10/03/2011 | Yazar: Özgür Güçlü

Soğukça bir Cumartesi akşamı. Evden çıkıyorum, bir arkadaşımla buluşmaya. Türkiye’den üç kış önce getirdiğim sevgili paltom üzerimde.

Özgür Güçlü | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Özgür Güçlü
Soğukça bir Cumartesi akşamı. Evden çıkıyorum, bir arkadaşımla buluşmaya. Türkiye’den üç kış önce getirdiğim sevgili paltom üzerimde. Yenice aldığım ve pek benimsediğim kasketim başımda. Kulağımda iPod’um. Nilüfer’in yeni albümü “12 Düet”i bugün indirdim. Yokuş aşağı metroya doğru ilerlerken, ilk şarkı başlıyor "Erkekler Ağlamaz". Şebnem Ferah yıkıyor ortalığı...

“King’s Speech”e gidiyoruz. Konusu hakkında hiç bir fikrim yok. Ama görenler öve öve bitiremediler. E, Colin Firth’un oyunculuğunu beğenirim zaten. Boyu posu da maşallah! “Hadi film izleyelim” diye mesaj attım bir arkadaşa “Sinemanın önündeyim filmden 15 dakka önce”. Buluşuyoruz, giriyoruz içeri. Her zamanki gibi büyülü sinema salonu. Reklamlar, “gelecek program”lar bitiyor; ışıklar kararıyor. Sıra sıra insan başka bir dünyaya yelken açıyoruz. Filmin ilk kareleri perdede kaymaya başlar başlamaz, içimi yoğun bir hüzün kaplayıveriyor. Yavaş yavaş çalan piyano mu beni böyle yakalayan? Yoksa sisli, gri renkli, geçmişin İngiltere’sinden yansıyan kış görüntüleri mi?

Teyzemlerin oturma odası dolmuş taşmış akrabayla. Ev hamam gibi, pencereler buğulu. Hem kaloriferler yanıyor, hem de nefeslerimiz ısıtmış ortalığı. Herkes pür dikkat, beyaz cama bakıyor. Televizyonun siyah beyaz günleri. Birazdan Türk Sinemasi başlayacak, her Cumartesi gecesi olduğu gibi. Televizyonu olmayan yakınlar çoluğu çocuğu kapmış gelmişler teyzemlere. Aslında bizim evde var TV ama, annem “Sinemaya gider gibi oluyor” diyor. Cumartesileri teyzemlerdeyiz film saatinden önce.

Gerçekten, filmlerin tadı kalabalıkta bir başka. Soluk soluğa izliyoruz. Ayçekirdeği çıtırtıları sazende. Ahlar vahlar hanende! Her hafta yeni bir alem. Hülya Koçyiğit’li Derman, Türkan Şoray’lı Dönüş, Belgin Doruk’lu Küçük Hanımefendi, neler neler… Bazı gece, filmin jön çocuğu uyarılıyor aile büyükleri tarafından “Oldu mu oğlum? Güzelim kıza yapılır mı böyle?” Bazı gece, ablalar kendini kaybediyor “Ay halacıım! Gördün mü? Kız göre göre yakacak başını”.

Bu gece: “Boş Beşik” – halimiz harap. Tam bir melodram! Her kafadan bir ses çıkıyor. Bende gık yok, ekrana yapışmışım. Filmin sonlarına gelmişiz. Fatma Girik, bir dağ yamacında oğlunu kaçırıp yemeye çalışan kartalla kıyasıya boğuşmakta. Muhtemelen bir doğa belgeselinden araklanmış sahnelerin çoğu. Ama çocuk gözlerim nerden anlayacak bunu? Dolu doluveriyorlar, cefakar ana “Muraaaat! Muradıııım” yırtındıkça. Yutkunup, hafiften dudağımı ısırıyorum. Yara bere içinde Fatma Girik kartalla nasıl savaşıyorsa, ben de olağanca gücümle gözyaşlarımla mücadeledeyim. Gelmeyin, ne olur! Ama kartal kuvvetine insan karşı koyabilir mi? Yanaklarımdan sicim gibi süzülüyor iki damla.

Film bitiyor. Herkes yavaş yavaş dağılıyor. Teyzemlerin evinde en son biz kalıyoruz. Annem oturma odasının, mutfağın toparlanmasına yardım ettikten sonra biz de kalkıyoruz. İki yaşındaki kızkardeşim mışıl mışıl uyumuş, babam onu kucaklıyor. Annem de benim elimden tutuyor, iki bina ötedeki evimize yürüyoruz. Yolda annem:
“Haftaya sen de yatıyorsun kardeşinle, film başlamadan”, biliyordum böyle olacağını.
“Ama anne…”, itirazım yarım.
“Aması maması yok.”
“Niyeymiş?” soruyorum, sanki cevabını bilmiyormuş gibi.
“Ağlayıp duruyorsun, oğlum”.
“Valla ağlamadım anne”, isyan ediyorum.
“Gördüm ben. Yok sana film bundan sonra” Elime biraz daha sıkı sarılıyor. “Oğlan çocuğu ağlar mıymış hiç? O ne öyle…” Cümle havada kalakalıyor, sonu gelmiyor. Sessizim.

Sessiz karanlığı içindeyim sinema salonunun. Colin Firth kekeleye kekeleye bir konuşma yapmaya çalışıyor büyükçe bir gruba. Herkesten saklamak istiyor bu çaresiz, kekeme halini ama nereye kadar? Ne olduğunu anlamadan, yanaklarımın nemlendiğini hissediyorum. Önce biraz çekiniyorum yanımda oturan arkadaşımdan. Sonra aklıma Sezen Aksu geliyor: "Ağlamak güzeldir, süzülürken yaslar gözünden, sakın utanma..."

“Aman” diyorum kendi kendime “Kime ne?” Burnumu çeke çeke ağlıyorum film boyunca, tadını çıkararak. Şimdi gel de, Sezen Aksu’yu sevme!!!
 

Etiketler: kültür sanat
Nefret