21/01/2022 | Yazar: Rıza Yılmaz

Lubunyalığını gizlerken dalgaların ortasında yalnız bırakılan çocukluğum, nefesini tutmuş bekliyormuş beni. İçine saklandığı çuval uçurmuş getirmiş onu yanıma.

Kırılganlığıma notlar 3: Çocukluğuma dost değil miyim? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes alıyorum. Çocukluğumu düşünüyorum. Adım adım yaklaşıyor bana, geliyor yanıma oturuyor. Göğsüme yaslıyor başını. Bakışıyoruz, gülümsüyor. Hıçkırarak ağlama isteğime engel olamıyorum. Onu görmek, ona dokunmak neden üzüyor beni? Hiç mi gören olmadı onu? Neden sarıp sarmalamak istiyorum böyle?

Derken karanlığa karışmış çocukluk günlerim uyanmaya başlıyor. Ne kadar uyansa da karanlıkta kalıyor bazı yerler. En karanlık yerlerin, en benim olan parçalar olduğunu görmeye başlıyorum. Ne kadar kendin olabildin ki diyor bir ses. Çocukluğum dediğin gerçekten senin çocukluğun mu? Yoksa büyüklerin biçip diktiği çuvallara sıkışmış, kendisi olmasının tüm yolları tıkanmış bir çocuk mu yanındaki? Aramaya başlıyorum. Hakikaten nerede çocukluğum?

“Kaybolmuş” parçalarımı kurcalarken Kalben çalmaya başlıyor. “Sevilmemiş çocuklarmış, yazılmamış romanlarmış, belki hiç vücut bulmamış insanlarmış” diyor. Sevilmedim mi sahiden diyorum yanımda oturan çocuğu sararken. Görmeye başlıyorum onun yapaylığını. Sevilen o çocuğun benim çocukluğum olmadığını anlıyorum. Kendi olarak sevilmeyeceği öğretilmiş, rollerden rollere girmiş, en sonunda sessizliğinde kaybolmuş bir çocuk yanımdaki. İçindeki tüm seslere, tüm renklere inat sessizliği övülmüş bir çocuk o.

Sevilmek için girdiğin rollerle sevdirmeyi başarmışsın işte kendini diyor başka bir ses. Evet diyorum, yanımdaki çocuk bunu başarmış. Girdiği çuvalın içinde karanlıkta bırakmış kendi parçalarını. Fark etmeden kendi de kaybolmuş o karanlıkta. Evin uslu çocuğuymuş ama kendi hiç bu evde yokmuş.

Engel olamadığım ağlama isteğim anlam bulmaya başlıyor. O çocuğun yanında olamamak, kendi olmasına imkan yaratamamakmış nedeni. Onun yasını tutuyormuşum meğer gülümsemesini gördükçe. Yıllarca inkar ettiğim bir yası kabullenmenin vaktiymiş bugün. Çuvallamış kendime çuvallanmış kendimi sunma günüymüş…

Hep kaçtığım kırılgan bir telim daha titriyor işte. Lubunyalığını gizlerken dalgaların ortasında yalnız bırakılan çocukluğum, nefesini tutmuş bekliyormuş beni. İçine saklandığı çuval uçurmuş getirmiş onu yanıma. Sığmaya çalıştıkça yaralanmış derinlerinden. Ancak bugüne gelmesini de sağlamış, korumuş kollamış canını yaka yaka. Yıllar sürmüş bu çuvallanış…

Yalnız olmadığımı görüp o çuvalı parçalayışımı düşünüyorum. Öyle başlamıştım karanlığa hapsettiğim gerçek kendimle tanışmaya, kaybolmuş parçalarımı bulmaya. Hala arıyorum bazılarını. Çocukluğumda kaybettirdikleri o parçalar hala tam değil. Ama buldukça, kendim oldukça tamamlıyorum onları.

Tamamlandıkça görünmeye de başlıyorum sanki. Çuvalların içinde görünmez olmuş çocukluğumun aksine görünüyorum. Onun görünmezliğinin verdiği acının da parçalarımdan biri olduğunu anlıyorum. Şimdi onun yanında olamasam da hala yapabileceğim bir şeyler olduğunu görüyorum. Yeni çuvallar dikilmesin diye çabalayabilirim artık. Çuvallarını parçalamasına, kendi parçalarını aramasına ışık tutabilirim birilerinin. Bunun için olduğunu anlıyorum her ne yapıyorsam. Geç olmadan parçalansın diye o çuvallar…

Yanımdaki çocuğa bakıyorum tekrar. Gülümsemesinin ardındaki hüznü görmeye başlıyorum. Sıkıca sarıyorum onu, göğsüme bastırıyorum. Bırak nefesini diyorum. O dalgalar yok artık, güvendesin. Yanlış olan sen değilsin. Birlikte aşacağız karanlık yolları, birlikte doğuracağız güneşi. Artık yalnız değiliz. Gülümsüyorum sonra ona. Bakışırken gözlerimi açıyorum. Tuttuğum o derin nefesi özgür bırakıyorum.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: yaşam
bülten