’nin “kıyma” tanımı şöyle; “Çok ince ve küçük parçalar biçiminde doğramak/eti kıymak.” Burada kıyma olan cesetin (Bir zamanlar yaşayan bir bireyin beden parçası) anlamı, et değil, ev içi şiddete maruz kalan öznenin hissettiğidir.

Kayıp gönderge olarak işlev gören kıymanın anlamını, metefordan çıkardığımızda apaçık ortaya çıkar. Gerçekte kimse kendini “kıyma” gibi hissedemez. Burada dilin işlevi deneyimlenen şiddeti, et parçası üzerinden, metefor aracılığıyla anlatmaya çalışmaktır. Endüstriyel makinelerle kıysalarda ötekinin bedenine, öteki gelip bulur sizi. Sözle, mecazla, meteforla...

“Yine bir arkadaşımız nefret cinayetine kurban gitti”  Bu sözler sırf cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi “nedeniyle” öldürülen LGBTİ+’ları anmak, nefret cinayetlerini protesto etmek için aktivistlerin genellikle basın açıklamalarında, yer verdiği ifadedir. TDK’nin kurban tanımıysa şöyledir “Bir adağı yerine getirmek için kesilen hayvan.”

Bu örnekte üzerinde durmamız gereken, nefret cinayeti ve kurban edilen hayvan arasındaki bağ. Kültürel, dini, coğrafi veya ayinlerde, hayvanların yaşama hakkının çalınması, nefret cinayetini anlatmak için bir araç olarak kullanılır.

Nefret cinayetlerini durdurmaya dair kampanya yürüten, kişi ve grupların şunu sorgulaması gerekir; “Daha ne kadar nefret cinayetlerine karşı kampanya yürütmeyi; hayvan yiyerek, hayvanın etini talep ederek sürdüreceğiz?”

Başka bir örnek; 2021 İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nü takip eden foto muhabiri Bülent Kılıç, polis tarafından boğazına basılarak gözatına alınması sonrası “İyi ki vejetaryenim, artık insanların çullandığı zavallı bir hayvan görünce kendimi hatırlayacağım” dedi. Bülent Kılıç için kayıp gönderge bu olaydan sonra daha da görünür hale gelmiştir.

Diğer yandan elbette tek başına vejetaryen olmak, hayvan bedenine yönelik köleliği, sömürüyü ve şiddeti durdurmak için yeterli değil. Mezbaha sisteminin güçlü olmasının ardında süt endüstrisi olduğunu unutmamalıyız. Tıpkı Onur Yürüyüşleri’ne yapılan saldırıların ve LGBTİ+ hareketine uygulanan sansürün ardında cis-heteroseksit politikalar olduğu gibi.

Yaşanan bu deneyimler, deneyimleri anlatmak için başvurulan ifade biçimleri gösteriyor ki, ötekinin emeği, bedeni, varoluşu, gelip buluyor ötekini. Aslında cisimleşmiş hiçbir varlık boşlukta kaybolmuyor, başka bir şeye dönüşerek var ediyor kendini.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.



Etiketler: yaşam
Dijital