20/07/2022 | Yazar: E Ege Tektaş

LGBTİ+’lar artık “akademik çalışmalarınıza ‘katılımcı’ olmak değil, kendimiz için o çalışmaları yapmak istiyoruz” diyor.

Kesişimselliğin aktivizmde ve akademide açtığı imkanlar Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Feminizm benim için bir metodoloji, dünya üzerine düşünmenin bir yolu, bir düzenleme biçimi. Bizden kapsayıcı olmamızı, bağlantıları ve ilişkileri anlamamızı istiyor, kimseyi geride bırakmamıza izin vermiyor” diyen Angela Davis[1], bahsettiği “kimseyi geride bırakmayan feminizmin” kesişimsel olduğunu söylüyor. Crenshaw ise kesişimsel feminizmin öz çaba ve aktivizm ile feminist pratik ve eleştirel teoriyi harmanlayan bir etik zemininde olması gerektiğini bize söylüyor. Bir şekilde hâlâ akademide var olmaya çabalayan kuirfeminist bir lubunya olarak ben, kesişimselliği aktivizmde nasıl konumlandırıyorum diye sorduğumda vardığım yer ise şurası: öznesi olduğumuz kimliklerin ayrıcalıklı oldukları ve dışlandıkları pozisyonların değişkenliğini ifşa eden, daha güçlü dayanışma ittifakları kurmaya imkân veren politik ve proaktif bir yaklaşım. Peki, kesişimsel aktivist bir lubunya akademide kendine nerede yer bulabilir? Hem kesişimselliğin hem de aktivizmin akademide yeri neresi? Ben neredeyim?

Bu yazı hem akademide hem de aktivizmde kesişimselliğe ihtiyaç duyduğumuzu düşünmemin sebeplerini, akademide var olmaya çalışan LGBTİ+’lar için kesişimsellik, aktivizm ve akademi ilişkisinin nerede durduğunu, güçlenen ve zayıflayan bağlarımızı tartışmaya açmaya çalışacağım bir iç döküş olacak. Özellikle sosyal bilimlerin aktivist bir motivasyonun olduğunu, sosyal hareketlerden beslendiğini ve bu hareketleri beslediğini iddia eden akademi bilgi hiyerarşisinde aktivizmi ve deneyimi nereye koyuyor? Kimler dışarıda kalıyor? Bu durum “dışarıda kalma” olarak yorumlanabilir mi yoksa bu bir dışarıda bırakma mı? Kesişimselliğe sırt dönen bir akademi ne kadar aktivist olabilir? Uzun bir süredir aklımı kurcalayan ve akademik bir yayın, metin üzerine çalışırken hep aklımın bir köşesinde tuttuğum, farklı farklı yerlerde cevaplar aradığım bu soruları sormanın LGBTİ+ aktivizmi ve akademi ile ilişkisi bağlamında önemli olduğunu düşünüyorum.

Bir günah gibi: Kesişimsellik

Günümüzde hem akademide hem de bazı feminizmlerde karşı çıkılan kesişimsellik kavramının ortaya çıkışına sebep olan süreçlerin başında 70’li yıllarda işçi sınıfından siyah kadınların beyaz feminizme getirdikleri eleştiri görülür. 80’ler sonundan itibaren, siyah feministler kapitalizmi ve ırkçılığı eleştirilerinin temel merkezine almış, ayrıca aktif bir şekilde heteroseksüelliği ve onun beyaz hetero-patriyarkaya katkısını sorgulamıştır. Beyaz feministlerin, feminist analizlerde ve tartışmalarda ırkı gündeme getirerek tartışmanın odağını başka bir zemine taşıdıkları, hareketi yavaşlattıkları gibi suçlamaları sebebiyle; Catherine Young, beyaz feminizmi Orta sınıf beyaz kadınların ‘tek beden’ olduğu, ‘herkese tek beden elbise’ feminizmi olarak tanımlıyor[2]. Burada, beyaz feminizmin aslında egemen kültürle nasıl ortaklaştığını göstermek ve beyaz feminizme karşı böyle bir itiraz yükseldiğini daha net açıklamak için normalleştirme süreçlerinden bahsetmek ve bu süreçlerin yol açtığı yapısal adaletsizliği işaret etmek önemli. Normalleştirme süreçleri, bazı ayrıcalıklı sosyal grupların deneyim ve kapasitelerini geri kalan herkesi uysallaştırmak kullanılan standartlara yükselten bir dizi sosyal süreçten oluşur. Sadece toplumsal normlar değil, devlet ve hukuk normları “evrensel” olma iddiasıyla kişiler üzerinde bir normalleştirme süreci işletir; böylelikle adaletsizliğe yol açar[3]. Dolayısıyla beyaz feminizm patriyarkal, ırkçı, sınıfçı heteroseksist ve cisseksist zeminden çok da uzağa düşmez.

