03/12/2021 | Yazar: Alp Kemaloğlu

1 Aralık Dünya AIDS Günü’nden 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ne eşitlik yazılarıyla karşınızdayız. Psikolog Alp Kemaloğlu, #eşitlikiçin LGBTİ+’ların ruh sağlığı hizmetlerine erişimi ve önündeki engelleri yazdı.

LGBTİ+’ların Ruh Sağlığı Hizmetlerine Erişimi ve Önündeki Engeller Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

LGBTİ+’lar yaşamın birçok alanında olduğu üzere sağlık hizmetlerinden faydalanırken de sık sık marjinalleştiriliyor ve eşitsizliklere maruz kalıyor. Bu hizmetlerden faydalanırken LGBTİ+’lar toplumun geri kalanına kıyasen daha fazla olumsuz deneyim bildiriyor. Bildirilen olumsuz deneyimler ise iletişimde yaşanan sorunlardan alınan hizmetten memnun kalmamaya kadar geniş bir aralıkta seyredebiliyor (Zeeman ve ark., 2019). Özellikle sağlık kurumlarında alınan hizmetler özelinde sağlık çalışanlarının bireysel tutum ve davranışlarının ötesinde kurum seviyesinde ayrımcılığa maruz kalınıyor. Hal böyleyken LGBTİ+’lar acil durumlar da dahil olmak üzere ihtiyacı ve hakları olan sağlık hizmetlerine erişmekten kaçınabiliyor.

Genel anlamda sağlık alanında maruz kalınan eşitsizliklerde olduğu gibi ruh sağlığı alanında yaşanan eşitsizlikler açısından bakıldığında sosyal, kültürel ve politik faktörlerin girift etkileşiminin etkilerini görebiliyoruz. LGBTİ+’lar için bu etkileşim kendisini heteronormativite (sosyal ve kültürel normlar ile toplum yapısının heteroseksüelliği öncelemesi ve tercih etmesi), cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsiyet karakteristiği ve cinsiyet ifadesiyle ilintili olarak hedef gösterilme, bireysel ve kurumsal seviyede ayrımcılık, önyargı ile damgalanma ve bunun yarattığı stres olarak gösterebiliyor.

Heteroseksüelliğin norm olarak kabul ediliyor olması çoğu LGBTİ+’nın ruh sağlığı hizmetlerinden faydalanmak istediklerinde heteroseksüel, cisgender olup interseks olmadıkları varsayımıyla karşılaşmalarıyla sonuçlanıyor (Utamsingh ve ark., 2016). Sıklıkla gerçekleşen bu varsayım ve üzerine inşa edilmiş protokoller ve prosedürler LGBTİ+’lar için bazen bir endişe kaynağı (açılmak zorunda olmak gibi), bazen haklı bir öfke kaynağı (kaliteli bir hizmet almak için hizmet sağlayan uzmanın bilgisizliğini tolere etmek ve hatta bu eksiği kapamaya gayret etmek gibi) ve bazen de kendi başına bir risk faktörü (kaygı veya öfke nedeniyle yardım almaktan imtina ederek kendine veya bir başkasına zarar vermek gibi) olabiliyor.

Cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, cinsiyet karakteristiği ve cinsiyet ifadesi bağlamında kapsayıcı olamayan her tür ruh sağlığı hizmeti alt metinde LGBTİ+’ları en iyi ihtimalle “istisna” en kötü ihtimalle ise yüzyıllardır süre gelen ve çok yakın bir tarihe kadar devam etmekte olan “normal olmayan” kategorisine koymaya devam ediyor. Ruh sağlığı uzmanlarının aldıkları eğitim ve devamında edindikleri profesyonel deneyim süresince şans eseri karşılaşmadıkları veya kendi çabalarıyla LGBTİ+ kişilere ve toplumuna dair kendilerini beslemedikleri sürece heteronormativitenin ruh sağlığı alanındaki hegemonyası yıkılması mümkün olmuyor ne yazık ki.

