16/03/2007 | Yazar: Mehmet Uğur YÜKSEL

Hop-Çiki-Yaya kahramanları geri döndü. Meraklıları için önceki serinin Ponpon’u, Ajda'nın Elmasları'nda da başrolde. Burçak ise Rio de Janeiro’da.

Hop-Çiki-Yaya kahramanları geri döndü. Meraklıları için önceki serinin Ponpon’u, Ajda'nın Elmasları'nda da başrolde. Burçak ise Rio de Janeiro’da. Ama Kibar Gönül ve düşük belli jeanler giyen Hasan, Ponpon’u yalnız bırakmıyor. Aşk, nefret, cinayet, ölüm, seks, gerilim, ihtiras, komedi hepsi birden hem komik hem heyecanlı bu maceranın içinde sizi bekliyor. Mehmet Murat Somer’le Ajda’nın Elmasları’nı ve Hop-Çiki-Yaya’ların kaderini konuştuk.

Söyleşi: Uğur Yüksel

Mehmet Murat Somer, Türkiye edebiyatında yeni keşfedilen polisiye türüne yeni soluk getiren Hop-Çiki-Yaya Polisiyeleri serisiyle kendi hayranlarını yaratmıştı. Okuru travesti kahramanı Burçak’ın izinde şaşırtıcı ve eğlenceli maceralara sürükleyen Somer, ısrarlara dayanamadı ve ‘bitti’ dediği yerden yeni bir seri daha yarattı. Başka Türlü Bir Hop-Çiki-Yaya Entrikası’nın ilk kitabı ‘Ajdanın Elmasları’ adını taşıyor.

Hop-Çiki-Yaya kahramanları geri döndü. Meraklıları için önceki serinin Ponpon’u, Ajda'nın Elmasları'nda da başrolde. Burçak ise Rio de Janeiro’da. Ama Kibar Gönül ve düşük belli jeanler giyen Hasan, Ponpon’u yalnız bırakmıyor. Aşk, nefret, cinayet, ölüm, seks, gerilim, ihtiras, komedi hepsi birden hem komik hem heyecanlı bu maceranın içinde sizi bekliyor.

Mehmet Murat Somer’le Ajda’nın Elmasları’nı ve Hop-Çiki-Yaya’ların kaderini konuştuk.



Hop-Çiki-Yaya’yı konuşalım önce isterseniz. Bu isim ve seri nereden çıktı?

Önce isim olsun… Hop-Çiki-Yaya, anlamı olan laflardan değil. Bir şifre hiç değil. Ya-ya-ya şa-şa-şa gibi tezahürat lafı aslında. 60’lı yıllarda kolej maçlarında tezahürat amaçlı falan da kullanılmış. Diğer taraftan ise, o yıllarda sahne komedyenleri hop-çiki-yaya’yı efeminelik anlamında kullanmışlar. ‘Bana hop-çiki-yaya’lık yapma!’, ‘Şimdi hop-çiki-yaya’lığın sırası değil’ gibi replikler birkaç komedi plağında bile var. Ben de kalıbı sevdim ve sahiplendim. Serinin ortaya çıkışı ise kendi adıma gayet hesaplı ve kararlı bir mesele. Öncelikle iyi bir polisiye okuruyum. İzlediğim, bildiğim kadarıyla erkek dedektifler, kadın dedektifler, gey ve lezbiyenler var; ancak, travesti kahraman yok. Sırf pazarlama adına bu bir niş. Karar kısmını açarsam da, travestilerin biz ve bizim gibi ülkelerde, özellikle baskın medya tarafından sürekli zavallı, aciz, çaresiz, fuhuşa mahkum, her nevi suça teşne gösterilmelerini rahatsız edici buluyorum. Pek çok yönden rafine bir hatta birkaç travesti yaratarak sunulan bu resme karşı durmak niyetim kararımı oluşturdu. Her yaşam seçimi ve duruşu gibi travestilik DE bir seçim. İlla suçlu olmaları, toplumun çöpü olarak nitelendirilecek yaşamlar sürmeleri gerekmiyor. Ya da pek çok kitap ve filmde sunulduğu gibi sonunda suçlu karakter olarak karşıma çıkmalarından rahatsızlık duyduğum için olumlu yönleri baskın, okuyanın sempatiden öte ruh ve duygu birlikteliği kuracağı karakterler sundum. Seride suçluların genelde toplumun ‘beyazlar’ı arasından çıkması da zaten klasik negatif-pozitif kalıplarını olabildiğince ters yüz etmek istediğimden.