Crenshaw, siyah kadınların hem ana akım ırkçılık karşıtı politikalardan hem de feminist teoriden dışlanmasının getirdiği sorunları tartışırken, “bu sorunlar basitçe, siyah kadınları kurulu analitik yapının içine alarak çözülemez çünkü kesişimsel deneyim, ırkçılık ve cinsiyetçiliğin toplamından daha büyüktür. Kesişimselliği hesaba katmayan hiçbir analiz, siyah kadınların domine edildiği biçimleri yeterince irdeleyemez”[4] diyerek kesişimselliği feminizm ile ilintiliyor. Hareket, kadın kimliğinin yekpare bir bütünlük ve sabitlik içinde olmadığının, öznesi oldukları başka kimliklerin tamamına yönelik tek bir tahakküm ve ayrımcılık modeli olmadığını göstermeye çalışan bir kesişimsel feminizm ile hemhal oluyor. Crenshaw, ilk başta ırk, sınıf ve cinsiyet kesişimi üzerinden ilerleyen kesişimsel feminizm tartışmalarında, kimliklerin birden fazla zeminde hesaba katılmasına olan ihtiyacı sürekli olarak yineliyor[5].

Kesişimselliğin akademiye yansımasına baktığımızda, 80’li yıllara kadar feminist çalışmalar beyaz kadınlar üzerinden ilerlerken, ırk çalışmalarının ise siyah erkekler üzerinden ilerlemesini eleştiren siyah feministleri görüyoruz. Siyah feministler tam da bu kategorizasyona çomak sokarak akademideki bu dominasyonu kırıyorlar. Bu bağlamda, 1982’de siyah feminist aktivistler Gloria T. Hull, Patricia Bell Scott, Barbara Smith tarafından yayına hazırlanan ve bu dominasyonu işaret eden kitabın adını hatırlamakta fayda var: “Tüm Kadınlar Beyaz, Tüm Siyahlar Erkek ama Bazılarımız Cesur".

Peki, deneyimden gelen bilgi ve akademik bilgi arasında kurulmuş hiyerarşide LGBTİ+ hareketinin talepleriyle, eylemliliğiyle birlikte dönüşmeye ne kadar açık bir akademi var karşımızda?  Bilgi üretiminde kullanılan yöntemlere göre bilgiye değer biçilmesinin sonuçlarını biz LGBTİ+ ve aktivist öğrenciler olarak nasıl deneyimliyoruz? Akademide ve akademik oldukları iddiasındaki tartışmalarda kişisel deneyimim, kesişimselliğin çoğu zaman işe yaramaz bir teori, salt entelektüel bir araç, hayattan ve gerçeklerden kopuk, bilimsel araştırma metodu olamayacak kadar çok değişkenli ve zaten LGBTİ+’ların sorunlarına değmeyen boş bir gösteren gibi sunulmasıydı. Yazının başında sorduğum sorularla birlikte, kesişimselliğe bu şekilde bir karşı duruşla yaklaşılmasının anlamlarını ve sonuçlarını da düşünmek gerekiyor.

