26/12/2022 | Yazar: Sa Bahattin

Son dakikalarında zirveye tırmanmış olan gerginlik, içtiğim kahvenin de etkisiyle koltukta oturamama neden oldu. Gerim gerim gerilip nihayet küçük bir “Ohhh” ile filmi noktaladığımda alkışlamamak için kendimi zor tuttum.

Kurak Günler filmi kuir mi? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kurak Günler filminden bir kesit

9 Aralık 2022. Bir Cuma akşamı. Sinemaya yeni filmlerin girdiği gün. Normalde ismi büyük- kendi küçük bir şehirde yaşadığım için, yapılacak az sayıda aktiviteden biri olan sinemaya gitme işini hiç aksatmam. Her Cuma gösterime girmiş filmlerden bir tane seçer ve izlerim. Ama bu Cuma evde kalmak için önemli bir sebebim var: Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nin vize sınavlarının gerçekleştirileceği hafta sonu bu. Ve ben felsefe ikinci sınıf öğrencisi olarak (nasıl da hoşuma gitti bunu yazmak) yarın gerçekleşecek sınavlardan iyi not almak istiyorum. O yüzden evde kalmalı, daha önceki sınavlarda çıkmış soruları çözmeye adamalıyım kendimi.

Birden telefonuma bir mesaj geliyor. Daha önce Kaos GL için röportaj yapmış olduğum şair arkadaşımdan. “Kurak Günler” filminin afişini ve film hakkında kısa bir bilgiyi sunan bir web sayfasının ekran fotoğrafını göndermiş. “Son 20 dakikadayım. Bitince arayacağım seni” diyor.

Filmi duymuş olduğumu anımsıyorum. Sanırım Twitter’da porno izlerken gözüm çarpmıştı. Emin Alper (filmin yönetmeni), Kültür Bakanlığı’nın filme vermiş olduğu desteği geri çekmesinden ötürü insanları bilet alarak filmi izlemeye davet ediyordu. Böyle dayanışma-destek işlerine bayıldığımdan “kesin giderim” diye de kodlamıştım kendimi. Hâlbuki filmin gösterim tarihini bile bilmiyormuşum. Baksana bu Cuma imiş. Rezalet. Tam da sınavımın olduğu hafta… Olsun diyerek bulunduğum şehirdeki iki sinemanın da web sitelerine giriyor ve filmin gösterimde olup olmadığına bakıyorum. Yok! Üzülüyor, ama şaşırmıyorum. Sonuçta bulunduğum bu uzun ünvanlı şehir iktidar yanlılığın ayyuka çıktığı yerlerden biri. En son seçimlerde %70’in üzerinde oy vardı burada. Öyle yani.

Çok geçmeden arkadaşım arıyor. Heyecandan titrediğini, filmin müthiş olduğunu; daha önce birbirimize önererek çıldırdığımız bir diğer Emin Alper filmi olan ‘Kız Kardeşler’den bile iyi olduğunu, hatta son zamanlarda izlediği en iyi Türk filminin bu olduğunu söylüyor. Kıskançlıktan kuduruyorum! Ben de görmek istiyorum diye çığlıklar atsam da bu çığlıklar boşa, gidiyor. Çünkü ertesi gün sınavım var ve film yaşadığım şehre gelmemiş. Film hakkında biraz daha konuşup her şeye lanet yağdırdıktan sonra ben sınav telaşıma o da heyecanlı akşamına geri dönüyor. Ertesi gün, tüm sınavlarıma giriyorum ve nakka! Artık Pazar gününü bekleyen entel ve yalnız bir lubunyayım. Akşamı sıradan aktivitelerle (bir şeyler atıştırma, sigara, internette geyik, hornette yazışma, mastürbasyon,vs) geçirdikten sonra alışkanlığım olduğu üzere çok geç saate kalmadan uyuyorum. Sabah aklımda filmle uyanıyorum. Önce Adana’dan sonra Konya’dan ayrı birer sinemadan bilet satın alıyorum. Maksatım destek olmak. Adana memleketim. Konya ise Türkiye’de en çok korktuğum şehir. Böylesi korkutucu gerilikte bir şehirde böyle bir film gösterime girdiyse mutlaka desteklenmeli diye düşünüyorum.

İçim içime sığmıyor. An geçtikçe arkadaşımın söyledikleri tekrar tekrar aklıma geliyor: “Filmde kuir öğeler de var. Ama belirsiz. Ne bir öpüşme, ne bir dokunma ne de anlamlı bir bakış. Yönetmen bunu öylesine ustalıkla yapmış ki. Delirecem!” Filme olan merakım kat be kat arıyor.

Dayanamayacağım! Ben bu filmi izlemeliyim. Aklıma en yakın şehre giderek orada izlemek geliyor. Ne de olsa buradan oraya yolculuk minibüsle 45 dakika falan. Hemen ilgili web sitelerinden şehrin salonlarını tarıyorum. Evet, saat 13:00’da bir seans var. OLEY! Şimdi evi silsem (evi temizlemeden şuradan şuraya götüremezsiniz beni) sonra duş alıp çıksam, yetişiyorum valla. Aynen öyle yapıyorum. Hatta öyle güzel yetişiyorum ki filmden önce bir Türk kahvesi molası bile verebiliyorum (Erken kalktığımı söylemiştim değil mi?).