Burçak’sız bir Hop-Çiki-Yaya nasıl bir karardı? Şöyle de sorabiliriz: Burçak’ı niye Rio de Janerio’ya gönderdiniz?

Burçak’sız nasıl olur diye denemek istedim. Rio de Janeiro bence dinlenmek, keyifli günler geçirmek için ideal bir yer. Burçak’ın da onca yaşadığı maceradan sonra biraz buna ihtiyacı olduğunu düşündüm. Laf aramızda ben de sıkça Rio’ya kaçarım. Kitabın asıl fikir babası ise, kitabı da ithaf ettiğim, akıl hocam, yazarlık ajanım ve yakın dostum Barbaros Altuğ’dur. Ben seriyi beş kitapla tamamlamış, yeni, daha karanlık bir kitap üzerinde çalışırken beni karşısına oturtup ‘İnsanlar bu seriyi sevdi. Ponpon, Gönül, hatta Hasan özleniyor. Okuyucular çok eğleniyor. Yenisini yazmalısın’ dedi. ‘Beş tane yeter’ itirazıma da ‘Agahta Christie aynı kahramanlarla 80 kitap, Sue Grafton 30 kitap yazdı. Sense sadece 5’ diye karşılık verdi. Zaten bu konularda Barbaros Altuğ’un aklına güvenim tamdır. İkna oldum. Piyasada da yeterince iç karartıcı polisiye varken bir tane benim eklememe gerek yok dedim. Oturup ‘Ajda’nın Elmaslarını’ yazdım.



Fraulen Frühstück yeni kahraman. Diğer kahramanlara nasıl davranıyorsanız ona karşı da aynı acıma ve sevmeyle karışık duygular taşıyorsunuz. Bu kadın nasıl yaratıldı?

Aslında Fraulein Frühstück hazırlamaya başladığım gezi kitaplarının kahramanıydı. İlk macerada İstanbul’a geliyordu. Nitekim geldi! Ama başka kitap, başka seriyle. Böyle de kalacak. Yazarken hep gözümün önüne Sugar Baby ve Bağdat Cafe filmlerinden sevdiğim Alman oyuncu Marianne Sagebrecht geldi. Fraulein Frühstück, kitapta anlatılan nedenlerle hayata geç başlamış bir karakter. Bu nedenle pek çok şeye aç ve meraklı. Haliyle de önyargısız. Üstüne üstlük harcamak bitmeyecek bir servete yeni konmuş… Yani onu bekleyen kocaman bir dünya, envai çeşit yaşam, farklı lezzetler var.

Hop-Çiki-Yaya, eşcinsel mekanlarda ve hayatlarda geçiyor. Kimi zaman ‘ünlü’ isimlere de rastlıyoruz. Peki seri nerelerden ve kimlerden besleniyor?

Tamamen hayal ürünü! Kurulan bir benzerlik varsa eğer tamamıyla okuyanın zihnindendir! Genelde İstanbul diyebilirim. Her semtiyle. Ama Fraulein Frühstück memleket memleket gezecek gibi.

Ajda Pekkan… Kitabın sonuna kadar görmediğimiz Ajda, kitabın kahramanlarından biri oluveriyor. Bir yandan polisiye kurguya hizmet ederken bir yandan da ona hayranlığınızı anlatmak için bir araç olmuş sanki.