Zaman değişiyor ve artık -açık kimlikli ya da değil- LGBTİ+’lar akademideki ve aktivizmdeki deneyimlerinden de yola çıkarak derslerde söz alıyor, sadece heteroseksüel ve ikili cinsiyet rejimi gözetilerek hazırlanmış ders izlencelerine itiraz ediyor, feminist ve kuir bakış açısıyla makaleler yayınlıyor, tezler yazıyor, konferanslara katılıyor. Feminist ve kuir akademik ağlar kuruluyor, aktivist araştırmacılar ve akademisyenler konferanslar düzenliyor[6] çünkü “tüm kadınlar natrans, tüm akademi erkek, ama bazılarımız cesur”.  

Yazının başında bir iç döküş olacağını söylemiştim, soruları cevaplamaya çalışacağımı değil... LGBTİ+’lar artık “akademik çalışmalarınıza ‘katılımcı’ olmak değil, kendimiz için o çalışmaları yapmak istiyoruz” diyor. Ancak üniversiteye gidebilen ya da lisanstan sonra da eğitim hayatına devam etmeyi seçebilen lubunyalar olarak bu akademide kalma çabamız, ‘cesur’ olmaktan mı geliyor bunu da bilmiyorum. Akademik ve politik dertlerimizi yansıttığımız bir çalışma veya tez, yayınlanan bir makale, sunulan bir bildiri günün sonunda ne kadar canlı ve iyi hissettirse de madalyonun diğer yüzünde başka deneyimler olduğunu biliyorum. Kuir ve feminist arkadaşlarımın, ortak yayın hazırladığımız arkadaşımın, bazı hocalarımın, çalışmalarını takip ettiğim kuir feminist araştırmacıların/öğrencilerin yorgun olduğunu görüyorum ya da dinliyorum zaman zaman[7]. Çoğu zaman bu yorgunluğun sebebi öyle sadece üniversite yönetimi, YÖK, yasalar, kurallar da olmuyor. Sebeplerimiz o kadar uzakta değil; çok gündelikte, o dersliklerde, katıldığımız kongre ve konferanslarda, tez jürilerinde, hoca odalarında yaşadığımız fobi, ayrımcılık, yıldırma, küçümseme, ciddiye almama, bazen de yalnızlaştırılmaktan kaynaklanıyor. -Bir kıymet hiyerarşisi yapmadan- tüm bunlara göğüs geren, her şeye rağmen devam edebilen ya da lisan/lisansüstü eğitimlerini yarıda bırakan LGBTİ+’ların kaçı bunların ‘cesur olmak’ olarak ifade edilmesinden memnun olur bilmiyorum. Ancak burada ‘cesur olmanın’ daima tam zamanlı bir adanmışlık olamayacağını gözetmek gerekiyor.

Aktivizm ve akademi ikiliğinin derinleştirdiği çuvallama anlarımda “Tüm Kadınlar Beyaz, Tüm Siyahlar Erkek ama Bazılarımız Cesur” kitabında işaret edilen ‘bilimsel nesnelliğin’ nasıl eleştirildiğini aklıma getirmek belki her zaman ‘cesaret’ vermiyor ama neyi neden ve nasıl yapmak istediğime dair bir hatırlatma yapıyor. Kitapta, nesnel bilgi üretme yöntemlerinin içerdiği ırkçılığa, cinsiyetçiliğe ve sömürgeciliğe eleştiri getirirken, çabasını gösterdikleri şeyin “hiçbir şeyi değiştirmeyen soğukkanlı 'nesnel' bilim” olmadığını söylüyorlar. 'Nesnelliğin' kendisini beyaz-erkek düşüncesinin somutlaştırılmasının bir örneği olarak konumlandırıyorlar: “Hâlâ 'bilgi' olarak kabul edilen tamamen beyaz erkek çalışmalarından daha az nesnel ne olabilir? İnsanların dahil olduğu her şey nihai olarak öznel ve taraflıdır ve bunda doğası gereği yanlış olan bir şey yoktur. Siyah kadın çalışmalarının tarafı, siyah kadınların hayatlarını kurtaracak bilgiyi birincil olarak göz önüne almaktır.”[8] İster cesaret ister inat, zorunluluk, keyif ya da başka şekillerde ifade edelim, akademide var olmaya çalışan LGBTİ+ öğrenci, asistan, akademisyenler olarak hepimiz için bir ortaklık sağlayacak motivasyonlardan birinin tam da burası olduğunu düşünüyorum: “hayatlarımızı kurtaracak birincil bilgiyi göz önüne almak”.

