05/02/2021 | Yazar: Beren Azizi

Birbirlerini kadınlar üzerinden “bozulma” ile suçlayan erkekler paranoyasının hikayesi olan bu serüven, lezbiyen ve mezbiyeni tıpkı fahişe gibi kadının dışında bir yere koyarak lutilikten farklı bir şekilde hikayeleştirir.

Lezbiyen! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Herkes Ahmed Cevdet’in Maruzat’ındaki o meşhur kavm-i lut yere battı kısmını bilir ve alıntılayıp durur ama ondan hemen birkaç cümle sonra söylenenleri pek bilmez ve ne hikmetse bilmek istemez, dillendirmez. Çünkü o meşhur kavm-i lut yere battı kısmını genelde 19. yüzyıldan önce homofobi yoktu, “eşcinsellik” serbestti demek için alıntılarlar, dolayısıyla hemen sonra gelen kısımda gelenleri söylerlerse inşa ettikleri 19. yüzyıl hikyesi bozulur. Nasıl mı?

Maruzat’ın o hiç dillendirilemeyen kısmı aşağı yukarı şöyledir. Ahmet Cevdet’in dedikodusu bol ve “esrarlı” aktarımlarına göre bir gün tutucu hocalardan biri [tabii ki erkek], zürefadan bir zata demiş ki:

Lutilik azaldı, lakin zenparelik de kalksa da alem düzelse.

Hımmm bak sen hocaya… Zürefadan zat da kendisine aynen şöyle yanıt vermiş:

Hoca Efendi! Biz şimdi Hazret-i Ömer zamanına geri gidemeyiz! Sen Emeviyye ve Abbasiyye devletlerinin tarihlerini okusan bu zamanın kadrini anlar ve şükrünü ifa eder idin. Sen aradığın alemi şimdi Bursa’da bile bulamazsın. Hadim kazası [Konya’da Hadimi Hazretlerinin ilçesi], eğer Hadimi merhumunun zamanında olduğu gibi kalmış ise oraya git de rahat et!

Bir çeşit yallah söyleminin geç Osmanlı'daki erken kökleri diyebilir miyiz? Deriz herhalde, İrvin Cemil de değilim şimdi dan dan mananın sırrını çözmüş, zaman makinasına binip Osmanlı’ya gidip gelmiş gibi de konuşamam.

Şimdiii… Bu alıntı bize ne söylüyor. İrvin Cemil gibi hakikatin fotoğrafı muamelesi yapamam bu alıntıya. Birincisi bunu yazan Ahmet Cevdet, ikincisi kendince kendi tanık olduğu ( ?) geçmişi dedikodular ve bol “esrar” ile yazdığı bir metinden alıntı, üçüncüsü de bol bol karşılaştırma yapmak gerekir önceden de böyle eserler yazılmış mı diye falan filan. O sebeple bu alıntı bize ne söylüyor sorusunun yanıtı daha kompleks.

Bu alıntının alındığı eser kadınların kamusal hayatta her türlü görünmeye başlamasını hem yenilik hem “israf” yani sefahat yani dekadan üzerinden ikircikli bir şekilde anlatan bir eser. Dilleri pabuç kadar uzadı eseriyle zamanın ruhu böyle ne yapalım eseri olma arasında karar verememiş bir erkek yazarın savruluşlarının ve dedikodularının hikayesi. Padişahın da sıkılmamasını düşünmüş. Dürüst olmaya çalışan insan metodunu uygulamış. Kendi yaptıklarından da bahsederken kadınların adeta Padişah dahil erkekleri “tuzağa” düşürdüğü bir dönem bu. Adeta Phyllis ve Aristotle hikayesinin Avrupa’da Rönesans ve aydınlanma sürecindeki hikayeleştirilmesinin Osmanlı versiyonudur bu eserin bu cüzdanı:

Aristo kadar bilge bir erkeği bile bir kadın “büyüsüyle” rezil edip at gibi sürebilir!