Damgalama, önyargı ve ayrımcılık çoğunluğun varsaydığı normların içinde olmayan herkesi hizaya getirme için kullanılan kişilerarası, toplumsal ve kurumsal araçlar olarak işlev görüyor. LGBTİ+’lar, bu hayali normların içinde olmadıkları düşünüldüğünden, sıklıkla bu araçlarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu karşılaşma ne yazık ki hayatın her alanına sızıyor ve kronikleşiyor. LGBTİ+’ların, varoluşlarına dair yanlış inanışlar ve mitler nedeniyle, maruz kaldıkları bu tekrarlı karşılaşmaların sonucuysa toplumun geri kalanını etkilemeyen faktörlerin LGBTİ’ların yaşamında yoğun bir stres kaynağı oluşturması oluyor. Azınlık stresi teorisi olarak adlandırılan bu konsept (teorinin adlandırmasında toplum sağlığı perspektifinin etkilerini görüyoruz fakat burada tartışmak yazının amacıyla bağdaşmayacağından üzerinde durmuyorum) LGBTİ+’ların ruh sağlığına erişimindeki temel engellerden biri olarak tarif ediliyor (Meyer, 2003).

Sosyallik içerisinde sık sık maruz kalınan bu olumsuz deneyimler LGBTİ+’ların benzer deneyimleri ruh sağlığı uzmanlarından görme endişesiyle sonuçlanıyor. Aşikar ayrımcılık olaylarının yanı sıra (tedaviyi reddetmek gibi) ruh sağlığı uzmanı ve hizmet alan LGBTİ arasında ortaya saçılan mikro-agresyonlar (cinsiyet ya da cinselliğe dair konuları konuşmaktan çekinmek gibi) gerçek hayatta örneklerini gördüğümüz olumsuz deneyimler. Bu deneyimlerden haberdar olunması ya da yaşamın diğer alanlarındaki olumsuz deneyimlerin ruh sağlığı hizmetlerinden faydalanırken de yaşanacağı ihtimali LGBTİ+’ların bu hizmetlere ulaşmaları güçleştiriyor. Ne yazık ki bu engelin aşılıp ihtiyaç duyulan hizmete erişim sorumluluğu ise çoğu zaman kişilerin kendi çaba ve emeklerine kalıyor.

LGBTİ+’lar ruh sağlığı hizmetlerine erişimde çoğunlukla olumsuz deneyimler aktarma eğiliminde oluyorlar. Bu deneyimler ise ruh sağlığı uzmanlarıyla iletişim problemleri ve sağlanan tedavi ve bakımdan memnuniyetsizlik olarak kendini gösteriyor. Toplumun geneline kıyasla LGBTİ+ kişilerin iki ila üç kat daha fazla psikolojik ve duygusal problem bildiriyor olması (King ve ark., 2008) gibi veriler ise bu konunun öneminin altını çiziyor. Gerçekten, ihtiyacın bu denli görünür olduğu bir durumda bu yönde atılan adımların yetersizliğini bu eşitsizliğin altında yatan etmenlerle açıklamak mümkün olsa da anlamak pek mümkün olmuyor.  

Ne ülkemizde ne de dünyada henüz LGBTİ+ kapsayıcı bir eğitim pratiği oturmadığından ruh sağlığı uzmanlarına düşen görev kendilerini bu konuda geliştirmek oluyor. Hem bireysel çapta hem de meslek örgütleri, üniversiteler ve diğer eğitim programları çapında bazı normların ve inançların sorgulanması, bununla birlikte bazı gerçeklerin kabul edilerek daha yüksek sesle dile getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunlardan ilki cinsiyetin ikili bir karşıtlık olduğu inancından vazgeçmek. Bu vazgeçişin biyolojik, sosyal ve türevi her türlü özcülüğü bir kenara bırakıp aşikâr bir biçimde ikili olmayan cinsiyetlere saygı duymayı da içermesi gerekiyor. Çünkü istisnai ya da koşullu bir kabul otomatik olarak görünmez kılınmayla sonuçlanıyor. Bunun sonuncunda ise halihazırda ihtiyaç duyanlara ulaşamadığımız, yalnızca ayrıcalıklı cisgender heteroseksüellerin faydalanırken sıkıntı yaşamadığı bir sistemle baş başa kalıyoruz.