Şimdi yıllar içinde çuvallaya tökezleye biraz olsun öğrendiğim o ‘yarı-akademik’ dilde mur murlamaya dönüyorum:

Crenshaw yaptığı bir konuşmada[9] yapabilecek olan dinleyicilerin ayağa kalkmasını rica ediyor ve bazı isimler sayacağını ve isimleri hatırlayamayanların oturmalarını söylüyor. Crenshaw isimleri söyledikçe ayakta kalan dinleyicilerin sayısı azalıyor ve bir noktadan sonra ayakta sadece birkaç dinleyici kalıyor. Crenshaw’ın saydığı ilk 5 isim polis tarafından öldürülen siyah erkek öğrencilerin isimleri, ne zaman ki yine polis şiddetiyle öldürülen siyah kadın öğrencilerin ismini söylemeye başlıyor, o zaman ayaktaki dinleyicilerin sayısında ciddi bir azalma oluyor. Crenshaw “bu kadınların isimleri zihnimizden öylece gelip geçti, çünkü bu isimleri görebilmemiz ve hatırlamamız için bir çerçeve yok. Ne medya ne de kurumlar onlardan bahsetmiyor. Toplumsal problemlerin hedeflenen bir grubun tüm üyelerini nasıl etkilediğini görmemizi sağlayan çerçeveler olmadan, birçoğu eylemlerimiz arasında kaybolup yalnızlığa terk edilecekler” diyor. Bu açıdan bakıldığında, kesişimsellik, sadece aktivizm yaparken kullanacağımız metodlarımızı, söylemlerimizi, taleplerimizi, sosyal politikalara yaklaşımlarımızı belirlerken ayrıcalıklarımızın farkında olmamıza ve dayanışmayı büyütmemize imkân veren çerçeveyi sunmaz. Aynı zamanda akademik çalışmalarda nesneleştirilen özne deneyimlerinin kim tarafından ve nasıl nesneleştirildiğine dair farkında olmamızı sağlayacak çerçeve sunar.

Senin için buradayım: Kesişimsellik

Kimliklerimizden bazıları ayrıcalıklı ve normatif sınırlar içinde olabilir: orta sınıf bir aileden gelmek, kentli olmak, natrans olmak; bazıları ise azınlık kabul edilen ve egemenin dışındaki kimlikler olabilir. Farklı tahakkümleri, sırf başka kategorilere ait oldukları için birbirinden ayrı tutmak, bu tahakkümlerin kesişimsel olarak deneyimlenip ortaya konduğunu görünmezleştirir. Egemenin ve normun dışında kalan ırk ve etnisiteden olmak, çeşitli cinsel kimlik ve yönelim, farklı sınıflardan gelmek, engelli olmak gibi çok farklı özne pozisyonlarında yaşadıkları ayrımcılık ve tahakküm pratiklerini, bu kimliklerin kimliklerinin silinmesini ancak kesişimsel bir feminizm ve aktivizm içinde tartışabilir ve tüm bu tahakküm pratiklerine karşı etik bir mücadele verebiliriz. Daha önce bahsettiğim evrenselleştirme tam da özne pozisyonlarının ayrıcalıklı oldukları ve dışlandıkları alanları görmemizi, o sesleri duymamızı engeller. 

Akademinin de bir üreticisi olduğu transfobik söylemlerin, tahakküm ve şiddet üreten diğer ırkçılık, sağlamcı, sınıfsal, heteroseksist vb. söylemlerle ilişkisi için bir kez daha Angela Davis’in geçen yaz yaptığı röportajda söylediklerini hatırlatmak istiyorum. Davis, “siyah kadınlar, dünyalarımızdan ırkçı şiddeti silmek istiyorsak, siyah trans kadınların bu konuda devamlı bir şiddetin hedefinde olduklarını hesaba katmamız gerektiği mesajını veriyordu. Devlet şiddeti, tanımadıkları insanlardan gelen şiddet, kişisel saldırılar, ilişki içi şiddet… Bu sorunların kesişimselliği konusunda feminist bir algıya sahip olanlarımız trans topluluğu şimdi desteklemezsek daha büyük çaplı bir dönüşüm konusunda umut kalmayacağını biliyor”[10] diyor.

