11/06/2010 | Yazar: Rahmi Öğdül

Modern mimarlık ile kriminoloji arasında kurucu bir suç ortaklığı var.

Modern mimarlık ile kriminoloji arasında kurucu bir suç ortaklığı var. Her ikisi de kendi düsturlarını insan bedenine yönelik sosyal-Darvinci yaklaşımlardan yola çıkarak oluşturmuşlardı. Modern mimarlılığın kurucu babası sayılan mimar Adolf Loos’un meşhur “Süs ve Suç” (1908) başlıklı makalesindeki argümanlar, suçlular üzerine çalışan İtalyan antropolog Cesare Lombroso’nun (1835-1909) savlarına dayanıyordu.

19. yüzyılda dönemin sosyal-Darvinci anlayışları, kültürler, topluluklar arasında evrimsel gelişime göre hiyerarşik yapılar kuruyordu. Modern Avrupa evrimsel gelişim şemasında en üstte yer alırken, barbarlar, vahşiler olarak tanımlanan yerli halklar ise evrimsel gelişimin daha aşağı bir evresini temsil ediyorlardı. Yerlilerin kendi bedenlerini, ürettikleri araç gereçleri çeşitli dekoratif öğelerle süslemeleri bir ilkellik belirtisi olarak tanımlanıyordu beyaz Avrupalılar arasında. Önce süs ile ilkellik arasında bağlantı kuruldu. İlkellerin kendi bedenlerini süslemeye, bedenlerine dövmeler yapmaya yönelik karşı konulmaz bir arzuları vardı. Daha sonra bu süslenme tutkusu modern toplumdaki yoz bireylerin teşhis edilmesinde kullanıldı. Kadınların evrimsel gelişimin erken bir evresinde tutuklu kaldığı sonucuna vardılar. Süslenmeye yönelik arzuları onları yoz kişiler yapmaya yetiyordu.

SUÇLULAR ATAVİZMİ BEDENLERİNDE SERGİLİYOR
Batılılar yerli bedenlerindeki süslemeleri keşfedince batıda dövme yaygınlaştı. Antropolog Lombroso İtalya hapishanelerinde yaptığı araştırmalarda suçluların bedenlerine dövme yaptırdıkları gözlemledi. İlkellik ve yozlaşmanın bir göstergesi sayılan dövmeye bir üçüncü özellik daha ekledi Lombroso: suçluluk. Suçlular, yoz kişiler ve ilkeller bedenlerine dövmeler yaptırıyordu. Modern toplumda bedenine ve gündelik kullanım nesnelerine süslemeler yapmak bir suçluluk belirtisine dönüştü. Evrimsel olarak ortadan kalkması gereken bir özelliğin yeniden nüksetmesi olarak bakılıyordu süse. Suçlular bu atavizmin tüm özelliklerini bedenlerinde sergiliyorlardı.

Lombroso sadece suçluların bedenleriyle ilgilenmekle kalmadı; araştırmasını suçluların kültürünü kapsayacak şekilde genişletti. Bedenin dış özelliklerinden mizacı, karakteri tayin etmeye yarayan sözde bilim fizyognomiyi, bedenin protezlerine, yani gündelik kullanım nesnelerine doğru yayarak, bir bakıma kültürün fizyognomisini kurdu; fizyognominin sınırları maddi kültürü de içerecek şekilde genişletti. Suçlular aşırı bir tutkuyla duvarlara, ranza tahtalarına, kitap kenarlarına, ilaç ambalajlarına ve hatta talim alanındaki oynak kumlara, düşünce ve duygularını yansıtacak çizimler yapıyor ve yazılar yazıyorlardı. Suçluların bu önüne geçemedikleri çizme arzusuna grafomani adı verildi. Suçlularda görülen bu piktografik aşırılık onlardaki atavizmden kaynaklanıyordu; bu atavizmden dolayı suçlular, ilkellere özgü hiyeroglifsel ve sembolik tarzda iletişim kurmak zorunda kalıyorlardı. Bedeni süslemek ya da gündelik nesnelerin üzerine çizimler yapmak ilkellerin, yozlaşmış kişilerin ve suçluların bir özelliğine dönüşmüş oldu böylelikle.

Aynı yaklaşımları modern mimar Loos’un yazılarında da görüyoruz. Loos, Lombroso’nun mantığını izlemeyi sürdürür: “Dövme yaptıran modern bir kişi ya suçludur ya da yoz biridir. Suçluların yüzde sekseninin dövmeli olduğu hapishaneler var. Hapishanenin dışındaki dövmeli kişiler ise ya gizli suçlulardır ya da yozlaşmış aristokratlardır.” Loos, içsel arzusundan dolayı duvarlara erotik semboller çizen modern kişinin bir suçlu ya da yoz biri olduğunu aynı mantıkla saptıyordu. Lombroso gibi Loos da bu işaretleri evrimsel gelişimin göstergesi olarak görüyordu: “Bir ülkenin kültürel gelişimi, tuvalet duvarlarındaki grafiti miktarıyla ölçülebilir. Çocuklarda ve ilkellerde bu arzu anlaşılabilir, fakat “Papualılarda ve çocuklarda doğal olan bu şey, modern insanda yozlaşmanın bir göstergesidir.”

İNSAN EVRİMSEL GELİŞİMİNİ TEKRAR EDER
Loos’un, modern mimarlığın düsturu haline gelen “kültürün evrimi, gündelik kullanım nesnelerinden süslemenin atılmasıyla eşanlamlıdır” saptaması, Lombroso’nun da sarıldığı dönemin sosyal-Darvinci anlayışlarına dayanıyordu. Loos “Süs ve Suç” makalesine, Ernst von Haeckel’in ünlü biyogenetik yasasıyla başlar: “ontogeni (varlık-oluş), filogeniyi (tür-oluşu)  özetler.” Bir embriyonun gelişim evrelerinin, kendi türüne özgü evrimsel gelişime uyduğunu ileri sürmüştü Haeckel. Loos, bu ilkeyi kısaca şöyle özetliyordu makalesinde: “Ana rahmindeki bir insan embriyosu, hayvan krallığının geçirmiş olduğu tüm gelişim evrelerinden geçer. Ve bir insan doğduğunda onun duyu izlenimleri, yeni doğmuş bir köpeğinkine benzer. Çocuklukta, insanlığın gelişim evrelerine tekabül eden tüm değişimleri geçirir. İki yaşında bir Papualının, dördünde bir German kabile adamının, altısında Sokrates’in, yedisinde ise Voltaire’in gözleriyle görür.” Kısacası bir insan ana rahminden başlayarak kendi türünün geçirdiği evrimsel gelişimleri tekrar eder ve sonunda yetişkin bir modern insan olur.
Dolayısıyla modern olmak, ilkellikten, kadınsılıktan ve çocuksuluktan kurtulmakla eşanlamlı hale gelmişti.

Modern mimarlık ile sosyal-Darvinci anlayışlarla kurulmuş kriminoloji arasında hiç de dolaylı olmayan bağı, modern mimar Adolf Loos ile kriminolog Cesare Lombroso arasındaki ilişki üzerinden kolaylıkla kurabiliyoruz. Kriminolojinin insan bedeni üzerinde kurduğu denetimi modern mimarlık, bedenin kabuğuna dönüşen konuta taşımıştır.



Etiketler: kültür sanat