01/08/2022 | Yazar: Lena Sans

Ne kadar çok taş varmış. Hepsi bir şekilde yontulmuş. Of Heraklitos bunlar da değişiyor, haklısın galiba.

Lütfen buna izin verme Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Resim: A Stormy Sea, Claude Monet, 1884

Felsefe beni enterese etmiyor. Sinirlerim bozuk. Heraklitos iki kuruş aklın yok. Canım yanıyor. Ayaklarım kan içinde. Bu kadar zorlanacağımı bilsem girmeyecektim suya hiç. Zemindeki taşlar güzel görünüyordu. Keskin olduklarını nereden bilebilirdim? Akarsuyla beraber ilerleyen balıklar rahatsız görünmüyordu. Kimse suyun tersine gideyim de çocuk yapayım demiyordu. Doğru bir zaman olduğuna aldanıp girdim. Islandım doğal olarak ama saçlarım nehire uzanan dallara takıldı. Her seferinde tekrar tekrar dallara takılıyordum ama ne yapabilirim saçlarımı toplamak bir şeyi değiştirmiyor.

Rivayete göre kar sularının eriyip akmaya başladığı dağda bir cadı varmış. Büyü malzemelerini bu nehirde yıkar, tütsülerinin küllerini döker, kristallerini hep bu nehirden seçermiş. Nehrin başlangıç noktasına yakın olan evinde sürekli şöminesi yanar, kazan kaynarmış.

Haklı olduklarını ben de biliyorum. Bildiğimi bildiklerini de. Bildiklerini söylediğimi biliyorum. Söylediklerimi takip edemiyorum. Heraklitos ne demiş? “Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz.” Nehirdeki taşlar parlak ve hareketsiz. Davetkâr görünüyorlar. Ayaklarım taşların üzerinde kaydı ve akıntıya kapıldım. Taşlar sürekli gözümün önünden geçiyordu. Hareketsiz olmaları gerekiyor diye düşünmüştüm. Ne kadar çok taş varmış. Hepsi bir şekilde yontulmuş. Of Heraklitos bunlar da değişiyor, haklısın galiba.

06:00 ve cadı yeni uyandı. Nehrin yanındaki küçük yeşil kulübeden odunları almaya çıktı. Dalga sesini özlediğini düşündü. Akarsuyun kaotikliği ve hızı onu artık rahatsız ediyordu. Sahilde yaptıkları çıplak ritüellerden sonra ateşin yanında terler içinde uzanıp dalga seslerini dinlediği hatıralar aklında hala çok canlı. Uzun bir süredir nehrin yanında yaşadığını biliyor ama ne kadar olduğunu tam kavrayamıyordu. Dalga seslerini unutmaktan korkuyordu. Nehrin sesleri dalga seslerinin yerini edinmeye başladığında ay tanrıçasına sesleniyor ve ağlıyordu: “Lütfen buna izin verme.”

lutfen-buna-izin-verme-1

Çizim: i_do_poke

Sinirli değilim artık. Gitmek istiyorum buradan. Gidiyorum da zaten. Kontrolsüzce. Canım çok yanıyor. Taşlar yumuşak gözükse de vücudumdaki kemikleri kırmak konusunda çok iyi. Suyu hissedemiyorum artık. Sadece çarpan şeyleri hissediyorum. Taşlar gözümü alıyor ama başka neler var canımı yakan seçemiyorum. Gözyaşlarım suya karışıyor. Kanımın tadını nasıl alabiliyorum şu an, anlamıyorum. Heraklitos yardım et.

Odunları ateşe verirken zorlanıyordu cadı. Kuru odun bulması çok zor. Kış daha yeni bitti ve hava çok nemli. Eskiden olduğu gibi ağaçları deviremiyor, baltayla parçalayamıyordu. Ateşi yakmak zorunda olduğunu ve bir şekilde yanacağını bildiği için meşakkatli olması umrunda değil. Her gün ritüel yapması gerekiyor ama artık hangilerini hangi gün yapması gerektiğini hatırlamıyordu. Evin en kuru ve güneş alan odasına lavanta büyütüyordu. Neredeyse her ritüelinde kullanıyordu. Ritüelin kendisi için gerekli olmasa da gözyaşlarını durduran tek tütsü oydu. Yıllardır enerjisini, yaşadığı üzüntüden alıyordu ama sürekli ağlamaması gerek. Çünkü konuşamıyor ve düşünemiyordu ağlarken. Ağlamanın enerji yoğunluğunu ritüelleri için istismar etmek istemiyordu.