Siyah feministlerin işaret ettiği ayrıcalıklar, ayrıcalıklı grupların kendi ayrıcalıklarını koruma çabaları ve kesişimselliği görmezden gelmeleri feminizmde ve aktivizmde hâlâ güncel. Biz bunu Türkiye bağlamında trans kadınların kadınlığını sorgulama haddi bulanlarla tartışırken, ırkçı söylemlerde, göçmen/mülteci LGBTİ+’ların seslerini duymayarak yabancı düşmanlığı dolu söylemlerde, giderek derinleşen ekonomik krizde öznelerin nasıl etkilendiğini ve sınıfsallığı yadsıyan fobik, sağlamcı ve türcü analizlerde sürekli olarak görüyoruz.

LGBTİ+’lara yönelik nefret suçu araştırmalarına, LGBTİ+’lara yönelik hak ihlali izleme raporlarına, LGBTİ+’ların sağlık hizmetlerine erişimlerine dair araştırmaların sonuçlarına baktığımızda o sayıların ardında, kurumlara yayılmış yapısal bir ayrımcılık, LGBTİ+fobi, ahlakçılık, kadın düşmanlığı, ayrımcılıklara karşı cezasızlık ve ayrımcılıkların görünmezleştirildiği ortaya çıkıyor. Şiddeti, tahakkümü üreten ve görünmez kılan bütün mekanizmalara karşı bir mücadele vermek istiyorsak bunun yolu kesişimsellikten geçiyor. Çünkü kesişimsel mücadele, kimliklerin maruz kaldığı şiddet ve tahakkümün kesişimsel olduğunu iddia ederken, aslında mücadelelerin de kesişimsel olabileceği bir imkânın yolunu açıyor.

Ali Yıldırım “Kesişen Kimlikler Arasındaki Müzakereyi Yeniden Düşünmek: İstanbul'daki LGBT+ Aleviler” başlıklı tezinde, Sünni muhafazakâr heteropatriyarkal rejimin Alevileri ve LGBTİ+’ları “sapkın ötekiler” olarak sınıflandırmada cinselliği ortak tema olarak kullandığını tartışmaya açıyor. Aleviler ve LGBTİ+’lar arasında kurulmayı bekleyen olası siyasi ittifakların imkânını sorgulamaya böylece 'ötekilerin' içindeki ezen-ezilen ilişkilerine dönük tartışmalar açarak kesişen kimliklerin sınırlarına dair bir araştırma yapıyor. Çalışmasındaki bulgularına baktığımızda kesişimsel ilişkiler ağı katman katman açılıyor. Tezinin sonuç bölümünde, kesişen bu iki kimlik arasında dayanışma imkânını tartışırken Aleviler ve LGBTİ+’lar arasındaki çeşitli dayanışma örneklerle bir ittifak imkânına işaret ediyor. 2015 yılında Alevi katliamlarında hayatını kaybedenler için düzenlenen anmalarda, "Eşcinseliz, buradayız, Sivas'ı, Maraş'ı unutturmayız” sloganının atıldığını hatırlatarak alanlarda olan LGBTİ+’ların varlığının, 2017 yılında Almanya'daki Avrupa Alevi Dernekleri Federasyonu'nun “LGBTİ'lerin kamudaki görünürlüğünü, temsiliyetini kısıtlayan tüm yaklaşımları reddediyoruz” şeklindeki açıklamasının “sapkın ötekiler” olarak sınıflandırılmış gruplar arasında güçlendirilmeyi bekleyen ittifak siyasetine dair potansiyel taşıdığını umut verdiğini söylüyor[11].