Hans Baldung 1515 yılında Phyllis tarafından at gibi sürülen Aristo’yu gravürde resmettiğinde aynı hisleri ve paranoyaları yaşıyordu. Aydınlanmacı değerler, erkekleri kadınlar tarafından at gibi sürülmek konusunda korkutmuştur. Sadece kadınlar tarafından da değil üstelik. Marx ve Engels mektuplaşmalarında zamanı gelince arkadan verenlerin önden verenleri geçeceğinden korkup gülüşmüşlerdir.

Dolayısıyla bu eser, bir erkeğin kadın erkek eşitliği hakkında paranoyasının mizahıdır.

Bu hikayede ise lezbiyenler en baş kaldıran yere denk düşüyor. Hocayla lezbiyenin karşılaşması yeni kamusal direniş biçimine işaret eder. Paranoya artık kadın üzerine odaklıdır. La laicità è donna kitabında sekülerleşmenin önce kadın demek olduğunu izah ediyor Marilisa D’Amico! Yani sekülerleşme ile birlikte işleyen modernleşme hikayesi bir erkeklik paranoyası hikayesidir de. Bir yanda din elden gidiyor karılarınız aşüfte olacak diye ortalığı velveleye veren erkeklerle diğer yanda hayır olmayacak en namuslu biziz diye namus krizi geçiren seküler erkekler arasında bugüne kadar sürmüş ve hala süren bir paranoyadır. Birbirlerini kadınlar üzerinden “bozulma” ile suçlayan erkekler paranoyasının hikayesi olan bu serüven, lezbiyen ve mezbiyeni tıpkı fahişe gibi kadının dışında bir yere koyarak lutilikten farklı bir şekilde hikayeleştirir. Yani toplumsal cinsiyet tarihi de cinsiyetlidir. İrvin Cemil’in kütüphanesindeki kitapların Cemil’e söylemesi gerekirken söyleyemediği şey kah eşcinsel, kah LGBT ve kah LGBTİ+ yazarak ortaya çorba kavramlarla erkek erkeğe ona göre birliktelik ve seksin olması ve sonra bu birlikteliklerin kadının kamusal alanda görünürlüğü ile yere batması homofobinin girişi değildir. Homofobinin modernizmle önce “dünyaya” sonra Doğu’ya girdiğini erkekler yazmıştır.

Oysa gerçeğe daha yakın olan manzara ise kamusal alanda kadın görünürlüğünün artması ile kadın hareketinin başlamasının sinyallerinin belirginleşmesi sonucu güç sahibi erkek egemen her türlü seksüel ilişki formunun sorgulanmaya başlamasıdır. Toplumsal cinsiyetli köle efendi ilişkisindeki bu sarsılma, gerçekten kavm-i lutun yere battığı anlamına gelebilir, orada kimlerin kastedildiğini, nasıl bir egemenlik ilişkisi içinde bir ilişki formunun kınandığını tam olarak bilmiyoruz; ama LGBTİ+’nın yere battığı anlamına gelmiyor, aksine özgürleşme için patronaj ilişkisindeki bitişe de işaret ediyor olabilir. Bu ihtimali gördüğümüz kısım işte Maruzat’ın devamındaki kısım.

Yani bizim geçmişimizde LGBTİ+ yok diyen birinin ertesi gün lezbiyenlik demesi çelişki değil, kadının kamusal alandaki görünürlüğüne ve özgürlüğüne karşı aldığı biyopolitik pozisyonla aksine uyumdur. Ona göre geçmişte köle efendi arasındaki mal sahipliği üzerinden yozlaşmış cinsel eylemler olabilir, buna yok demiyor, lutilik var. Yok dediği LGBTİ+, çünkü LGBTİ+ bir cinsel eylemi anlatmaz, kamusal politikayı anlatır. Bu kamusal politikayı da başlatanlar lezbiyenler mi? İşte çok önemli bir soru burada. Fahişelerle lezbiyenler üzerine düşünmemiz gerekiyor!

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kadın, yaşam, siyaset, cinsellik
Nefret