07/09/2010 | Yazar: Yıldırım Türker

HSYK'daki değişiklikleri hayatımızı ıslah ediverecek bir Anayasa devrimi olarak sunarken, hayatımızın ıslahı adına savaşın sona erdilirilmesi konusunda nasıl sus pus oluyorsunuz?

HSYK'daki değişiklikleri hayatımızı ıslah ediverecek bir Anayasa devrimi olarak sunarken, hayatımızın ıslahı adına savaşın sona erdilirilmesi konusunda nasıl sus pus oluyorsunuz?

Referanduma neden “evet” ya da “hayır” denmesi gerektiğini açıklayanlar ortak bir körlüğü paylaşıyor. Kürt açılımı başlığı altında yaşanan hezimetten sorumlu olan iki tarafın saç saça baş başa tartışıyor olması, kanımca seyirlik bir zevk bile sunmuyor. Çünkü suskun kaldıkları noktalarda birbirlerini zorlamayarak, bir konsensüs ortamı yaratmaya çalışıyorlar. Bu oyunu ancak meraklıları heyecanla seyreder. Unutmaya, inanmaya, kanmaya meraklı yorgunlar. 
Bir kez daha bir noktaya değinmiştim. Dilde en ufak bir değişiklik yok maalesef. Çeşitli haber kanallarında tartışmaya duran insanların, Kürtler ve Kürt politikacılar üstüne fütursuzca sarıldıkları dilin hayatımızın asıl kördüğümünü oluşturduğuna inanıyorum. Kendilerinde özgürlükçülük, demokratik liyakat vehmeden kimi şahıslar, bu tartışma programlarında mutlaka, anladığım kadarıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinden “Biz” diye söz ediyor. 
Milli maç karşılaşmaları söz konusu olduğunda kimsenin yadırgamadığı bu özneye sığınma hali, aman bölünmesin diye kırk takla atılan Kürt sorunu gündeme geldiğinde son derece bölücü gelmiyor mu bu gururlu vatandaşlara? 

Şayet Türklerden, bir millet olarak söz edip o milletin sözcüsü olmaya soyunuyorlarsa iyice vahimleşen bu durum kimseyi rahatsız etmiyor besbelli. Doğal olarak bu ‘biz’, karşılarında konumlandırdıkları Kürt vatandaşlar ve onların vatandaşlık hakları üstüne de aşırı otoriteryan bir dille kâh bağışçılık kâh mümessillik arasında geziniyor. 

Özellikle dikkatimi çeken, aklı selim sahibi demokrat kontenjanından bu eşhasın, aynı salyalı milliyetçiler gibi tartışmanın bir yerinde ille de BDP’nin ‘şımarıklığından’ yakınması. BDP de iyice şımarmış. Ey, milli kimliğine düşkün vatandaş; bu nasıl bir siyaset, bu nasıl bir fikir dilidir? Bu memlekette, herkesin haklarından sorumlu bir vatandaşlık diline çalışmanın zamanı geldi de geçiyor. Her sazı eline alanın ‘biz’ diye nesebiyle başlayıp konuştuğu dil, bölücüdür. 

Kürtlerin ısrarla ‘onlar’ olarak tartıldığı meydanda hiçbir demokrasi filizi yeşermez. 
Kürtlerin ve BDP’nin beğenmediğiniz manevralarından yakındığınız gibi yakınmışlığınız var mı herhangi bir parti söz konusu olduğunda? Ben CHP’nin ve Baykal’ın ‘şımarıklığı’ başlığı altında bir diskur hatırlamıyorum sözgelimi. Ya da çiçeği burnunda Kılıçdaroğlu’ndan “haddini aşıyor” diye bahsedenin münasebetsizliği herkese aşikar olmaz mı? Bu patron dilinden; bu haddini hatırlatan, küçük gören, ehil ve reşit bulmayan dilden bir an evvel vazgeçmelisiniz. 
Fikir insanı kisvesi altında devletinize en uyanık pazarlık koşulları konusunda tavsiyelerde bulunmak, Kürt halkının nasıl köşeye kıstırılabileceği üstüne ahkâm kesmek, açılımı destekleseniz de desteklemeseniz de bölücülüğün önde gidenidir. 

Kürtlere tanınacak hakları kendi cebinizden çıkıyormuşçasına tasarrufunuzda zannetmeyin. Kürtlerin siyasi hareketi, beğenseniz de beğenmeseniz de taraftır. O hareketin söylemini, attığı adımları eleştirmek başka, o harekete ehliyetsiz çocuklarınız için, gırtlağına oturduğunuz çalışanlarınız için kullandığınız dili kullanmak başka. 