Sara Ahmed, iktidarın nasıl işlediğine dair bir açıklama getirme çabasında kesişimselliğin bir başlangıç olduğunu ifade ediyor ve bir analoji yapıyor: “toplumsal cinsiyet normları dişi bir kolun nasıl görünmesi gerektiğine dair, beyaz bir kol, hafif bir kol, çalışmamış bir kol, ihtiyatla bir göreve uyum sağlamış bir kol, gibi dar bir fikir yaratmak üzere işliyorsa, o zaman kendilerini kadın olarak anlayan, kadın oluşa kayıtlı pek çok kişi, kollarından dolayı kadın addedilmeyecektir. (…) Bizi yoldan çıkaran kollardır. Kolların sadece bir tarihi yoktur; tarih tarafından şekillendirilirler; kollar, tarihi kanlı canlı kılar. Kolların kalkıp durmasına şaşmamalı. Aksi takdirde buluşur gibi görünmeyen tarihler arasında bağlantı kurmamıza yardımcı olabilecek olan kollardır. Pek çok kol vardır; kaslı kollar, güçlü kollar, çalışan kollar, çalıştırılmayı reddeden kollar, grevdeki kollar, sanayi makinesine hizmet yolunda kaybedilen kollar, kırık kollar.  Kesişimsellik koldur.[12]

Kesişimsel pratiğin bir dayanışma ürettiğine dair örnekler çoğaltılabilir ancak Angela Davis’in ırkçı şiddeti silmek için siyah trans kadınlarla dayanışmanın gerekliliğini vurgulamasını ve Ali Yıldırım’ın tezini, Ahmed’in yaptığı analojiyle birlikte düşündüğümüzde; kesişimselliğin, çeşitli ve birbirine benzemez görünen kolları sınıflandıran iktidarı işaret eden, o kolların bazılarının bazen birlikte kalkmasını bazen de birbirlerine sarılarak tahakküme karşı dayanışma örmeyi sağlayacak bir yöntem olduğunu söylemek mümkün.

Akademide kesişimsel bir bakış açısıyla bir çalışma yapmak istediğimizde, “hayata değmiyor”, “ne olduğu belli değil”, “bu kadar odakla çalışma yapamazsınız” denilerek azımsanan kesişimsellik, şu an için bulabildiğimiz en kapsayıcı feminist yöntem ve pratik.  Kesişimsellik; ırkçılık, yabancı düşmanlığı, sağlamcılık, insan dışı hayvanların sömürüsü, homofobi ve transfobi karşıtı mücadelelerin arasındaki bağı anlamamızı sağlayan bir kavram seti olarak hem kuir-feminist mücadelede hem de akademik çalışmalarımızda kullanmamız için orada duruyor. 

 

Kaynakça

 “Cem: Akademi, aktivizmin dilini anlamıyor hatta reddediyor” https://www.unikuir.org/haberler/cem-akademi-aktivizmin-dilini-anlamiyor-hatta-reddediyor-23-09-2021

“İdil: Bi+’ların sayıca az, o kadar da problemi olmayan bir kimlik olduğu varsayımlarını yıkmak gerek” https://www.unikuir.org/haberler/idil-34-bi-larin-sayica-az-o-kadar-da-problemi-olmayan-bir-kimlik-oldugu-varsayimlarini-yikmak-gerek-34-23-09-2021

Ali Yıldırım (2018). “Reconsidering The Negotiation Among Intersecting Identities: LGBTI+ Alevis in Istanbul”.

Ali Yıldırım (2021) “LGBTİ+ ve Alevi Dünyalarını Birlikte Düşünmek: İmkanlar, Olasılıklar, Yeni Ufuklar” Dosyası, https://kaosgl.org/yazarlar/ali-yildirim-3a80b44a60e51d3a313f8169b20f5ee7

Angela Davis. (2020). “Feminizm Bizden Kapsayıcı Olmamızı İstiyor” https://velvele.net/2021/02/02/angela-davis-feminizm-bizden-kapsayici-olmamizi-istiyor/

Critique of Antidiscrimination Doctrine, Feminist Theory and Antiracist Politics

Ezgi Yılmaz, Hilal Dalka, Melis Aydin, Sena Karahan (2020). Akademide Aktivizm, Bağımsız Konferans

Gloria T. Hull. (1982). “All the Women Are White, All the Blacks Are Men, But Some of Us Are Brave: Black Women's Studies”

Iris Marion Young. (Mart, 2006). “Taking the Basic Structure Seriously”, Perspectives on Politics, 4(1), 91-97.