Kesinlikle! Ben de Ajda Pekkan’la büyümüş kuşaktanım. Son dönemi için aynı sadakati göstermesem de geçmişin kıymeti büyük. Hepimiz gibi o da çok değişti. Anlaşılan farklı kulvarlarda değişmişiz.

*‘Düz yolda yürümek bana pek çekici gelmiyor’



Eşcinseller için Ajda Pekkan ile Sezen Aksu arasındaki ayrımı kitapta da çiziyorsunuz. Bu iki isimi sevmek nasıl bir şey sizce?

Bir numaralı Ajda fan’ı Naim Dilmener’in dediği gibi, Fenerbahçeli olmak gibi bir şey bu. Hayranları adına, iş milli maça gelince sergilenen kardeşlik durumu. Yan yana yakışmayan isimler olduğuna inanıyorum. Kontrastları benim bakışım için fazla. Öncelikle sundukları ‘kadın figür’leri taban tabana zıt. Ajda Pekkan ‘arkanı dön ve çık’, ‘gezeceğim, seveceğim, görürsün sana neler edeceğim’ diyen, giyimi, kuşamıyla kuşaklara örnek olmuşken, öteki acınacak ve ağlayan zavallıyı temsil eden, ‘yanarım’, ‘aşk için ölmeli’yi tavsiye eden ağdalı bir arabesk.

Travesti kahramanlı bir kitap, polisiye edebiyatı yeni yeni gelişen bir ülke için şaşırtıcı bir fikirdi. En fazla, kadın kahramanlı görebileceğimiz bu türü eşcinsel dünya içinde anlatmak riskli değil miydi?

Risk almayı severim. Düz yolda yürümek bana pek çekici gelmiyor. Farklılıkları keşfetmek hoşuma gidiyor. Bence meyve de verdi. Yine Barbaros Altuğ sayesinde seri başta İspanya olmak yabancı dillerde yayınlanmaya başladı. 2007 yılında yayımlanmak üzere Fransa, İtalya, Portekiz sırada. Yani ilgi çekiyor. Diğer taraftan bakınca bizim kültür ve yaşam geleneğimizin bu konularda başka ülkelere kıyasla daha esnek olduğuna inanıyorum. Ne de olsa koskoca bir sakî, zenne geleneği, Zeki Müren ve türevleri, Bülent Ersoy fenomeni olan bir kültürümüz var.

Eşcinsellerden nasıl tepkiler alıyorsunuz? Travestiler sizi okuyor mu?

Travestiler beni okuyor mu? Bilmiyorum. Okuyorlarsa da bana görüşünü, tepkisini ya da beğenisini ifade eden olmadı. Olsa sevinirim. Eşcinsellerin tepkisini de ayrıca ayrı bir tepki çeşidi olarak değerlendirmiyorum. Ancak, okuyanlar eğlendiklerini, okurken kıkırdadıklarını söylediğinde hoşuma gidiyor. Genelde olumlu tepkiler aldığımı ifade edeyim.

Ve –yanıtından korkarak- son soru: Hop-Çiki-Yaya’nın devamı gelecek mi?

Gelecek! Hatta yolda, geliyor. 2007’nin başında elinizde olur diye umuyorum. Hem klasik Burçak’lı, Burçak’ın ağzından anlatılan Hop-Çiki-Yaya Polisiyeleri, hem de alt-seri dediğim Başka Türlü Bir Hop-Çiki-Yaya entrikaları devam ediyor.

*LGBT Söyleşi:

Mehmet Murat Somer - [[Kıkırdayarak okumak için ‘Ajda’nın Elmasları’]]

Mehmet Bilâl - [[‘Dünyada aşka ve tutkuya yetenekli bir kalpten daha saygıdeğer bir şey yoktur’]]

Fatih Özgüven - [[Öyküye ‘bir şey oldu’]]

*Konuyla ilgili haberler:

[[Somer ‘Podyum’da]]

[[Ajda’nın Elmasları kıkırdayarak okunacak]]

[[Başka Türlü Bir Hop-Çiki-Yaya Entrikası]]

Etiketler: kültür sanat
bülten