01/08/2022 | Yazar: Yusuf Gülsevgi

Hayvan bedenine yönelik kapsamlı saldırılar ve hayvanların köleleştirilip sömürülmesi politiktir!

Kesişen ama görülmeyen-3 Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Özge Özgüner / csgorselarsiv.org

LGBTİ+ hareketinin sık sık ele aldığı konulardan biri de cinsel şiddet...

Cinsel şiddetin tanımı aslında çok geniş; onayın, rızanın olmadığı her türlü cinsel eylemi, teması bu tanımın içine alabiliriz. Cinsel şiddet, 1960’lı yıllarda feministlerin, “Özel olan politiktir” vurgusuyla bedenlerine, haklarına, cinselliklerine yönelik kapsamlı saldırılara karşı, kendileri için politika ürettikleri yıllardan bu yana ağırlıklı gündemimiz.

Buradan hareketle endüstrinin insan olmayan hayvanlara uyguladığı cinsel şiddeti konuşmak istiyorum. Bu cinsel şiddet münferit değil, sistematiktir. Hayvan bedenine yönelik kapsamlı saldırılar ve hayvanların köleleştirilip sömürülmesi politiktir!

İnek sütü içerek cinsel şiddete karşı çıkmak!

Süt endüstrilerinin her biri, birer suç mahalidir! Bu endüstriler, “tohumlama” denen bir yöntem ile ineklere cinsel şiddet uygular. İnsan olmayan hayvanların rızasını/onayını almamız mümkün değildir. Endüstri, kendi çıkarı için güç kullanarak boğadan aldığı spermleri, hareket etmesini engelleyen bir askının içine kitler, ineğin genital bölgesinden içeri bırakır. Bunu yaparken demir çubuklar veya dirseğine kadar eldiven gitmiş veteriner hekim, avucuna aldığı spermleri ineğin genital bölgesine sokarak bırakır. Ama şiddet burada bitmez.

9 ay sonra inek doğum yapar. Süt endüstrisi bu sefer bebeği anneden çalar ve bebeği yapay süt ile beslenmeye mahkûm eder. Buzağının içmesi gereken süt ise raflarda yerini alır. Her türün anne sütü içmesi bir haktır! Buzağların yapay süt ile beslenme durumunda bırakmak ise hak ihlalidir. Burada sorgulanması gereken ise “Süt içerek, sütü satın alarak cinsel şiddete karşı çıkmaya daha ne kadar devam edeceğiz?”

Şiddet her yerde, market rafında karşımıza çıkan bir paket sütte!

Cinsel şiddetin yoğun olduğu alanlardan bir diğeri ise yumurta çiftlikleridir. Yumurta çiftliklerinde tavuklar, gün ışığı görmeyen daracık kafeslerde yaşamaya zorlanıyor. Hormonlu ve GDO’lu yemlerle beslenerek 45 günde erişkinliğe ulaşan tavuklar yapay aydınlatma ile günde birden fazla yumurta vermeye programlanıyor, hızla yıpranan bedenleri en fazla iki yıl canlı kalabiliyor. Tavuklar, üretimin devamlılığını sağlamak üzere bir taraftan da sürekli çoğaltıyorlar. Kuluçka süresinin sonunda yumurtadan çıkan civcivleri “dişi” ve “erkek” olmak üzere cinsiyetlerine göre ayırıyorlar. “Erkek” civcivler öğütme makinelerine, çöpe veya satılmak üzere pazara yollanıyor.

Deney laboratuvarlarında, balık çiftliklerinde, ipek, yün üretim tesislerinde de durum hiç de iç acıcı değil... Alışkanlıklarımız ve geleneklerimiz, kapitalizm ile el ele verip hayvanları alınıp satılabilen bir “mal” haline getirdiğinde, cinsel şiddet norm oldu. Öte taraftan endüstri; servetine servet katmak için, hayvan bedeni üzerinde otorite-baskı kurarak, hayvanların kendi cinsel eylemlerini araç olarak kullanarak veya hayvanın cinselliğine rızası dışında müdahale ederek, bireyin rızasını yoksayarak cinsellik içeren bir davranışa zorla maruz bırakarak, cinsel şiddettin faili haline gelmiştir. Bu endüstriler, hayvanları birer “ücretim aracı” “meta” olarak görür ve yaşamları boyunca her açıdan kapsamlı şekilde haklarına, kimliklerine ve cinselliklerine saldır. En sonunda ise artık “sömürülemeyecek” noktaya gelen hayvanlar, mezbahalara satılır ve beden parçaları paketlenerek süper marketlerde, kasaplarda yerini alır.

Şiddet her yerdedir, market rafında karşımıza çıkan bir paket sütte, bir kavanoz balda, uyuduğumuz yün yastıkta, elimizi yıkamak için kullandığımız sabunda...  Ve şiddette karşı çıkmak tabağımızda başlar! Deneyli ürünleri boykot etmekte, bitki temelli giysi kullanmakta başlar. Şiddete karşı çıkmak hindistan cevizi ve palm yağını boykot etmekte, kullandığımız dili değiştirmekte başlar. Şiddete karşı çıkmak etik vegan olmakta başlar!

Tüm türlerin Onur Ayı!

Son sözlerimi Sevgili Zülâl Kalkandelen’in, Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü isimli kitabının son sayfasındaki söz ile bitirmek isterim;

“Mezbahalara kalın duvarlar örebilir, kafeslere kalın demirler çakılabilir, deney laboratuvarlarına kırılmaz buzlu camlar koyulabilir ama etik veganlar, hayvan özgürlükçüleri susturulamaz” diyor Sevgili Zülâl Kalkandelen.

Ve ekliyor; “Adalet ve özgürlük talebini sadece insanlar için değil, insan olmayan hayvanlar için de dile getiren veganizm ve hayvan özgürlüğü mücadelesi, günümüzün en devrimci toplumsal adalet ve özgürlük mücadelesidir. Bu mücadele, insanlar tarafından esir edilip katledilen milyarlarca hayvan içindir.”

Milyarlarca hayvan için vegan olun! Tüm türlerin Onur Ayı kutlu olsun.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: yaşam
Dijital