Jarune Uwujaren ve Jamie Utt. (2017). “Feminizmimiz Neden Kesişimsel Olmalı”. Çev: Ezgi Epifani, https://kaosgl.org/haber/feminizmimiz-neden-kesisimsel-olmali

Kimberlé Crenshaw. (1989) “Demarginalizing the Intersection of Race and Sex: A Black Feminist

Kimberlé Crenshaw. (1991) “Mapping the Margins: Intersectionality, Identity Politics, and Violence against Women of Color

Kimberlé Crenshaw. (2016). “The Urgency of Intersectionality”. https://www.youtube.com/watch?v=akOe5-UsQ2o

Sara Ahmed (2017). “Feminist Bir Yaşam Sürmek”

 

 



[1]Angela Davis. (2020). “Feminizm Bizden Kapsayıcı Olmamızı İstiyor” https://velvele.net/2021/02/02/angela-davis-feminizm-bizden-kapsayici-olmamizi-istiyor/

[2] Jarune Uwujaren ve Jamie Utt. (2017). “Feminizmimiz Neden Kesişimsel Olmalı”. Çev: Ezgi Epifani, https://kaosgl.org/haber/feminizmimiz-neden-kesisimsel-olmali

[3]Iris Marion Young. (Mart, 2006). “Taking the Basic Structure Seriously”, Perspectives on Politics, 4(1), 91-97.

[4] Kimberlé Crenshaw. (1989) “Demarginalizing the Intersection of Race and Sex: A Black Feminist

Critique of Antidiscrimination Doctrine, Feminist Theory and Antiracist Politics

[5] Kimberlé Crenshaw. (1991) “Mapping the Margins: Intersectionality, Identity Politics, and Violence against Women of Color

[6] Ezgi Yılmaz, Hilal Dalka, Melis Aydin, Sena Karahan (2020). Akademide Aktivizm, Bağımsız Konferans

[7] Bu yılki Biseksüel Görünürlük Haftasında Alican ile birlikte hazırladığımız “Akademide Bi+ Çalışmak” Röportaj Serisinde Cem ve İdil ile yaptığım röportajı okumak için: “Cem: Akademi, aktivizmin dilini anlamıyor hatta reddediyor” https://www.unikuir.org/haberler/cem-akademi-aktivizmin-dilini-anlamiyor-hatta-reddediyor-23-09-2021 ve “İdil: Bi+’ların sayıca az, o kadar da problemi olmayan bir kimlik olduğu varsayımlarını yıkmak gerek” https://www.unikuir.org/haberler/idil-34-bi-larin-sayica-az-o-kadar-da-problemi-olmayan-bir-kimlik-oldugu-varsayimlarini-yikmak-gerek-34-23-09-2021

[8] Gloria T. Hull. (1982). “All the Women Are White, All the Blacks Are Men, But Some of Us Are Brave: Black Women's Studies”

[9]Kimberlé Crenshaw. (2016). “The Urgency of Intersectionality”. https://www.youtube.com/watch?v=akOe5-UsQ2o

[10] Angela Davis. (2020). “Feminizm Bizden Kapsayıcı Olmamızı İstiyor” https://velvele.net/2021/02/02/angela-davis-feminizm-bizden-kapsayici-olmamizi-istiyor/

[11] Detaylı bir okuma için Ali Yıldırım’ın “Reconsidering The Negotiation Among Intersecting Identities: LGBTI+ Alevis in Istanbul” başlıklı yüksek lisans tezine ya da KAOS GL için hazırladığı “LGBTİ+ ve Alevi Dünyalarını Birlikte Düşünmek: İmkanlar, Olasılıklar, Yeni Ufuklar” başlıklı dosyadaki yazılarına ulaşabilirsiniz.

[12] Sara Ahmed (2017). “Feminist Bir Yaşam Sürmek”


Etiketler: yaşam, eğitim
Dijital