Cinsiyet çeşitliliğinin yanı sıra cinsel pratiklerdeki çeşitlilik de aynı şekilde sistematik bir şekilde inkâr ediliyor. İnkâr ediliyor diyorum çünkü doğada sıklıkla gözlemleyebildiğimiz heteroseksüel olmayan pratikler ne hikmettir ki insan özelinde kötülenen, yasaklanan ve öyle ya da böyle cezalandırılan pratikler halini alıyor. Benzer şekilde herhangi bir ilişki formunun idealize edilmesi (monogami gibi) ya da her insanın bir partneri olmasına yönelik inançlar daha geniş bir perspektiften LGBTİ+’ların ihtiyaç duyduğu hizmeti alamayışlarının nedenlerini sorgulamamıza yardımcı olacağını düşünüyorum.

Yaşanan eşitsizliğe klinik bir gözlükle bakıyor olmak ise iki açıdan LGBTİ+’ların faydalandıkları ruh sağlığı hizmetlerine yönelik memnuniyetsizliklerini etkiliyor olabilir. İlki daha önceden belirlenmiş herhangi bir tabloya uymayan sıkıntılara yönelik hizmet sunul(a)maması olarak kendini gösterirken diğeri bir “patolojiyle” ilintili olmadığı sürece LGBTİ+ varoluşu bütünlüklü bir şekilde klinikte ele almamak olarak karşımıza çıkıyor. Belki burada ruh sağlığını psikolojik problemlerin ortadan kaldırılması gibi medikal bir açıdan değil de kişinin esenlik halinin ayrılmaz bir parçası olarak ele almak faydalı olacaktır. Bu sayede kişilere bireysel ihtiyaçlarını duyurabilme ve hak ettikleri saygıyı görme olanağını tanıyabiliriz.

Kabaca resmini çizmeye çalıştığım bu resmin bize temelde anlattığı iki şey var. İlki sosyal adalet kavramıyla da oldukça yakından ilişkili olan LGBTİ+’ların varoluşları nedeniyle toplumdaki diğer kişilerden farklı muameleye maruz kalması ve bunun sonucunda LGBTİ+’ların kendi tutum ve davranışlarını düzenleme sorumluluğuyla baş başa bırakılmaları. Bu eşitsizliğin giderilmesinin bir yolu cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, cinsiyet ifadesi, cinsiyet karakteristiği temelli ayrımcılığa uğranmasının yasal önlemlerle önüne geçilmesi olacaktır. Buna ek olarak kendi işleyişlerini belirleme noktasında görece bir serbestiye sahip olan sağlık kurumlarının (hastanelerden özel kliniklere) hizmet verirken nasıl kapsayıcı olabileceklerine dair kafa yormaları ve gerekli değişimleri ivedilikle gerçekleştirmeleri yasalar ile gündelik hayatın daha hızlı bir şekilde entegre olmasını sağlayacaktır. Elbette ki mevzuatın değişmesi çok uzun zaman alabilen bir süreçtir. Bu nedenle kurumların bu süreci beklemeden varolan eşitsizliğe müdahalede bulunması “zarar vermeme” prensibiyle meşrulaştırabileceğimiz etik bir sorumluluktur aslında.

Sosyal adalet meselesine ek olarak ayrımcılığın kendisinin ve buna bağlı LGBTİ+’ların deneyimlediği stresin LGBTİ+’ların ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan çalışmalarla ortaya konmakta. Bu da devam eden eşitsizliğin diğer bir boyutunu bize görünür kılıyor. Yani yaşanan şey politik, sosyal ve hukuki boyutları olan bir sorun olmanın ötesinde kendi başına LGBTİ+’ların ruh sağlığını etkileyebilen bir etmen oluyor. Dolayısıyla yaşanan eşitsizlikleri gidermek için izlenebilecek yollardan bir diğeri de ruh sağlığı uzmanlarının bu konuda bilgi sahibi olarak sağladıkları hizmetleri planlarken LGBTİ+’ların kendine has stres kaynaklarını değerlendirmeleri oluyor.