Kürt halkı, bu topraklarda rehin değildir. Haklarını açık seçik tartışmaya başlayabildiysek, o şımarık bulduğunuz insanların çektiği çilelerin, verdiği mücadelenin sonucudur. Harçlıklarını kısmak suretiyle yola getirebileceğiniz insanlardan konuşmadığınızı hatırlayın bir zahmet. 
Yepyeni, adalet ve eşitliğin yol göstereceği bir Türkiye istiyorsak, yepyeni bir imlâya çalışmak zorundayız. 
Sizli bizli konuşacaksak açılıp saçılmaya da hiç gerek yok çünkü.  Nitekim gereksiz bulunduğu da anlaşıldı. 

Farkında değil misiniz? Referandum kampanyasında kilit saldırılar, belaltı hamleleri hep Kürt sorunu etrafında dönüyor. Arada bir türban, hepimizin gözü önünde dalgalandırılıyor, aman meselenin aslını görmeyelim diye. Bu milletin çözümü tartışılmaz öncelik taşıyan derdi, Kürt sorunu ve 30 yılı aşkın süredir kan alan savaş değil mi? 

HSYK’daki değişiklikleri hayatımızı ıslah ediverecek bir Anayasa devrimi olarak sunarken, hayatımızın ıslahı adına savaşın sona erdilirilmesi konusunda nasıl sus pus oluyorsunuz? “Evet” diyenler de “hayır” diyenler de nasıl bu konunun üstünden atlayıp muğlak bir demokrasi tartışması sürdürebiliyor? 

Kürtlere ne kadar uzak durursak kardır inancıyla birbirini ‘Kürtsever’ ilan edip karalamaya çalışıyorlar, görmüyor musunuz? Kürt siyasi hareketini rehin almış, üstlerinde zar atıyor beyefendiler. Barzani’ye milyonlarca dolar yardım eden sen değil miydin? Sen de PKK ile gizli gizli görüşmüyor musun? Mustafa Muğlalı adı tugaydan kaldırılamaz. Asker o adı koyduysa bir bildiği vardır. Dünyamızı bir gün içinde değiştireceği iddia edilen Anayasayı “evet” oyuna sunanlardan, özellikle şu aralar Kürtlere su bile yok. 

Hapishane köşelerinde ölmüş bir kanlı katilin adını bile Kürt nüfusun karşısından kaldırmaya niyetleri yok. Çünkü referandum öncesi yanlış anlaşılır. Kürt’e ne kadar vurursan o kadar iyi. 
Bu Anayasa değişikliğinin Kürt sorunu üstüne nasıl bir ışığı düşüyor, neye yarayacak diye soran yok. AKP de CHP-MHP de birbirlerini karşılıklı suçluyor. Kürtlere fazla yüz verdi. Onlarla görüştü, diye. 
Bu arada “evetç”i kimi sevdiklerimiz, kıymetlilerimiz dahi öfkeyle kantarın topuzunu kaçırıveriyor. 

Bu konuda hepimizin çok şey borçlu olduğu yiğit Ahmet Altan bile bir gün gelip Kürtlerden sıkılıveriyor. “Ben BDP’li politikacılardan da, hoyratlıklarından da sıkıldım, çocuğum yaşındaki birinden hakaretler işitmek de hoşuma gitmiyor, yazıişlerindeki arkadaşlarımın neredeyse tümü karşı çıktı ama ben bundan sonra BDP yönetiminden demeç istemiyorum. Biliyorum bu gazeteciliğe aykırı, bu yüzden tiraj da kaybedebiliriz ama ben o kadar da iyi bir gazeteci değilim, iş hakarete geldiğinde tiraj falan da umurumda değil. BDP, ‘maksatlı’ olmayan, 12 Eylül Anayasasının değişmesini istemeyen gazetelerle konuşsun. Yolu da açık olsun.” Biz kendisinin babası yaşındakilerin hakaretleri karşısında da yıldığını görmedik zaten. Dolayısıyla karşısındakilerin yaşına göndermede bulunması fuzuli olmuş. Ama bir gazeteci olarak bu manifestoyu başka bir partiye, diyelim CHP’ye sunar mıydı? AKP’li politikacılar ve hoyratlıklarından sıkılmıyor mu yoksa? Onlara da, ‘Haydi başka kapıya’ demek geçmiyor mu içinden? 

Bu toplumun bütün söz alanları, Kürtlerden vazgeçerken, onları oyun dışına atar, gerektiğinde onlara hadlerini bildirirken fazlasıyla rahat davranıyorlar. Bütün mesele de tam bu çatlaktan kanıyor işte. Kürterle ilişkimizi ‘tahammül dili’yle sunuveriyoruz. Genelkurmay halkına on yıllardır nasıl davrandıysa. Ezilenin hırçınlığına anlayış göstermeden barış tesis edilemez oysa. Unuttunuz mu?
 

Etiketler: insan hakları, sivil anayasa
bülten