Çok soğuk olduğunu hissediyordum ama şu an titrediğimi de hissediyorum. Gözlerimi açamıyorum. Neden bilmiyorum. Nefesimi düzenli alabiliyorum. Suyu hissedebiliyorum. Bir şeyler çarpmıyor. Sürünüyorum aklımdan geçen ilk yöne doğru. Toprağı hissettiğimde verdiğim o derin nefes küçük partikülleri yüzüme uçuruyor. Islak olmayan bir şeyler hissetmek çok güzel. Saçlarımı toplamaya iten ağaç dallarına teşekkür ederim. Her dala takıldığımda daha sert bağlamama sebep olduğu için de teşekkür ederim. Saçlarımın savrulmasıyla birlikte o kadar taşa çarpmaya dayanamazdım. Suda boğulmak yerine saçlarımda boğulmak sinir bozucu olurdu. Düşüncelerimin hızlandığını hissedebiliyorum. Canımın aslında ne kadar çok yandığını da daha iyi hissediyorum. Göremiyorum ama nehrin sesleri beni çok korkutuyor. Akıntıya tekrardan takılmak istemiyorum. Otlara bu kadar sık bir şekilde tutunmamalıyım sanırım ama tek güvencem şu anda bu. Gözyaşlarım yüzünden gözlerim bu kadar şişmiş olamaz.

Ritüele başladığında çoğunlukla olduğu gibi ağlamaya başladı. Yıllardır yazıp biriktirdiği ilahiler ona hatıralarını geri getiriyordu. Hüzünle baş etmeyi öğrenmek çok istiyordu. Lavantayı yaktı. Ateşi üfledi. Dumanı içine çekti. Ağlaması durmadı. Gittikçe hızlanırken hıçkırıkları, neden olduğunu anlayamaz hale geldi. Hatıraların verdiği hüzün artık düşüncelerinde değildi. Sadece ağlıyordu, hıçkırarak. Kristallerinden birini eline aldı, bir demet lavantayı şöminenin içine attı ve en sevdiği tanrıçasına seslendi. “Lütfen buna izin verme.”. İşe yaramadı. Artık nefes almak zorlaşıyordu. Gözlerini kapattı ve duygularını anlamaya çalıştı. Duygu hissetmiyordu sanki. Vücudu ona ağlamasını dikte ediyordu. Buna izin vermeliyim diye düşünerek geçmesini beklemeye karar verdi. Bir süreden sonra dayanılmaz hale geldi. Artık düzenli nefes alabilmek istiyordu. Gözleri ağlamaktan kızardı ve şişti. Gözyaşlarının arasında sadece ateşin hareketlenmesini görebiliyordu. Geri kalan her şey bulanıklıktan ibaretti.

Biraz daha uyumak istiyorum, şu an değil. Kapa çeneni ve uyumama izin ver. Nehrin korkunç sesine daha yeni alışmışken bu çığlıklarla karışık ağlamayı duymak istemiyorum. Sinirlenmeye başladım yine. Vücudum uyuşuk ve gözlerim açılmıyor. Kulaklarım çığlık ve hıçkırıklar içerisinde ağlayan sesi duyuyor. Lavanta dışında bir şey koklayamıyorum. Ölüyorum sanırım. Cehenneme gidiyorum sanırım. Cennete gitmek isterdim sanırım.

Bitmeyeceğinin düşüncesine kapılıp, nehire koşmaya başladı. Soğuk su ile yüzünü yıkamak belki bir şeyleri düzeltir diye düşündü. Nehrin sesine doğru gidiyordu. Görebildikleri bulantılı yeşillikler ve akarsuyun parlaklığıydı. Nefret etmeye başladığı nehrin seslerine ilahiler yazmayı düşündü.

Yeter artık. Nehire geri atlamalıyım sanırım. Bu kulak yırtıcı ses gittikçe yaklaşıyor. Yeter.

Yüzüne su çarpmak yerine suya düşeceğini tahmin etmemişti. Yüzündeki su artık sadece nehrin suyuydu. Ağlama çığlıkları durdu ama duyduğu yardım çığlıkları kulaklarını tırmalıyordu.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat
Dijital