Anlatımın arka planında süregiden tüm olumsuzluğa karşın ne mutlu ki ruh sağlığı uzmanları arasındaki artan ilgi ve tüm engellere rağmen görünürlüğü artan LGBTİ+ toplumunun dayanışması sayesinde bireysel ve örgütsel adımlar atılmakta. Amerikan Psikologlar Derneği’nin (APA) yayınladığı LGB’lerle çalışmaya dair rehber (APA, 2021) gibi uluslararası alanda söz sahibi kurumların çalışmalarının yanı sıra Türkiye özelinde sivil toplum örgütlerinin ev sahipliği ile gerçekleşen LGBTİ+’lara ruh sağlığı alanında kapsayıcı ve ayrımcılıktan uzak hizmet vermeye yönelik eğitimler ve çalıştaylar yerelde doğru bilginin yaygınlaştırılması, uzmanların tavır ve tutumlarının dönüştürülmesi, aynı zamanda alanda karşılaşılan güçlüklerin dile getirilmesi için eşsiz fırsatlar sunuyor. Bu doğrultuda 17 Mayıs Derneği, SPoD (Sosyal Politika, Cinsiyet Kimlği ve Cinsel Yönelim Araştırmaları Derneği), Kaos GL, Genç LGBTİ+, Özgür Renkler Derneği gibi örgütler LGBTİ+ toplumunu güçlendirirken aynı zamanda ruh sağlığı alanında çalışan kişilere de birer kaynak olma işlevi görüyor. Ek olarak halihazırda LGBTİ+’larla ruh sağlığı alanında güçlendirici bir şekilde ve (bence) aktivist bir tutumla çalışan ruh sağlığı uzmanları için ise bilgi ve deneyimlerini aktarabildikleri kapsayıcı bir platform sunulmuş oluyor. Bununla birlikte Türkiye’deki ruh sağlığı uzman örgütleri ile ilintili meslek örgütlerinin alanda faaliyet gösteren LGBTİ+ örgütleri ile iş birliği içerisine girmesi ayrımcılıktan ve fobiden uzak ruh sağlığı hizmeti sağlayabilmek için elzem olduğunu düşünüyorum ve yakın zamanda uzun soluklu bir araya gelişlerin gerçekleşmesini temenni ediyorum.

Referanslar

American Psychological Association, APA Task Force on Psychological Practice with Sexual Minority Persons. (2021).  Guidelines  for  Psychological Practice with Sexual Minority Persons. Retrieved from  www.apa.org/about/policy/psychological-practice-sexual-minority-persons.pdf.

Utamsingh, P. D., Richman, L. S., Martin, J. L., Lattanner, M. R., & Chaikind, J. R. (2016). Heteronormativity and practitioner-patient interaction. Health communication31(5), 566–574. https://doi.org/10.1080/10410236.2014.979975

King, M., Semlyen, J., Tai, S. S., Killaspy, H., Osborn, D., Popelyuk, D., & Nazareth, I. (2008). A systematic review of mental disorder, suicide, and deliberate self harm in lesbian, gay and bisexual people. BMC psychiatry8, 70. https://doi.org/10.1186/1471-244X-8-70

Meyer, I.H. (2003). Prejudice, social stress, and mental health in lesbian, gay and bisexual populations: Conceptual issues and research evidence. Psychological Bulletin, 129, 674-697. https://doi.org/10.1037/0033-2909.129.5.674

Zeeman, L., Sherriff, N., Browne, K., McGlynn, N., Mirandola, M., Gios, L., Davis, R., Sanchez-Lambert, J., Aujean, S., Pinto, N., Farinella, F., Donisi, V., Niedźwiedzka-Stadnik, M., Rosińska, M., Pierson, A., Amaddeo, F., & Health4LGBTI Network (2019). A review of lesbian, gay, bisexual, trans and intersex (LGBTI) health and healthcare inequalities. European journal of public health29(5), 974–980. https://doi.org/10.1093/eurpub/cky226

 

*Bu yazı, Avrupa Birliği'nin desteklediği Eşit Haklar için Savunuculuğu Güçlendirme Projesi kapsamında hazırlanmıştır. Bu durum, yazının içeriğinin AB'nin resmi görüşünü yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, sağlık
Telegram