24/09/2010 | Yazar: Selin Özçelik

Ahlaklı yapmak için yok sayan, hasta sayan, kendine benzetmeye çalışan zihniyetin; birilerini yalnızca Ermeni , yalnızca Kürt olduğu için yok etmek isteyen zihniyetten bir

Selin Özçelik | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selin Özçelik

Ahlaklı yapmak için yok sayan, hasta sayan, kendine benzetmeye çalışan zihniyetin; birilerini yalnızca Ermeni , yalnızca Kürt olduğu için yok etmek isteyen zihniyetten bir farkı var mı diye soruyor insan? 

Selin Özçelik yazdı
 
”Tarih, tek gerçek ahlaki değerleri bulduğuna kendisini ikna eden ve ona katılmayanları yok etmeye veya değiştirmeye kalkışan kararlı insanların yarattığı sefaletle dolu.”*
 
Biz kimsenin cesaret edemediği şeyleri göstermeye çalışıyoruz. Ahlâksızlık propagandası yapmıyor, aksine o tip insanların profilini sergiliyoruz. Bu kişiler ve ahlâksızlıklarını gösterebilmek için ahlak sınırları dışına çıkmadan bir şeyler yapmak zorundayız” 
 
Bu sözler yayınlandığı ilk bölümünde dizinin içerisine yerleştirdiği eşcinsel ilişki kareleriyle ilgi çekme derdinde olan Kılıç Günü dizisinin yapımcısı Osman Sınav’a ait. Kendisine büyük rol biçmiş. Ahlaksızlıkları ayyuka çıkarıp toplumu böyle “ahlaksız”lardan temizlemek niyetinde. Bir yazar tarihin bir evresinde şöyle söylemiş: Ahlaki kesinlik her zaman kültürel geriliğin işaretidir. Kişi ne kadar az uygarsa, tam olarak neyin doğru, neyin yanlış olduğundan o kadar emindir. İnsanlığın tüm ilerlemesi, ahlaki alanda bile, şu an ki ahlaki değerleri körce savunup, başkalarına zorla uygulatmaya çalışanların değil, bu ahlaki değerlerden şüphe edenlerin eseridir. Gerçekten uygar bir insan, sadece bu alanda değil, her alanda her zaman şüpheci ve hoşgörülüdür. Onun kültürü “tam emin değilim” cümlesine dayanır.Yazarın ismi Henry Mecken, 1900’lerin başlarında yaşamış ve şüphesiz birey ve toplum analizleri konusunda başarılıymış. Öyle ki 2010 itibariyle hâlâ önyargılı, çok bilen, dayatmacı, ötekileştirici zihniyetlere karşı onun tarif ve analizlerinden yararlanarak yorumlar yapabiliyoruz.
 
Türkiye koşulları göz önünde bulundurulunca şaşırmadığım bu yorumun ardından, tam da zıttı başka bir demeç geliyor. Bu defa dizideki eşcinsel karakter bir TV programında yorumluyor; gey arkadaşlarım var ve ne yazık ki seçimlerini gizlemek zorunda kalıyorlar, toplumumuz çok önyargılı, bu önyargının artık kırılması gerekiyor, biz alışılmadık bir şey yaptık, umarım devamı gelir; diyor. Sahnelerin neden çekildiğine ilişkin dizi ekibinde derin bir kafa karışıklığı mevcut olsa gerek.
 
Yüzyıllardır birilerinin, bazı grupların, toplulukların kötü ve kaka ilan edilip kendisini defalarca ve defalarca aklama derdine olan bir toplumun parçası olarak kendimi hep kötü ve kaka ilan edilmişlere yakın buldum. Sanki biz pislendikçe onların diliyle, onlar temizlendiler kendilerince. Ötekileştirme ve yok etme zihniyeti bu coğrafyada egemenlerin sanatında, edebiyatında, biliminde, sporunda hep karşılaştığımız bir alan. Yeni yeni başlayan da ötekileri kullanarak onlar üzerinden propaganda yapmak. Hükümet ve muhalefetten alışık olduğumuz bu tarz artık sanatta da kendini gösterir oldu. Referandum sürecinde 12 Eylül mağduru devrimcilerden söz ederek kendini darbe karşıtı göstermeye çalışan bir hükümetin yönettiği toplumda da birileri çıkıp geyleri gündem etmek istedik diyip, “bunlar ahlaksızlar” diyebilir değil mi, bundan doğal ne var?
 
Geçtiğimiz hafta sevgili Osman Sınav kendi eserinde bir “ahlaksızlık” ile mücadele ederken bir diğer “duyarlı” yapımcı da tecavüzü işleyerek tecavüzün toplumda açtığı yaraları gündem ettirmek derdinde olduğunu anlatıyor. Tecavüzün toplumda açtığı yarayı konuşturmak öylesine önemli ki onun için, bunun nasıl konuşulduğu hiç önemli değil. Tecavüz sahnesinin dehşet verici ve sorgulatıcı olması gerekirken 5 erkeğin gözünden yerde çırpınan bir kadın bedenini göstererek verildiğini izliyoruz. Elbisesi yırtılan, çığlıklar atarak kıvranan genç bir kadını izleyerek tahrik olan, kadının bu zorlanmadan zevk aldığını düşünerek kendisine fantezi üreten binlerce magandanın fikren nasıl beslendiğinden bağımsız, günlerdir dizide verilmek istenen mesajın “tecavüz kötüdür” olduğunu dinliyoruz. Evet tecavüz kötüdür, bir kadının gözünden daha kötüdür. Salyaları akarak üzerine abanan, bedenini hunharca parçalayan adamı gösterdiğinizde kötüdür. Tecavüz edip sonra da vicdanına mahkum olan adamlar ile ilgilenmiyoruz. Hatta kişisel olarak daha beter olmalarını dilerim. Tecavüze uğrayıp tecavüzcüsüyle evlenmek zorunda bırakılan, tahrik ettiği gerekçesiyle tecavüzcüsü haklı bulunan, psikolojik destek bile alamadan ömrünü tecavüz anını aşmakla geçirmek zorunda kalan, hatta tecavüze uğradığını söyleyemeyen milyonlarca kadınla ilgileniyoruz. Kocası tarafından tecavüze uğrayan ve buna gün be gün yeniden katlanmak zorunda olan kadınlarla ilgileniyoruz. Gözaltında, cezaevinde taciz ve tecavüze uğrayan travestiler, transeksüeller, kadınlarla ilgileniyoruz.
 
Birilerine göre daha “ahlak”lı bir Türkiye toplumu olsun diye, geylerin, travestilerin, transeksüellerin, biseksüellerin, eşcinsellerin, kadınların yok edilmediği, bir toplumda yaşamak için çok ses çıkarıyoruz aslında. Çığlıklar atıyoruz.
 
Ahlaklı yapmak için yok sayan, hasta sayan, kendine benzetmeye çalışan zihniyetin; birilerini yalnızca Ermeni , yalnızca Kürt olduğu için yok etmek isteyen zihniyetten bir farkı var mı diye soruyor insan?
 
O zaman hiçbir katil kendi başına suçlu değil; kendine araç olarak ürettiği edebiyatla, sanatla, sporla, siyasetle beyinler doldurup katiller yaratan bugünün egemenleri tüm katillerin suç ortağı değil mi?
 
*Peter Lloyd


Etiketler: medya
Nefret