Film başladı. “Ay acaba nerede o kuirlik?” diye heyecanla, merakla ekrana kilitlendim. Gözlerim o sırada perdeyi delip arkadaki duvara ulaşmış olabilir. Çünkü ben filmde pek bir kuirlik göremedim. Bir söylenti etrafında dönen hiç netleşmeyen ve salt ima düzeyinde kalan bir durum. Ama filme bayıldım. Son dakikalarında zirveye tırmanmış olan gerginlik, içtiğim kahvenin de etkisiyle koltukta oturamama neden oldu (kahve bende çarpıntı da yapar). Gerim gerim gerilip nihayet küçük bir “Ohhh” ile filmi noktaladığımda alkışlamamak için kendimi zor tuttum. Aslında tuttuğum da söylenemez. Kendi çapımda alkışladım da filmi. Harikaydı çünkü. Derinlikli, incelikli, müthiş bir yapımdı. Son dönem Türkiye’sinin alegorisi. Yakından bildiğimiz birçok skandal farklı bir suretle sunulmuştu, ama hâlâ tanıyabiliyorduk onları. Son dakikalarda, filmin iki erkek karakterinin bir evde sıkışıp kaldığı anlarda yani, korkudan ağlamak istedim. Fena empati kurdum herhalde. Belki bu kadar kurmamalıydım. Çünkü ertesi güne kadar bu endişe ile yaşadım. Tuhaf bir huzursuzluk duygusu yokladı durdu beni.

Neyse, benim asıl söylemek istediğim, yani bu yazıyı yazmaktaki temel maksat; ikimiz de filmi izledikten sonra arkadaşımla yaptığımız telefon konuşmasında bana sorduğu soruya cevap vermek. Soru şu: “Sence bu film kuir bir film mi?” Cevabım hızlı bir şekilde “Hayır” olmuştu. Bunun üzerine arkadaşım benden gerekçe istedi. “Bilmem” dedim. “Belki hikâye bu temel üzerine kurulmadığı için.” O da ilginç bir çıkış yaptı “Sense8 dizisinin de temel öyküsünün LGBTİ+ olmakla bir ilgisi yok. Yine de onu pekâlâ kuir buluyoruz.” İyi sıkıştırılmıştım. Ne diyeceğimi bilemedim. Sense8’te açık kimlikli karakterler olduğunu söyleyerek geçiştirdim.

Ama sadece geçiştirdim. Soru benimle kaldı. Birkaç gün (hatta bir haftadan fazla) ara ara aklıma geldi. Sonunda cevabın ne olduğunu buldum. Cevap “beyan”dı. Kimliği ya da ilgisi beyan edilmiş bir birey yoktu filmde. Özellikle homoerotik bir gerilim yaşadıklarını tahmin etmemiz istenen iki karakterin bunu gerçekten hissettiklerini anlatan bir sekans bile yoktu. Konu hakkında yapılan bir dedikodu vardı, o kadar. Biz de bu dedikoduya dahil oluyoruz, doğru. Olaya biz de o gözle bakıyoruz, tamam. Ama hâlbuki öyle bir bilgi bize verilmese, kendimiz o sonuca ulaşmazdık belki de. Bilmiyorum yani. Silik, belirsiz bir işaret. Kesinlikle bir kimlik değil.

Özetle, Kurak Günler’i kuir bulmadım, ama müthiş bir yapım olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Öyle ki, iki hafta sonra, yani 23 Aralık 2022’de, satılan bilet sayısına ilişkin haberler ağızlarını sulandırmış olacak ki, şehrimdeki iki sinema da filmi gösterime almayı uygun buldu. Ben de koşa koşa gidip izledim tabii. Yine gerildim, gerilmez miyim? Gerilelim diye yapmışlar filmi zaten. Gerilim filmi ayol.

Sonra bu filme bu kadar para harcamış olmamla ilgili şu geldi aklıma “Peki bu bir queer bait miydi? Terimi bilmeyenler için anladığım kadarıyla açıklayayım: Yapılan bir üretime ya da sunulan bir hizmete kuir mesajlar, vurgular dahil ederek LGBTİ+ camiasının bu ürünü tüketmesini/bu hizmeti almasını sağlamak. En sığ ifadeyle “LGBTİ+’lerin parasına göz dikmek” diye de düşünebiliriz. Bu soruya cevabım ‘Kesinlikle hayır’ olur. Film, bence eşcinselliğin utanca nasıl dönüştürüldüğünü, yaşadığımız dışlanmayı, her an ensemizde hissettiğimiz tehdidi çok iyi bir şekilde perdeye yansıtıyor. Hem de bunu ismimizi vermeden yapıyor. Yani “olmak” değil “olma ihtimali”nin bile nelere yol açabileceğini gösteriyor. Ki bu belki de içinde bulunduğumuz korku atmosferinin en doğru yansımasına karşılık geliyor. Sonuç olarak; Kurak Günler filmi iyi akıl, yetenek ve maddi ortaklığın sonucunda ne denli kaliteli şeyler üretilebileceğinin muazzam bir kanıtı. Kuir ya da kuir-yemi değil. Derinlikli sinemanın şahane bir örneği.

Yapanları saygıyla selamlıyorum. Hepinize huzur, birliktelik ve dayanışma dolu günler dilerim.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat
nefret